Milliyet yönetiminin durum muhakemesi

Değerli düşünür dostlarım,

İmralı görüşmelerine ait tutanakların, bir başka deyişle terörist başı Öcalan’ın dikte ettirdiği, Türkiye’nin terör ve Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerinin ve adeta direktif mahiyetindeki düşüncelerinin Milliyet gazetesinde yayınlanması yurt çapında büyük yankı uyandırmıştır.

Toplumun geniş bir kesimi bunun tamamen bir gazetecilik başarısı ve halkın haber alma- gerçekleri bilme hakkına hizmet olduğunu kabul ederken bir diğer bölümü bu tarz bir yayının süreci menfi yönde etkileyeceği, sosyal barış ve huzur ortamını sabote edeceği endişeleri ile sorumsuzluk örneği olarak değerlendirmiştir.

Sayın Başbakan da dün Balıkesir’de sivil toplum örgütlerine hitaben yaptığı konuşmasında Milliyet’in yaptığının gazetecilik olmadığını belirtmiş, gazete yönetimini eleştirmiş ve ‘’Batsın böyle gazetecilik’’ ifadesini kullanmıştır.

Her ne hikmetse bahse konu tutanakların muhteviyatı gözardı edilmekte, daha çok nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığı,yayınlanmasının doğruluğu/yanlışlığı tartışılmaktadır. Oysaki asıl dehşete düşülmesi ve üzerinde dikkatle durulması gereken içeriktir. Gazete, haber kaynağını gizli tutmak hakkına sahiptir. Haber kaynağı kim olursa olsun, hangi amaçla servis edilirse edilsin haberin kapsamındaki gerçeklikler bakımından hiç bir şeyi değiştirmez.

Nitekim bu arada gerek hükümet cenahından ve gerekse İmralı görüşmelerine iştirak eden BDP vekilleri ile MİT yetkililerinden zabıtların içeriğine ilişkin herhangi bir tekzip-yalanlama gelmemiştir.

Milliyet yönetiminin bu haberi yayınlamak veya yayınlamamak konusunda çok ciddi ve kapsamlı bir durum muhakemesi yaptığına inanıyorum. Fayda-Mahzur analizi ile olası riskleri enine boyuna değerlendirdiklerine eminim. Ülkemizin iç barışına ve daha müreffeh günlere erişmek adına yapılan çalışmaları engellemek-baltalamak gibi bir maksatlarının asla sözkonusu olamayacağına dair kanaatim tamdır. Netice itibarı ile muhteşem bir haber özelliği taşıyan istihbaratlarının kamu oyu ile paylaşılmasının doğruluğu ve yararına dair kurumsal kanaatlerini oluşturmuşlar ve ‘’Baldıran zehirini ‘’ içmeyi göze alıp yayınlamışlardır. Korkarım bundan sonra hayat onlar için eskisi gibi devam etmeyebilir.!

Milliyet’in bu zor kararının sürece müdahil olan tüm paydaşların müteakip adımlarını daha dikkatli atmalarını, gizli kapaklı hesaplardan arınarak şeffaf ve samimi bir yaklaşım içinde olmalarını sağlamasını dilerim.

Sevgili okurlar, Milliyet kavramının son günlerde nasıl eğilip büküldüğünü, etimolojik ve terminolojik manada nasıl da sulandırıldığını, kafatası antropolojisi-ırkçılık-etnik ayrımcılık gibi nitelemeler ile aşağılanmaya,dışlanmaya çalışıldığını hep birlikte üzülerek izlemekteyiz. Bu neyin kavgasıdır ? Hangi ihtiyaçtan doğmuştur ? Neyin hazırlıkları-provaları yapılmaktadır ? Ulusal kimliğimizi değiştirmek gayretleri bu ülkeye ne kazandıracaktır ?  Milli mukaddeslerimizin sınırları yeni baştan mı çizilmek istenmektedir ? Yeni anayasımızda bu coğrafyada barış içinde bir arada, hür ve eşit yurttaşlar olarak yaşayan, ülkü birliğine sahip insanlara ‘’ Türk Milleti’’ nden başka bir kollektif sosyal-siyasi kimlik mi planlanmaktadır ?

Bu soruların cevaplarını bilmek hakkımız vardır. Takipçisi ve denetleyicisi olmak ta vatandaşlık görevimizdir.

Değerli düşünürler,
Türkiye’nin terör ve Kürt sorununun ivedilikle çözüme kavuşturulması, kaçınılmaz ve ertelenemez bir milli zarurettir. Ancak bedeli ne olursa olsun, her şeye rağmen çözüm anlayışı kesinlikle kabul edilemez. Bu sürecin sancılı ve yorucu geçeceği aşikardır. Sabır, soğukkanlılık, ağırbaşlılık ve kararlılık içinde çabaların sürdürülmesi gereği vardır. Olumlu veya olumsuz her türlü gelişmenin sorumluluğu da, başarısı da paylaşılmalıdır. Zira ulusal enerjimizi-kaynaklarımızı-huzurumuzu kemiren, refah seviyemizi ve özgürlük alanlarımızı tehdit eden bu sorunun çözümünün, hiç bir kişi ve /veya kurumun tek başına kahraman olmak ve siyasi parsayı toplamak tutkusuna bırakılamayacak kadar büyük önemi ve hayati aciliyeti vardır. Bu nedenle çözüm için yapılmakta olan çalışmaların sekteye uğramadan devam ettirilmesi ve mutlak surette TBMM de temsil gücü olan tüm siyasi partilerin,diğer anayasal kurumların,STK larının,ünversitelerin, sürece dahil edilmesi şarttır.

Geniş tabanlı toplumsal uzlaşı sağlanmadan elde edilebilecek hiç bir sonuç kalıcı ve güvenilir nitelik taşımaz.

Malum çok iş imansız, çok laf hatasız olmazmış. Dolayısı ile şu sıralar toplumda mevcut çözüm iradesinin ve eskiye nazaran görece daha olumlu siyasi iklimin bozulmasına meydan vermemek için mümkün mertebe çok çalışıp az konuşmakta fayda var.


Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist