Mülteci sorunu nasıl çözülür?

Avrupa Birliği gerçekten zor bir mülteci sorunuyla karşı karşıya. Üstelik bu sorun, küresel eşitsizlik ve istikrarsızlık devam ettiği sürece bitmeyecek. Yani uzun yıllar sürebilecek bir problem var önümüzde.

     Avrupa'da sorunun çözümünü Almanya Başbakanı Angela Merkel üstlendi. Ama Merkel yüzeysel önlemlerle işi çözmeye, öylelikle kendi  kısa vadeli siyasi ihtiyacını karşılamaya çalışıyor.

      Merkel'in acelesi var. Aslında 7 Mart'ta Brüksel'de Başbakan Davutoğlu ile yapılan görüşmede işi bağlamak istiyordu. Ama Türkiye tarafı, beklenmedik ve diplomatik çalışma teamüllerine aykırı bir şekilde, son dakikada üzerinde daha önce hiç konuşulmamış yeni bir öneri getirdi.

     Bu öneri, AB'nin Türkiye'ye iade edeceği her Suriyeli mülteciye karşı Türkiye'den başka bir Suriyeli mülteci almasını öngörüyor. Suriyeliler dışında büyük çoğunluğu Iraklı ve Afganistanlı olan diğer mültecilerin hepsini Türkiye, AB'den  geri almayı kabul ediyor.

     Köşeye sıkışmış Merkel, acelesi olmasına rağmen, bu öneriyi incelemeye almayı kabul etti. Mart ayı içinde mutabakat sağlayalım, anlaşma yapalım ve uygulama başlasın istiyor.

     Yeni öneri, hep işaret ettiğimiz gibi, Ankara'nın öngörülmesi zor bir müzakere ortağı olduğunu ve her an yeni taleplerle ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Bu da kendi başına bir sorun ve Merkel'in işini zorlaştıracaktır.

     Ankara'nın yeni ortaya attığı "bir Suriyeli'ye karşı başka bir Suriyeli" ilkesi, iyi düşünülmemiş bir öneri gibi görünüyor. Taraflar kabul edip uygulamaya koyulursa, pek çok sorun doğurabilir.

     Her şeyden önce, insanların hangi ülkenin vatandaşı olduğuna göre ayırıma tabi tutulması ve iltica taleplerinin buna göre kabul veya ret edilmesi, kaba bir ayırımcılık. İltica talepleri, her bireyin kendi durumuna ve gerekçesine göre değerlendirilmeli. İltica hukuku ve insan hakları bunu gerektiriyor.

     Irak 2003-2011 arasında korkunç bir Amerikan işgali yaşadı. İç savaş hâlen devam ediyor. Afganistan'da da benzer bir durum var. Iraklıların ve Afganistanlıların iltica taleplerinin, sadece o ülkelerin vatandaşı oldukları için reddedilmesi sakat ve yanlış bir tutum.

     Öyle anlaşılıyor ki AKP hükümeti bu kişileri geldiği ülkeye geri göndermeyi planlıyor. Ama uygulamada bu da hiç kolay olmayacak.

     Eğer Ege Denizi'nden geçişler durdurulamazsa, "bire bir" ilkesini AB'nin uygulaması zor. Çünkü farklı kişiler de olsa, Ege'yi geçip iltica başvurusu yapan toplam Suriyeli sayısı kadar insanı AB almak zorunda kalacaklar. AB ülkeleri hiç böyle bir eğilim içinde değil.

     Eğer Ege üzerinden geçişler durdurulursa, bu kez Türkiye'ye gelen Suriyelilerin hepsi burada kalacaktır. Bu da Türkiye için kaldıramayacağı bir yük oluşturur.

     Mülteci sorununa nasıl bir çözüm?

     Merkel Planı'nın en zayıf yönü, sorunun kaynağına hiç dokunmaması.

     Ege üzerinden Yunanistan'a geçen mültecilerin yaklaşık yarısı Suriyeli.  Öncelikle Suriye'de savaşın bitirilmesi gerekiyor.

     Savaşın hızlı bir şekilde bitmesi mümkün. Bunun için AB ve Amerika'nın Rusya ile kuvvetli bir iş birliği yapması gerekli ve yeterli.

     Ancak savaşı hızla bitirecek işbirliği, şimdi olduğu gibi ayak sürüyerek olmaz. Bir taraftan Rusya ile müzakere ederken, diğer taraftan Rusya batağa saplansın ve boyunun ölçüsünü alsın diye Cihatçı Selefileri el altından destekleyerek olmaz. (Mesela: The Wall Street Journal, 23 February 2016, "Pentagon, CIA Chiefs Don’t Think Russia Will Abide by Syria Cease-Fire" ).

     Merkel Kasım ayından beri Türkiye ile anlaşmaya çalışıyor. Eğer o tarihten beri AB, Amerika ve Rusya kuvvetli bir işbirliği yapsaydı, şimdi Suriye önemli ölçüde istikrara kavuşmuş, göçmen akışı durmuş olurdu.

              Ancak Suriye’de savaşın bitmesi, AB’nin karşılaştığı göçmen krizini sadece kısmen çözmüş olacak. Dünyanın başka bölgelerinde savaşların bitmesi ne yazık ki henüz mümkün görünmüyor.

     Artık herkes, Avrupa’ya giden en kolay  yolun Ege kıyısındaki Türk şehirlerinden Yunan adalarına geçmek olduğunu öğrendi. Bu yolu yaz aylarında yüzerek aşmak bile mümkün.

     AB’nin Ege sınırlarını koruması ve mülteci akışını denetleyebilmesi, uzun vadede Merkel planıyla mümkün değil. Çünkü Merkel planı, Türklere para verelim, Türkiye göçmenler için çöplük, AB için güvenlik kuşağı oluştursun fikrine dayanıyor. Tam da Merkel'den beklenebilecek ve ona yakışan bir plan!

    Ama bu plan uzun vadede yürümez.

     Türkiye ve Ege üzerinden AB’ye dönük mülteci akışının istikrarlı bir denetimi, ancak Türkiye’nin AB’ye üye olmasıyla mümkün.

     Sorunun sağlıklı çözümü, AB üyesi olmuş bir Türkiye’nin sınırlarının, AB’yle ortak belirlenecek ilkeler doğrultusunda korunması ve maliyetin adil bir şekilde paylaşılmasıyla gerçekleşir. Bu maliyet, mülteci yükünün öngörülemez yüküne karşı, bilinen bir miktar olacaktır.

     Kısacası, AB’nin mülteci sorununu uzun vadeli bir çözüme kavuşturabilmesi, Türkiye’nin AB üyesi olmasına bağlı.

     Ama, yargının siyasi iktidarın emri altına girdiği, basın ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı, muhalif gazetelerin ve gazetecilerin susturulduğu, Kürt sorununu askeri yolda çözmeye çalışan bir Türkiye’nin AB üyesi olması, asla söz konusu değil.

     Merkel, AKP iktidarıyla son aylarda yaptığı müzakerelerde Türkiye’deki ağır hukuk devleti ve demokrasi ihlallerini görmezden geldi, hatta açık destek verdi. Merkel’in bu tutumu sadece utanç verici değil, aynı zamanda gerçekleştirmeye çalıştığı amacın tersine hizmet eden bir davranış.

     Merkel Planı'nın varacağı yer, yakında Türkiye'den de AB'ye doğru yoğun mülteci akışının başlaması olursa, hiç kimsenin şaşırmamalı.