Nato Zirvesi Sonuç Raporu

Değerli Düşünür Dostlarım,

Geçen hafta Polonya'nın başkenti Varşova'da Nato zirve toplantısı gerçekleştirildi ve ülkemiz CB Erdoğan tarafından temsil edildi. İngiltere'nin Avrupa Birliği ( AB ) den ayrılma kararının gölgesinde gerçekleşen zirvenin arka plandaki kodları incelendiğinde, Nato'nun üyeleri arasındaki birlik beraberlik konusunda çatlaklar oluşmaya başladığı anlaşılmaktadır.

Toplantı süresince Nato'yu doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen çoklu melez tehdit yapısı incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Rusya'nın askeri açıdan yeniden ayağa kalkması-dirilmesi, Suriye'deki iç savaşın yarattığı-beslediği güvensiz ortam, vekalet savaşları, bölgesel istikrarsızlık, sınır aşan törör eylemleri ve Afganistan'da 2001 yılından beri en geniş alan hakimiyetini tesis eden Taliban tehditi detayları ile görüşülmüştür.

Rusya'nın Kırım işgali ve Doğu Ukrayna'daki örtülü istilası neticesinde Nato Doğu Jeopolitiğindeki üyelerinin güvenliği için ilave tedbirlere ihtiyaç olduğu kanaati hasıl olmuştur. Bu kapsamda Letonya, Litvanya, Estonya ve Polonya'da konuşlanıdırlmak üzere her biri bin askerden oluşan çok uluslu dört tabur teşkil edilmiştir. Olası bir Rus askeri operasyonunu, taarruzunu göğüsleyebilmek/püskürtebilmek için şüphesiz bu taburlar çok küçük ve güçsüz kalacaklardır ancak maksat ayni soğuk savaş dönemindeki mantıkla böyle bir saldırı tehlikesi karşısında adeta bir "dikenli tel" görevini yerine getirmek ve ittifakın tüm gücü ile karşı koyması için zaman kazanmaktır.

Muhtemel senaryonun şu şekilde gelişeceği öngörülmektedir. Kuvvetle muhtemeldir ki Rusya , çoğunlukla Rusça dilinin konuşulduğu Baltık ülkelerindeki hükümetleri "Hybrid warfare " ( Geleneksel-Gayrinizami ve siber savaş stratejilerinin karışımı ) yöntemleri ile devirmeye çalışacaktır.

Bu amaçla başvuracağı değerlendirilen taktikler içinde dezenformasyon ( Bilgi kirliliği), siber deformasyon ve ayrılıkçı-muhalif unsurları desteklemek öncelikli tercihleri olacaktır.

Değerli Okurlar,

Çağımızın küresel koşulları, komplike uluslararası ve ekonomik çıkar ilişkileri itibarı ile artık savaşlar topla-tankla-tüfekle değil "Soft Power" 

( Yumuşak Güç ) kullanarak ve örtülü biçimde gelişmektedir. Dolayısı ile Askeri güç kullanmadan yapılan bu tür "saldırıları " püskürtmek- caydırmak için de yine askeri olmayan sivil enstrümanlara ihtiyaç vardır. İşte tam da bu yüzden ilk defa Nato ve AB güvenlik alanındaki işbirliği içerikli müşterek bir açıklama yapmışlardır. Nato Genel Sekreteri ve Norveç'in eski Başbakanı olan Jens Stoltanberg zaten aylardan beri bu işbirliği konusunda çalışmalarını sürdürmekte idi.

Bu güne kadar Nato ve AB arasındaki ilişkiler biraz kırılgan ve düşük profilli idi ancak yeni çoklu melez tehdit yapısı ile mücadele edebilmek için gerçek anlamda yeteneklerini, imkan kaabiliyetlerini birleştirme kararı almışlardır.

Sibersavaş ve Avrupa kıtasına yönelik düzensiz-yasadışı göç akınları ile mücadele en öncelikli işbirliği konularıdır.

 

Nato'nun Güney Kanadı için geçerli tehditlerle mücadele için ise farklı tertip ve tedbirler gerekmektedir. Bir çok Nato üyesi ülke ABD nin liderliğindeki koalisyon güçleri içinde İŞİD terör örgütü ile mücadeleye katılmaktadırlar ancak bu mücadele Nato Operasyonu değildir. Nato zirvesi sonrasında yapılan açıklamada koalisyon güçlerine AWACS ( Hava Erken İhbar) keşif desteği verileceği, Ortadoğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinin güvenliği için yeni kapasite inşa edileceği vurgulanmıştır. Listenin en üst sırasında Libya bulunmaktadır. Halen ABD ve İngiltere'nin askeri yapısının hakim olduğu Libya'nın en kısa sürede kendi askeri gücünü oluşturması planlanmıştır.

Afganistan'daki Amerikan askeri sayısı Başkan Obama tarafından gönülsüzce bile olsa 9800 den 8400 e düşürülmesi kararı alınmıştır. Nato'nun Afganistan'a ilave çok uluslu kuvvet göndermesi ve ABD nin boşalttığı alanı kaplaması tasarlanmıştır.

Nato, nükleer güce sahip bir ittifak olarak durumunu ve stratejilerini, balistik füze kalkanı - savunma sistemini kullanma politikalarını teyid etmiştir.

Rusya , Nato'nun bahsekonu füze kalkanınının ana amacının İran'a karşı değil kendi nükleer güçlerine karşı kullanmak olduğunu iddia etmektedir. 

İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerin Rusya'ya karşı uygulanan AB yaptırımlarının sürmesi konusunda azim ve heyecanlarını yitirmek aşamasında oldukları bilnmektedir. İngiltere'nin AB den ayrılma kararının sadece AB nin değil ayni zamanda Nato'nun da bütünlüğü ve geleceği açısından olumsuz etkilerinden endişe edilmektedir.

Türkiye'nin jeopolitik riskleri ve maruz kaldığı çevresel çoklu melez tehdit yapısı dikkate alındığında ; Nato var oldukça ittifakta kalmaya devam etmesi milli menfaatleri ve güvenlik gereksinimleri bakımından vazgeçilmez bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.

Saygılarımla

Serdar Durat

Stratejist