Mustafa Kemal’in Silahsız, Üniformasız ve Rütbesiz Askerleri

Değerli düşünür dostlarım,

Silivri’deki özel yetkili mahkemenin Ergenekon kararları, toplumun geniş kesimlerinde vicdanları kanatan,yargının bağımsızlığı ilkesine güveni sarsan ve Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna dair inancı yaralayan etki yaratmıştır. Bahsekonu kararları protesto etmek maksadı ile sokaklara dökülen yüzbinlerce vatandaş demokratik haklarını kullanarak itirazlarını-tepkilerini dile getirmektedirler.

Bu kapsamda çok farklı siyasi görüşten-sosyo-kültürel ve ekonomik sınıflardan-meslek gruplarından insanlar kendi hür iradeleri ile refleks şeklinde bir araya gelmişler ve müşterek sloganlar yaratmışlardır.  Bu sloganların en yaygın olanı ise ‘’Mustafa Kemal’in Askerleriyiz’’ şeklindeki haykırıştır. Bu haykırışı yapan insanlar arasında politik kimlik sahibi olanlar kadar belki daha da fazla sayıda sıradan insan nitelikli her yaştan kadınlar- erkekler-öğrenciler-avukatlar-esnaflar-akademisyenler vs vardır. Tek ortak paydaları Cumhuriyet ve Atatürk sevdalarıdır. Ellerinde silahları olmadığı gibi hiç bir şiddet enstrümanına da sahip değildirler. Tek tip üniformaları, rütbeleri ve aralarında hiyerarşik ilişkileri yoktur.  Kendilerine’’ Mustafa Kemal’in Askeri ‘’sıfatını yakıştırırken klasik anlamda bir askerlikten bahsetmedikleri, Atatürk’ün ilke-inkilaplarına, aklı ve bilimi egemen kılan stratejilerine-politikalarına, uzun ufuklu vizyonuna sahip çıktıkları, bu değerleri korumak için gönüllü yurtseverler olduklarını ifade ettikleri çok aşikardır.

Ne yazıktır ki bu gerçekliği görmek-anlamak istemeyen AKP Hükümetinin sözcüsü sayın Hüseyin Çelik çok talihsiz ve yakışıksız bir dil kullanarak bu insanları incitmeye,aşağılamaya çalışmıştır. ‘’Sevsinler sizi, Mustafa Kemal yaşasaydı size patates bile soydurtmazdı’’ demiştir.

Sevgili okurlar, AKP zihniyetinin kendisine oy vermeyen, icraatlarını desteklemeyen, politikalarını eleştiren kitleleri, anlamaya ve hatta en azından bir kısmını kazanmaya çalışmak yerine sürekli olarak dışlayıcı-çatışmacı ve ayrıştırıcı bir uslup kullanması milli menfaatlerimiz ve iç barışımız için ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bir taraftan birlik beraberlik mesajları verirken, 76 milyonun hükümetiyiz derken öte yandan bu tür ironik ifadeleri kullanmak sosyal dokumuzu ve bağlarımızı zayıflatmaktadır.

Bir diğer önemli ve yaman çelişki de ; Ergenekon mahkemesinin, terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanan Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genel Kurmay Başkanını müebbet hapis cezasına çarptıran kararlarına ilişkin yorumlarda görülmektedir.

Sayın Başbakan mahkeme kararından çok önce TSK nin başkomutanını bu şekilde suçlayanları Türk Milleti affetmez ifadesini kullanmıştı. Başbakan Yardımcısı Arınç Ergenekon cezalarının çok fazla olduğu mealinde bir ifade kullanırken, Erdoğan’ın başdanışmanı bir yazısında Ergenekon kararlarını muhteşem bir hukuk hesaplaşması şeklinde değerlendirmiştir. Bu gün ise MSB Sn. İsmet Yılmaz Sivas’ta yaptığı açıklamasında Sayın Başbuğ’un ülkeye değerli hizmetler verdiğini belirtmiş ve kendisine teşekkür etmiş ancak mahkeme kararının temyiz ve Yargıtay aşamalarından sonra kesin hüküm giymesi halinde rütbelerinin geri alınması gerektiğini belirtmiştir.

Kahraman Türk Ordusunun bir önceki başkomutanı ve T.C nin Genel Kurmay Başkanı olan bir Orgeneralin hem ülkeye değerli hizmetler vermesi, iki yıl AKP hükümeti le görev yapması ve hem de ayni zamanda terörist olması, mahkemedeki iyi halinden ötürü ‘’teveccüh’’  gösterilerek ağırlaşmış müebbet yerine sadece müebbet hapis ile cezalandırılmasına dair mahkeme kararı, normal akıl sağlığına ve vicdana sahip hiç bir kimsenin kolayca anlayabileceği ve kabul edebileceği bir şey değildir.

Değerli düşünürler, Orgeneral Başbuğ emekli olduğunda zaten üniformasını çıkarmış ve silahlara veda etmişti. Şimdi, bu meşruiyeti toplumda tartışma konusu olan mahkeme kararları neticesinde rütbesini geri alsalarda hiç bir şey değişmez o da diğer yurtseverler gibi ‘’Mustafa Kemal’in silahsız, üniformasız ve rütbesiz askerleri arasında yerini alır..

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist