Milli Kimlik Duygusal Aidiyet İster, Ama Karın Doyurmaz

Değerli düşünür dostlarım,

Bireysel kimlik tanımı başta toplumsal-coğrafi aidiyet olmak üzere biyolojik –karakteristik özelliklerden, etnik ve kültürel kökenlerden, sosyal statülerden, mesleki niteliklerden beslenir. Sakalı kızıl olduğu için ‘’Barbaros’’, topal olduğu için ‘’Aksak Timur’’, gel git akıllı olduğu için ‘’Deli İbrahim’’, çok uzun boylu olduğu için ‘’Uzun Ömer’’, etnik kökenlerinden ötürü ‘’Çerkez Ethem’’, ‘’ Kürt İdris’’, ‘’Laz Ziya’’, yaşadıkları/doğdukları yerler itibarı ile ‘’Keşan’lı Ali’’, ‘’Ulubat’lı Hasan’’ gibi isimler ilk aklıma gelen örneklerdir. Bunun yanısıra başkan, bakan, müsteşar, müdür, profösör, doçent, muhtelif askeri rütbeler vs gibi idari-akademik-devlet ünvanları ve doktor, avukat, kaptan,berber,şöför,marangoz, kasap vs gibi meslekler isimlerin önüne eklenerek bireysel kimlikleri betimlerler.

Milli kimlik tanımı ise gönüllü olarak bir arada yaşayan kitlelerin bayrak-dil-vatan coğrafyası-yönetim biçimi/rejim gibi ortak değerlerinden etkilenir. Bu değerler etrafında birleşen, ayni toprakların hür ve eşit paydaşları olarak birlikte var olma tercihlerini-iradelerini ortaya koyan insanların oluşturduğu sosyal yapıya Millet denir.

Milleti oluşturan fertlerin etnik kökenleri, kültürel- inanç temelli farklılıkları, sosyal antropolojik ve fizyolojik özellikleri onların bir arada, sosyal bir düzen içinde yaşamak azim ve iradelerine asla engel teşkil etmez. Ortak menfaatler çatışma ve ayrışma konularını tolere edebilir. Her birey özelinde kendi tercihlerini yaşayabilir ancak kurumsal prensiplere ve beşeri hayatı disipline eden yasalara saygılı olmak şarttır.

Yasalar ise  muayyen zümrelerin egemenliğinde değil, toplumun tümünü kapsayabilecek şekilde geniş tabanlı uzlaşma sağlanarak yapılır ve uygulanır.

Dünyanın herhangi bir yerinde kendinizi tanıtırken adınız ve soyadınızdan hemen sonra vatandaşı olduğunuz, pasaportunu taşıdığınız devletin ismini vermek zorundasınızdır. Kimse size dininizi ve dünya görüşünüzü sormaz, sizin etnik ve kültürel alt yapınız uluslar arası platformlarda kimsenin umurunda değildir, sadece milliyetinizle-kariyerinizle-yaptığınız iş ile ilgilenirler ve ülkenizin gücü-saygınlığı-büyüklüğü doğrultusunda muamele görürsünüz.

Hal böyle iken ;T.C Devletinin pasaportuna sahibim ve o sayede  küresel manada seyahat özgürlüğümü yaşıyorum, bu ülkenin kaynaklarından-olanaklarından ve itibarından yararlanıyorum ama ben aslında Türk değilim demek, Türk Milli marşı söylenirken /çalınırken saygı duruşunda bulunmamak,Türk Bayrağına sahip çıkmamak en hafif tabiri ile nankörlük-kadir bilmezlik ve iki yüzlülük olur. Etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin nimetlerinden-fırsatlarından yararlanan her yurttaş asil Türk Milletinin bir ferdi olduğunu idrak ve kabul etmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki Türk Milleti denildiğinde kan ve kafatası sınıflandırması ile belli bir ırk asla kastedilmemektedir. Çok kültürlü, farklı etnisitelerden, farklı dünya görüşüne sahip kitlelerin kendi hür iradeleri ile ve müşterek çıkarları doğrultusunda, ayni coğrafyada, ayni milli bayrak altında, tek bir resmi dil ve uniter bir yapıda huzur içinde bir arada yaşayarak oluşturdukları nüfus akla gelmelidir.

Bilimsel araştırmalar yeryüzünde dört bin civarında farklı etnisiteden yaklaşık yedi milyar insanın yaşamakta olduğunu göstermektedir. Bunun ancak yüzde 5 - 8 kadarı resmi devlet ve millet statüsüne kavuşabilmiştir. Bu demektir ki Millet’ ler onlarca farklı etnik grupların birleşmesi-bütünleşmesi ile meydana gelmiştir.

Önemli olan rıza ile bir arada yaşama dürtüsünü canlı tutabilecek iklimi yaratmak-muhafaza edebilmek, milli kimliği onurla taşıyabilmek, hiç bir komplekse kapılmadan etnik-antropolojik kökenle sosyolojik ve siyasi aidiyeti ayırd edebilmektir.

ABD de olduğu gibi farklı kökenlerin tek bir milli kimlik altında müreffeh ve özgür bir hayat sürmeleri mümkündür. Afrika-Avrupa-Uzak doğu göçmeni milyonlarca Amerikan vatandaşı artık kökenlerini günlük hayatta dile getirmek ihtiyacı bile hissetmiyorlar, Amerikan milli marşını dinlerken/söylerken ellerini yüreklerine koyuyorlar, Amerikan yasalarına saygılılar, nimetlerinden istifade ettikleri ülkeye gönülden bağlılıklarını ve sevgilerini samimiyetle sergileyebiliyorlar. Atalarının doğdukları değil kendi yaşadıkları-doydukları toprakları vatanları olarak kabul ediyorlar. Kökenlerine ilişkin geleneksel ritüellerini ise kendi çevrelerinde özgürce yaşamaya devam ediyorlar.

Tabiatı ile bu durum tek taraflı olarak gelişen bir sosyal ahenk değildir. İdare de, bu aidiyet duygusunu canlı tutmak üzere her türlü tertip ve tedbirleri titizlikle almaktadır. Hiç bir alt kimliği dışlamadan-yalnızlaştırmadan sistemin tüm fırsatlarını, nimetlerini eşit bir şekilde istifadeye sunmaktadır.

Sevgili Okurlar,

Bireylerin milli kimliklerini benimseyebilmeleri ve gururla taşıyabilmeleri kendilerini o milliyete ait hissedebilmelerine, o milletin bir parçası olduklarını kabullenmelerine ve anonim değer yargılarına sahip çıkmalarına bağlıdır. Zorla kimseye milli kimlik dikte ettirilemez ve sadece pasaport sahibi olmakla da gerçek anlamda milli kimlik kazanılmaz.

Ünlü Fransız sinema sanatçısı-yapımcı ve iş adamı ‘’Gerard Depardieu’’ yakın geçmişte ülkesindeki vergi sistemini protesto etmek amacı ile vatandaşlıktan çıkarak kendisine yeni bir yurt edinmiştir. Putin’in daveti üzerine Rus pasaportu almış ve bu ülkenin vatandaşlığına geçmiştir. Kendi gönül dünyasında ne hissettiğini bilmek mümkün değil ama bu saatten sonra sevgili Depardieu’dan ne kadar Rus olur tartışılır.

Değerli düşünürler,

Ülkemizde yeni Anayasa hazırlıkları kapsamında milli kimliğimizin yeni baştan tanımlanmasına ilişkin bir temayül olduğu anlaşılmaktadır. Farklı etnisitelere mensup gruplar kendi kimlik anlayışlarını empoze etmeye-dayatmaya çalışmaktalar.

Bu arada göz ardı edilen çok önemli bir husus vardır ki o da salt kimlik kazanımları,
ne özgürlük alanlarını genişletir ne de refah seviyesini yükseltir. Tabiri caizse milli kimlik, aç ve yoksul insanların karınlarını doyurmaz,yaşam kalitelerini arttırmaz.

Nitekim; 182 ülkenin içinde bulunduğu ‘’Beşeri Gelişmişlik’’ listesinde Türkiye 92. sırada yer almaktadır. Bu sayıya bakıp eh pek te fena değil orta sıradayız gibi düşünmeyiniz, zira bizim altımızdaki ülkelerin isimlerini yazarsam moraliniz bozulur. Beşeri gelişmişlik çok kapsamlı ve karmaşık bir konu olup içinde kültür, hukuk, gelenekler, inanç ve ahlak değerleri vardır. Kişi başına milli gelir beşeri gelişmişliğin diğer önemli bir bileşenidir. Milli gelir artışı da fakirlikten çıkıp kalkınmaya başlamak için hakim parametredir. Milli geliri arttırabilmenin yolu da katma değeri yüksek ürünler üretebilmek ve bunları rekabetçi fiyatlar ile tüm dünyaya satabilmekten geçer.
Türkiye’de çalışan nüfusun % 25 i tarım sektöründe olmasına rağmen bu kesimin milli gelirin ancak % 5 ni üretebildiği gerçeği üzerinde dikkatle düşünülmesi icap eder.

Kimlik kavgası içinde olanların bu konuları da çok iyi değerlendirmeleri gerekir.

Netice olarak demem odur ki ; eğer ayni vatan topraklarında tek devlet ve tek millet olarak bir arada yaşamak isteniyorsa, daha gelişmiş bir demokrasi, daha özgür ve müreffeh bir yaşam hedefleniyorsa değişik kökenlerin siyasal bazda Türk üst kimliğini İçlerine sindirmeleri, bunun onurunu hissetmeleri, alt kimliklerini kendi özel hayatlarında-gönül dünyalarında yaşamaları doğru olur. Buna mukabil devlet anlayışının da farklı kültür ve kökenlere karşı daha kapsayıcı-bütünleştirici, daha demokratik ve özgürlükçü bir yaklaşım içinde kalması-gelişmesi zarureti vardır.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist