Ne “Gezi”niyorlar?

Gezi Parkı direnişi demokrasimizin -sınıflar üstü- en büyük kitlesel eylemidir.

Parti siyasetinden aşkındır, paydaşlığında iktidarın siyasetine karşıtlık vardır.

“Üç çocuktan” kürtaja, orman arazilerinden taşeronlaştırmaya ve

Kendisine ait olmayan bir savaşa sürüklenmeye, milyonların itirazı var.

Elliye yakın kentte ve bir çok beldede sevindirici ve üzücü görüntüler de kaydedildi…

Türkiye kısmen sosyalliğini ‘onardı, bir araya gelemez denilenler kol kola girdi.

Eğitimli orta sınıf, hayat tarzlarına el atılmasına karşı kontrol kalemi işlevi görmüştür.

Öte yanda, bazı polisler orantısız güç kullanmış; şiddet sahneleri yaşanmıştır.

Daha da vahimi “eli sopalı” adamlardır; asıl çapulculuktur. Sakıncalıdır.

Demokrasinin tekerini kırmadan pedal çevirmek kuşkusuz deneyim işidir. Alışılmaktadır.

Hiç kayıpsız ve en az ayıpla olabilir miydi? Olmadı; biri polis dört can yitmiştir. Acıdır.

Ve “Gezi Parkı” malum medyanın suskunluğuna karşılık artık Dünya’nın dilindedir…

Her meydan Türk Bayrağıdır; “Turuncu Devrim” veya “Arap Baharı”na kapılar kapanmıştır.

Bir boydan, değişik soylardan Türk Milleti, dört noktaya mesaj atmıştır:

İktidara… Muhalefete… Basına… Dış dünyaya… Alan alacak gerisi yaya kalacaktır.

Şimdi denetle ve dengele sorunu önümüzdedir.

Tarihe “Denetlenmiştir” yazılmıştır.

İçinde “böl ve yönete” isyan duygusu da vardır… Anlayan anlamıştır.

Dengeye ulaşmaksa, kurumsal sorundur: seçimle olağanlaşmak, yasayla normalleşmek gibi…

Tam yeridir: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacakır.

Gezi Parkı’nın atmosferini betimleyen bir notu internet ortamından alarak, kapatalım:

Cem Köksal yazmış: (özetle)

“Ben 37 senelik ömrümde böyle bir ortam olabileceğine hayatta inanmazdım. Solcusu, ulusalcısı, milliyetçisi, Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı, Göztepelisi, Türkü, Kürdü, Lazı, liberali, pasifisti, öğrencisi, eşcinseli, sanatçısı,, evsizi, teyzesi, annesi, emekçisi, yani, aklınıza kim gelirse yan yana duruyor…
Artık memleketinden neredeyse ümidini kesmiş olan ben, inanılmaz mahçup bir şekilde, vatanımın ve milletimin ne olduğunu anladım. Ata'mın gençliğe hitabeyi niye yazdığını kesinlikle anladım…
Neden eve dönmüyorsun diye soruyorlar. Ben hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum. Çünkü benim artık gerçek anlamda bir vatanım var!! Gerçek evim burası!! Siz de Taksim'e gelin, gerçek yuvanızı görün, dönmek istemeyeceksiniz..”