NATO zirvesi ve Türkiye

Son yazımızda, Rusya ve İsrail’le kopmuş ilişkilerin onarılması yönünde atılan adımların doğru olduğunu ifade ettik. Şimdi hedefin eski düzeyi yakalamak ve daha ileriye taşımak olması gerektiğini, ama bu hedefe ulaşmanın pek mümkün görünmediğini vurguladık.

Bunun nedeni olarak şu hususlara işaret ettik:

“Ankara’da dış politika kararları büyük ölçüde ayaküstü ve günlük duruma göre alınıyor. Kararlar kurumsal işleyiş değil daha çok bireysel düzeydeki etkilerin sonucu. Karar vericilerin mesela bir Rusya veya Filistin-İsrail politikası yok.”

Diyebiliriz ki, bu satırların yayınlanmasını izleyen sadece bir hafta içinde öngörülerimiz önemli ölçüde doğrulandı.

Güvenlik konularında üst düzey görevler yapmış İsrailli General Giora Eiland, Türkiye’deki kurumlarla eski güçlü ilişkilerin görünür gelecekte yeniden başlamasının mümkün olmadığını açıkladı.

Ama daha önemlisi, Polonya’nın başkenti Varşova’da toplanan NATO zirvesi oldu. Varşova zirvesinde görüldü ki, tam da yukarıda işaret ettiğimiz gibi, Ankara’nın elinde sağlam bir Rusya politikası yok. İşte tam o nedenle, Ankara’nın öngörülebilir gelecekte Rusya ile ilişkilerini güçlü bir düzeye taşıması zor görünüyor.

Pek çok gözlemci, Varşova’daki zirvenin son dönemde yapılan en hayati NATO toplantısı olduğuna işaret eti. Varşova zirvesini hayati kılan konu, son dönemde Batı’nın Rusya ile ilişkilerinin gerginleşmesiydi.

Sıcak çatışma ihtimalinin giderek artması ve NATO’nun Rusya’ya karşı uygulayacağı yeni askeri önlemlerle ilgili kararlar alınacak olmasıydı. Zirve’nin en hayati konusu buydu. Terör konusu ikinci sırada geliyordu.

Amerika, Almanya, Fransa liderleri dahil katılan hemen her devlet veya hükümet başkanı, Rusya krizi konusunda kendi ülkesinin duruşunu açıkladı. Ülke liderleri farklılıklarını, NATO dayanışmasını zedelemeyecek bir diplomatik üslup içinde dile getirmeye özen gösterdi.

Zirveye katılmasa da, Rusya o toplantıda alınan kararları ve açıklamaları yakından izledi. Resmi sözcüleri kendi görüşlerini açıkladı.

Türkiye’nin şu sıralarda en önemli sorunlarından biri Rusya’yla ilişkilerin iyileşmesi. Hemen herkes mutabık ki, Türkiye’nin çıkarları bu ilişkinin olabildiğince ileri bir düzeye taşınmasını gerektiriyor.

Ama NATO zirvesinde, Türkiye’nin hiçbir resmi sözcüsü zirvenin en hayati sorunu olan Rusya krizi hakkında bir açıklama yapmadı. Ankara’nın tavrı nedir, ortaya koymadı.

Göründüğü kadarıyla bunun basit bir nedeni var: Ankara’nın elinde sağlam bir Rusya politikası bulunmuyor. Olduğunu gösteren bir açıklama veya analiz görülmüyor.

İlişkilerin geliştirilmesi için elbette özür dilemek veya tazminat gibi konular önemli, ama asla yeterli değil. Temel ihtiyaç, sağlam bir Rusya politikası çerçevesinde adım adım uygulama yapılması.

Batı ve Rusya arasında kriz

NATO kısa süre önce Polonya ve Romanya’ya füze savunma sistemleri yerleştireceğini açıkladı. Varşova zirvesinde de, toplam 4000 askerden oluşan dört adet 1000’er kişilik taburun dört Doğu Avrupa ülkesinde Rusya sınırına yakın yerlere konuşlandırma kararı alındı.

NATO söz konusu füze sistemlerinin sadece savunmaya dönük olduğunu söylüyor. Ama gerçek tam olarak öyle değil.

Sadece bilgisayar programları (software) değiştirilirse, ki kimsenin haberi olmadan kolayca yapılabilir, bu sistemlerin Rusya’nın derinlerini vurabilecek nükleer başlık taşıyan füzeler fırlatması mümkün. Putin bu duruma sert tepki gösterdi ve Rusya’nın da Romanya ve Polonya’yı hedef alacak silah sistemlerini sınıra yakın bölgelere konuşlandıracağını açıkladı.

Moskova’dan gelen haberler, Rus ordusundaki üst düzey komutanların Putin’e ağır baskı yaptığı yolunda. Bu haberlere göre, işin Batı’yla bir sıcak savaşa dönüşmesinin ciddi bir ihtimal olduğunu düşünen Rus komutanlar, daha etkili askeri tedbirler alması ve daha kararlı hareket etmesi için Putin’e baskı yapıyor.

Amerika ve Avrupa’da bugün Rusya’ya karşı iki farklı siyaseti savunan çevreler var. Birinci görüşe göre Rusya özü (fıtratı) itibariyle saldırgan bir devlettir. Öngörülebilir bir gelecekte değişmesi mümkün değildir.

Batı’ya ve uluslararası düzene karşı varoluşsal bir tehdit oluşturur. Rusya’nın Ukrayna ve Suriye’de izlediği siyaset bu durumun açık örnekleridir.

Kremlin sadece kuvvet dilinden anlar. Batı dünyası ve NATO, Rusya’ya anladığı dilden karşılık vermeye hazır olmalıdır.

İkinci görüş ise diyalog, işbirliği ve Rusya’nın olabildiğince Batı’ya entegrasyonunu savunuyor. Bu görüşe göre, Rusya’yla ilişkilerin kötüleşmesinde Batı’nın yaptığı yanlışların önemli bir payı vardır. Ukrayna bunun örneklerinden biridir.

Birinci görüşün en yaygın olduğu ülke, Batı dünyasının lideri Amerika. ABD Başkanı Obama bu düşünceye yakın bir noktada duruyor.

Ama görünen o ki Obama, yakında görevi bırakacağı için keskin kararlar almak istemiyor. Sorumluluğu kasım ayında seçilecek yeni başkana bırakmak istiyor.

Kısa süre önce ABD’de bir kısmı liberal, bir kısmı neo-con görüşlere sahip dış politikayla yakından ilgilenen tanınmış isimler bir rapor yayınladı. Hillary Clinton’u destekleyen bu kişilerin kaleme aldığı raporda, Rusya’ya karşı sert bir politika izlenmesi öneriliyor.

Clinton Başkan seçilirse, bu isimlerin en azından bir kısmı yönetimde önemli görevlere gelecek. Tabii iki adaydan hangisinin başkan seçileceği ve yeni başkanın izleyeceği siyasetle ilgili sağlam tahminler yapmak şimdilik mümkün değil.

Batı’da ikinci görüşü savunanların başında, Avrupa’nın iki önemli ülkesi Almanya ve Fransa geliyor. Her iki ülke de, Rusya ile çatışma değil diyalog ve işbirliğinden yana.

Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier, kısa süre önce hayli sert bir demeç verdi. NATO’nun 15-20 gün önce Rusya’yı hedef alarak tasarladığı ve icra ettiği askeri tatbikatı, savaş kışkırtıcılığı olarak nitelendirdi.

Bu sözler bir Alman Dışişleri Bakanı için çok sert ifadeler. Steinmeier’in aynı zamanda ülkenin ikinci büyük partisi sosyal demokrat SPD’nin lideri ve Almanya’da çok itibar gören bir siyaset adamı olduğuna işaret edelim.

Varşova zirvesinde Almanya Başbakanı Merkel de, ülkesinin Rusya’yla çatışmadan yana olmadığını şu sözlerle açıkladı: “Avrupa’da kalıcı güvenlik Rusya’yla çatışarak değil, onunla birlikte sağlanabilir.”

Almanya, Doğu Avrupa’ya konuşlandırılacak 4 tabur için asker vermeyi, Rusya’yla diyalog yapılması şartıyla kabul etti.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande da diplomatik bir dille, Batı topluluğu içindeki bazı çevrelerin Rusya siyasetini eleştirdi.  Rusya’nın bir hasım ve tehdit olmadığını vurguladı.

Amerika’nın sertlik yanlısı tutumuna üstü kapalı gönderme yaparak “NATO, Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerini etkileme niyetinde değildir” dedi.

Bu arada Türkiye adına konuşan hiçbir yetkili, bu önemli konu hakkında bir tavır ortaya koymadı. Ankara acaba daha çok Amerika’ya yakın mı, yoksa Almanya ve Fransa çizgisine yakın mı düşünüyor? Belli değil.

Türkiye–Rusya ilişkileri nasıl düzelir? 

Açıkça ifade edilmese de, Ankara’daki karar vericiler Rus uçağını düşürmenin yanlış olduğunu kısa süre içinde gördü. Şimdi hararetli bir şekilde ilişkileri onarmaya çalışıyorlar.

Bu tamamen doğru ve ülke çıkarları yönünde bir arayış. Ancak Rusya ile dostluğu yönetemeyen Ankara, şimdi ilişkilerin düzeltilmesini de başarıyla yönetmiyor.

Hararetli çabaların bir örneği, Türkiye’nin Moskova’daki Büyükelçisinin, hiç şüphesiz kendisine verilen talimat çerçevesinde, aşırı sağcı bir Rus partisinin lideri olan Vladimir Jirinovski’yle görüşmesi ve danışması.

Jirinovski dengesiz ve ciddiyetten uzak bir politikacı. Moskova’daki stratejik karar merkezleri üzerinde kayda değer bir ağırlığı yok.

Putin’le irtibatı vardır, ama bu daha çok tek yönlüdür. Putin’in kendi amaçları için onu ve başında bulunduğu siyasi partiyi manipüle etmesi şeklindedir. Jirinovski’den bu konuda fayda gelmez.

Bir başka örnek, tecrübeli gazeteci Çetiner Çetin’in iktidara yakın Yeni Şafak’ta çıkan bir haberinde yer aldı. Habere göre Ankara, Rusya’yla ilişkilerin iyileşmesi için bir yol haritası hazırlamış.

Yol haritasının şu unsurları içeriyor: Rusya’da etkinliklere üst düzeyde katılım; medya ve STK’larla iletişim süreci; kamu diplomasisi çalışmaları; katkı yapacak kurumlardan oluşacak bir çalışma grubu kurulması; TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD gibi işveren kuruluşlarının devreye girmesi, vs.

Bu yol haritası da önemli katkılar verebilecek bir plan değil. Çünkü içinde konunun esasını oluşturan Rusya yok! Böyle bir yol haritası, herhangi bir ülkeyle, mesela Japonya veya Meksika’yla ilişkileri geliştirmek için de geçerli olabilirdi.

Rusya’yla ilişkilerin iyileşmesi için farklı bir yol haritası gerekiyor. Böyle bir yol haritası Rusya’nın şimdi içinde bulunduğu jeopolitik ilişkiler ve sorunlar ağının sağlam bir analiziyle başlamalı ve Rusya’nın arayışlarını Türkiye’nin çıkarlarıyla bağdaştıran bir yaklaşım üzerine kurulmalı.

Daha basit bir ifadeyle, Türkiye öncelikle kendisine bir Rusya politikası oluşturmalı. Mevcut krizin en sağlam çözümü, ancak böyle bir stratejik çerçevenin ürünü olabilir (*).

Bu muhteva içinde Rusya’nın bugün en hayati sorunu Batı’yla ilişkilerinde. İkinci sorun Suriye savaşı.

Rusya politikası, Ankara’nın öncelikle bu iki konuda tavır almasını gerektiriyor. Batı’nın Rusya’yla ilişkileri konusunda doğru bir duruş ortaya koyulmalı ve mevcut Suriye siyaseti değişmeli.

Bunlar yapılmadığı sürece, Rusya’yla ilişkilerin ileri bir düzeye taşınabilmesi çok zor.

(*)- Türkiye’nin Rusya siyasetinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili daha ayrıntılı bir analiz için: “Türkiye’nin bir Rusya siyasetine ihtiyacı var”, Haluk Özdalga, haber3, 26.04.2016.