Mesenler

Günümüzün sanat koleksiyonerleri, mesenler, sanat ile toplum arasında köprü kuran elçiler gibiler.

Sanat yapıtlarını, “Saray”dan Halk’a taşıyan bu koleksiyoncular, antrepoların Müzeleşmesine de katkı yapan kişiler.

Sanat piyasası elbet karakteristiği itibariyle mevcut ekonomik düzenle (para)lellik içinde…

Ancak mesenler, sanatçıya, bir anlamda, banka, sigorta, sponsor, reklam ajansı oluyor;

Paylaşıma olanak sağlayan işlevleriyle de, bir sergilik, bir konserlik sosyalistler!

Gerçekte, ‘Mesen’ sözcüğü M.Ö. 70’lerde Sezar’a danışmanlık yapan Gaius Maecenas’dan geliyor…

İmparatorluklar da, Kilise de, sanatı “kullanmış”… Karşılığı, “koruma”…

İtalya’da Mediciler, Fransa Kralı I. Francis (16.yy) sanatçıların hamisiymiş…

Osmanlı’da, Fatih’in Bellini’yi davetiyle artan ve Sultan Abdülaziz’in ilk resim akademisini 1874’te kurmasıyla yükselen “sanat’a ilgi”..

III. Selim’in, 1830’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni kurmasıyla taçlanmış...

Fakat asıl Kütür ve Sanatı baş tacı yapan Cumhuriyet sayesinde sanat dallarında hem çeşitlenme, hem de derinleşme yaşanmaya başlanmıştır:

Anadolu toprağı, antik sanatsal birikimle zaman aralığını eşitlemiş,

Modern kurumlar açısından, eksiğini gediğini hızla gidermiştir.

Öte yandan, Kültür Sanat alanında kamu ile özel sektörün sahneyi paylaşması olağandır.

Buna karşılık, kimi yeni alanlarda özel sektör, öncülük yapmaya başlamıştır.

Sadberk Hanım Müzesi, çeşitli araştırma enstitüleri, İstanbul Kültür ve Sanat Festivali, bu anlamdadır, bunlara ek (ve farklı) olarak Mesenlik ise zaten tabiatında “özel” sayıla-bilir.

Sanatı destekleyenlerin de desteğe ihtiyacı olabilir, başta sanatçılar olmak üzere toplumsallık ise, her kesimin gereksinmesidir…