Müslümanlar Neden Böyle ?

Şöyle bir etrafınıza bakın, İslam’ın hüküm sürdüğü neresi varsa, orada kan, barut, gözyaşı...

Güney sınırımızda Irak ve Suriye, yıllardır kan ağlıyor...

İran’da yaklaşık otuz beş yıldır özgürlükler rafa kalkmış durumda.

Bütün bu süre zarfında, insanlar rejim muhafızlarının diktatoryası altında inim inlim inledi, halen de özgürlüklerine kavuşabilmiş değiller...

Mısır’da Libya’da Cezayir’de yaşananlar iç parçalıyor...

Müslümanların yaşadığı öteki ülkelerde de durum farklı değil.

***

Söz gelimi bizim ülkemizde!

Dini referansları her şeyin önüne koyan AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana, on üç yıl boyunca, evrensel hukuk, çağdaş eğitim, şeffaf devlet yönetimi gibi kavramlar rafa kalkmış vaziyette.

Son seçimlerde, HDP kıl payı barajı aşamasa, tıpkı Irak, Suriye, Mısır, Libya filan gibi, Türkiye de son derece karanlık bir çukura yuvarlanmak üzereydi. Kıyısından döndük

Çok şükür.

***

Ucuz atlattığımızı söyleyebiliriz.

En azından, şimdilik.

***

Eminim benim gibi sizin de kafanızı kurcalıyordur o malum soru:

Neden Hıristiyanlar “hayatı daha güzel yaşamak” üzerine kafa yoruyor, enerji harcıyor da Müslümanlar bütün güçlerini birbirlerinin boğazını sıkmaya sarf ediyor?

Sevgili bayanlar, baylar ve çocuklar, işte hepimize yönelik ve tabii ki on numaralık bir uzmanlık sorusu.

Var mı verecek bir cevabınız?

***

Lamı cimi yok, bu sorunun cevabını bulmak zorundayız...

Başka bir şekilde, ne ülkemizin, ne coğrafyamızın, ne de içine doğduğumuz “medeniyet”in düzlüğe çıkma ihtimali yok.

***

Nüfusu ağırlıklı olarak Müslümanlardan oluşan ülkelerde de refahın artması, sağlık ve eğitimde çitanın yükselmesi, özgürlüklerin özlenen noktaya gelmesi, hasılı kelam “muassır medeniyetler düzeyi”nin yakalanması hep o malum sorunun, cevabını doğru vermeye bağlı.

***

Unutulmuş olması ihtimaline karşı soruyu tekrar sorayım:

Neden Müslümanlar böyle?

***

Bu sorunun cevabı ise, kuşkusuz tarihte yatıyor...

***

Pazartesi günü kitapçı raflarında yerini alan 53 Risale işte tam da bu konuyu anlamaya çalışıyor.

Roman formunda yazılmış bir kitap olmakla beraber, çalışma tarihsel gerçeklerden hareket ediyor.

***

53. Risale’nin baş kahramanı Ebu Ali, Harran Üniversitesi’nde “Işık” üzerine ders veren bir bilim adamıdır. Yaşlı Cebbar ise Kudüs’ün en iyi kitapçısıdır...

Haçlıların işgali altında olan Kudüs’teki kitapçı dükkanında, bilim adamı Ebu Ali, kitapçı Cebbar’ın yaptığı “Müslümanların içinde bulunduğu durum” tarifi üzerine şöyle bir soru sorar:

“Gerçekten durum söylediğiniz kadar hazin mi Cebbar?”

Yaşlı kitapçı derin bir nefes aldı.

“Gerileme çoktan başlamıştı. Haçlıların kutsal şehrimi fethetmeleri ise kırılma noktası oldu. Bir önceki halife Müstezhir, tüm olanaklarını yitirmiş bir hükümdarlık devralmıştı. Doğal olarak şimdiki halife Müsterşid’e ondan pek bir şey kalmadı. Peki, daha öncesi nasıldı?”

Ebu Ali “Nasıldı?” diye sorarak yaşlı bilgenin devam etmesine yardımcı oldu.

“Okuduklarını hatırlamaya çalış Ebu Ali. Önceki hükümdarların, vezirlerin, o dönemlerde kurulan divanların cüret ettikleri, başarıyla sonuçlandırdıkları büyük işleri düşün. Kuzey’de Karadeniz kıyılarına ve Konstantinopolis surlarına, doğuda Hindistan, Çin ve Asya’nın uçsuz bucaksız derinliklerine, batıda Kuzey Afrika’ya ve hatta Hıristiyan Avrupa’nın içine doğru bizim kahramanlarımız, din adamlarımız, bilginlerimiz, sanatçılarımız at koşturmadı mı?”

Genç bilim adamı, kitapçı Cebbar’ın her söylediğine başını sallayarak katıldı. Bir de soru sordu.

“Ne oldu da gerileme dönemi başladı? Ya da soruyu şöyle sorayım: En büyük hatayı nerede yaptık? ”

“Halife Kadir’le başlayan süreçte uygulanan politikalar sadece yanlış değil yıkıcı oldu genç dostum. Dön bir geriye bak! Sonra sadece doksan yıl içinde, her alanda hayatı paylaştığımız kadınlarımızı ne duruma getirdiğimizi düşün. Harun Reşid zamanında erkekleriyle birlikte savaşa giden kadınlarımızı yüz yıldan kısa bir süre içinde kölelerimiz haline getirdik. Bırak savaşa gitmeyi, artık evlerinin dışına bile çıkamıyorlar.”

Cebbar derin bir nefes aldı. Söyleyecekleri bitmemişti.

“Bak bakalım müzikte, mimaride, bilimde nereden nereye geldik? Sen benden daha iyi biliyorsun, bu coğrafya yüz yıl öncesine kadar dünyayı aydınlatan bir ışık değil miydi? Eğer bugün hâlâ senin gibi parlak bilim adamları çıkartabiliyorsak, bunu, yüz yıl öncesinden geriye doğru geçekleştirilmiş yatırımlara borçluyuz.”

Ebu Ali sessiz kaldı. Cebbar’a haklı olduğunu söylemesinin, biraz daha konuşturmaya çalışmasının gereği yoktu. Ona katkıda bulunmaya karar verdi.

“Kasada para bitince ordu duruyor. Bilim öyle değil. Bilim adamı, bir hırka bir lokma kendinden öncekilerin biriktirmiş olduğu bilgiyi daha yükseğe çekmeye devam ediyor. Tabii bunun da sonu var.”

***

Harran Üniversitesinin ünlü hocası Ebu Ali ile Kudüs’ün ünlü kitapçısı Cebbar’ın bu konuşması 1119 yılında, yani günümüzden 896 yıl önce gerçekleşiyor...

Ve tahminler doğru çıkıyor...

Devletin hazinesi iç çatışmalara akınca para bitiyor...

Para bitince ordu duruyor...

Sonra her şey duruyor.

Eğitim, sağlık, hukuk...

***

Arap Yarımadası’nda Müslümanlar 900 yılı aşkın bir süredir birbirleriyle savaşıyor, komşularının gırtlağını sıkmaya çalışıyor.

Osmanlı’nın, bir başka deyişle Türkler’in bu topraklarda egemenlik kurmasıyla ara verilse de, kendi başlarına kalınca başlıyorlar yine savaşmaya...

***

Sadece Arap Yarımadası’nda olsa neyse...

Hüküm sürdüğü, üzerinden geçtiği bütün coğrafyalara ihraç ediyor Müslümanlık bu “çatışma hali”ni...

İşte Kuzey Afrika, işte Türkiye...

***

Türkiye de az çekmedi dinsel çatışmalardan.

Çok eskilere gitmeyin, yüzlerce insanımızın canını yitirmesine, kardeşler arasında köklü düşmanlıkların oluşmasına yol açan Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı hatırlayın...

Hala da, bir bomba misali, pimi çekilip ülkenin orta yerine atılmış halde mezhepler meselesi...

***

Çok kötü bir tablo değil mi?

Evet öyle!

Peki çözümü var mı?

Tekmil Müslüman coğrafyasını bilmem ama Türkiye, bu nahoş dinsel miras’la kuşkusuz başa çıkabilir.

***

Bakın Avrupa’ya!

Din çıkışlı savaşlar, kıyımlar olmadı mı Avrupa’da?

Oldu.

Ama bir çıkış yolu bulundu.

O çıkış yolu da şuydu:

Taassubun köküne kibrit suyu dökülmesi.

***

Müsade edin, az önce 53. Risale’den aktardığım bir cümleyi şuraya tekrar yazayım:

“... Bilim adamı, bir hırka bir lokma kendinden öncekilerin biriktirmiş olduğu bilgiyi daha yükseğe çekmeye devam ediyor...”

Bunun için yapılması gereken ise bellidir: Bilime, bilim adamına yol vermek!

Ama gerçekten önüne bilimi koyanlara...

Yoksa, bilimi de dinin hizmetini sunanlara değil!

***

Kısacası, ülkemizi sonu gelmeyen din itiş kakışı’ndan uzak tutmak istiyorsak, meseleleri din düzleminde tartışmaktan vazgeçmemiz gerekiyor.

Bunun için ise muassır medeniyetler düzeyi’nin  standartlarını yakalamamız lazım.

İşte, az önce sorduğum on numaralık uzmanlık sorusunun cevabı bu!

***

Bu arada tekrarlayayım, kitapçı raflarında yerini yeni almış olan 53 Risale, Müslümanlığın Sorunları’nı dert edenlerin mutlaka okumaları, üzerine düşünmeleri gereken bir kitap.