Mezarlarınıza Tüküreceğim !

Mahkeme Cumhurbaşkanı’nın aracına tüküren gence cezayı basınca, dayanamadım...

Yargılanmak da kendi başına rahatsız edici bir durum ama “ceza almak” iyice kötü.

Suçlu olduğunun tescillenmesi anlamına gelir ve yargılananı hayatı boyunca takip eder.

Şakası filan olmayan bir durumdur yani!

Bu nedenle, bir insana “Suç işledin ve ceza aldın!” denmesi için, gerçekten “ipe sapa gelir” nedenlere ihtiyaç var.

Mesela, başbakanın, cumhurbaşkanının otomobiline tükürülmesi bence “ipe sapa gelir” bir neden değil.

Cumhurbaşkanları, başbakanlar, parti başkanları filan, her daim göz önünde olan insanlardır, sevenleri de sevmeyenleri de olur.

Binler, yüzbinler kendisini tutar, tükürmez.

Ama öfke kontrolü zayıf olan biri, duygularına yenik düşebilir.

***

Öte yandan, birini suçlu ilan etmek, sadece ceza alanı değil o cezayı verdireni de, vicdan azabı olarak dünya döndükçe takip eder.

Hele ki incir çekirdeğini doldurmayacak bir nedenle gerçekleştiyse.

Ömrünün baharını sürmekte olan delikanlıya reva görülen ceza, sadece bu nedenle bile, akıllara seza bir aymazlık örneği olarak değerlendirilmelidir.

***

Zamanında, Londra’da yaşayan bir insanın, işgüzar bir belediye otobüsü şoförü yüzünden hayatının nasıl karardığına dair bir haber yazmıştım.

Üniversite öğrencisi ayağını karşısındaki koltuğa uzatmış, şoför otobüsü polis merkezinin önüne çekip zabıt tutturmuş, ardından da davayı inatla takip etmişti.

Sonunda, üniversite öğrencisi kamu malına zarar vermekten mahkum olmuştu.

Mahkum olan (ben onu dinlediğimde orta yaşı devirmişti), sicilinde böyle bir “suç” (kamu malına zarar vermek) bulunduğundan çaldığı her kapıdan geri döndürülmüş, işsizliğe mahkum kalmıştı.

***

Yirmi sekiz yaşındaki Fatih Koçkesen’in yargılanması ve ceza alması da işte tam böyle bir durum.

Koçkesen, “Cumhurbaşkanı’na karşı hakaret” suçu işlemekten yargılanmış ve ceza almıştır.

Burada size davayı anlatmayacağım.

Olayın nasıl gerçekleştiğini, genç adamın savunmasını, Cumhurbaşkanı’nın avukatının söylediklerini filan gazeteler yazdı.

İsteyenler geriye dönüp okur.

***

Bu davayı medyadan izlerken, aklıma durmaksızın Boris Vian’ın ünlü kitabı Mezarınıza Tüküreceğim geldi.

Nedense davanın başladığı günden bu yana, dava her medyaya yansıdığında, ünlü yazarın yıllar önce okuduğum bu kitabını hatırladım.

***

Boris Vian’ı  severim.

Paris yakınlarında doğan ve mühendislik eğitimi gören yazar, 1947 yılında işinden kovuldu.

27 yaşındaydı ve önemli kitaplara imza atmıştı.

Mezarınıza Tüküreceğim, bu kitaplardan biridir.

Afrika kökenli ABD vatandaşı Anderson’un, erkek kardeşinin, linç edilerek öldürülmesiyle başlayan roman, bir nevi intikam öyküsüdür.

Kahramanımız Anderson, erkek kardeşinin intikamını, beyaz kızlara tecavüz ederek alacak, cezasını da asılarak ödeyecektir.

Boris Vian’ın bu kitabı yasaklandı.

Yüz bin adet basıldığı için olsa gerek, yazar 100.000 Frank para cezasına çarptırıldı.

***

Henüz okumadıysanız, denk getirin ve bir kaç Boris Vian kitabı okuyun.

(İşinizi kolaylaştırmak için, yazının sonunda size yazarın kitaplarının bir listesini vereceğim.)

Okuyun, çünkü Boris Vian bir dönemi anlamak için olduğu kadar, insana dair davranışların kökenlerine inebilmek açısından da çok önemli.

1920’de doğup 1959’da ölen ve sadece otuz dokuz sene ömür süren yazar, Avrupa’nın üzerinde dumanlar tüterken ve küllerinden yeniden doğarken yaşadı.  

Sadece romancı değil, müzisyendi de.

Caz seviyordu.

Çaldığı gibi, bu konuda yazılar da yazdı.

Boris Vian yazdıklarıyla ve yaptıklarıyla hep ses getirdi.

1954 yılında, Cezayir Savaşı’nı konu edinen Asker Kaçağı isimli şarkısı, Fransa’yı karıştırdı.

Milliyetçiler’in ayaklanmasına yol açtı.

Hükümet şarkıyı yasaklamak zorunda kaldı.

Benzer bir durum, Normandiya Çıkarması adlı tiyatro oyunu için de geçerlidir.

***

Ömrünün son yıllarında, Avrupa’yı sarsmaya başlamış olan varoluşçuluğu benimseyen Boris Vian, sinemaya da ilgisiz kalmadı.

Filmlerde küçük roller almayı seviyordu.

23 Haziran 1959 günü, Mezarlarınıza Tüküreceğim isimli romanından uyarlanan filminin galasında kalp krizi geçirdi.

On iki yaşından itibaren onu rahat bırakmayan kalbi, sonunda tamamen durmuş, bir daha da çalışmamıştı.

***

Başlarda da söylediğim gibi, Mezarlarınıza Tüküreceğim isimli kitapta, zenci Anderson, kardeşini linç edenlerden intikam almak için beyaz kadınlara tecavüz ediyordu.

Fatih Koçkesen ise, Soma’da yaşanan facia nedeniyle, dönemin başbakanının otomobiline tükürdü.

Üstelik, aracın içi boştu.

***

Otomobili koruyanlar, tıpkı Londra’da ceza alan genç örneğinde olduğu gibi, yemediler, içmediler, mesele haline getirdiler bu “ipe sapa gelmez” konuyu.

Ve sonunda, genç bir adamın çanına ot tıkandı!

“Bravo!”

Alkışlar, alkışlar, alkışlar...

Ne kadar tebrik etsek az!

Meselenin tam ters bir biçimde gerçekleşebileceğini hiç mi düşünmediler acaba geçen süre zarfında?

Demek istediğim, başka bir durumda, öfkelerine yenik düşenin kendileri olabileceğini hiç mi akıl etmediler?

Herhalde etmemişlerdir.

Emin değilim. Belki de etmişlerdir.

Emin olduğum bir şey varsa o da şu:

Boris Vian okumamışlardır.

Kesin!

.....................

Boris Vian’ın kitapları:
Günlerin Köpüğü (1946, roman)
Mezarlarınıza Tüküreceğim (1946, roman)
Pekin'de Sonbahar (1946, roman)
Karıncalar (1946, öykü)
Buzlaşmış Ezgiler, Gebermek İstemiyorum (1946, Şiir)
Kurt Adam (1946, öykü)
Mezarlarınıza Tüküreceğim (1946, roman)
Ölülerin Derisi Hep Birbirine Benzer (1947, roman)
Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek (1947, roman)
Çıtırlar Farkında Değil (1949, roman)
Kırmızı Ot (1950, roman)
Yürek Söken (1954, roman)