Öcalan Mektubunu Kıbrıs’tan Postaya Verebilirdi

İlginç zamanlardan geçtiğimiz kesin. Türkiye’de mükemmel yürümese de bir barış süreci yaşanıyor.
Türkiye’nin yanı başında bomba üstüne bomba patlıyor. Suriye iç savaşı devam ederken Kıbrıs patladı.

Öncelikle belirteyim: Ne olursa olsun barışı ve diyalogu destekliyorum. Türkiye gibi eli kimin cebinde olduğu belli olmayan bir ülkede bu süreci yürütmek zor. Değişik ellerin değişik ceplerde gezdiği ortamda o ellerin medya uzantıları da işin içine girince ‘sapla saman’ tam bir aşure olmakta.

Silah artı uyuşturucu artı insan kaçakçılığının yarattığı 20 milyar ranttan fedakarlık etmek her baba
yiğidin karı değil. Bu nedenle barış süreci boyunca her türlü dezenformasyona hazırlı olmakta fayda var.

Küçük Devlet Sendromu:

Bundan tam üç sene önce Yunanistan krizini analiz ederken sonuç paragrafında aşağıdaki alıntıyı
yazmıştım. Yanlış anlaşılmasın! ‘ Ben demiştim’ ego tatminleri arayışında değilim. Sadece bağımsız medya ve organik bağlantılardan arınmış analize dikkat çekiyorum. İşte 3 sene önce yazdıklarım:

Kürt Devleti Olgusu :

Geleceğe yönelik olarak, Türkiye'nin son 30 yılına damgasını vuran 'bölünme' tartışması ve bir Kürt devletinin kurulma endişesi de küçük devlet sendromu açısından ele alınmalı. Kurulacak küçük bir Kürt devleti ekonomik olarak varlığını sürdürülebilir mi? Örneğin, doğal kaynağa dayalı Kuveyt benzeri bir aşiret devlet mi olur, yoksa 'beşeri sermayesi' güçlü Finlandiya tipi demokratik bir ülke mi?

baris.mektubu.jpg

Dünya Sovyet tipi dogmatik federasyonlardan dersini aldı. Artık dünyada demokratik olan federasyonlar dönemine yönelik bir düşünce tarzı gelişmekte. Ancak biz yine de acele etmeyelim, elitleriyle, bürokratlarıyla, yandaş medyasıyla kısacası küçük devletin aygıtından büyük çıkarları olan gruplar egemenliklerinden kolay kolay vaz geçmezler. Örnek mi istediniz? Alın size küçük ada devleti Kıbrıs !!!

Önümüzdeki günlerde İMF ve AB Yunanistan'ı AB'nin selameti ve Euro'nun sağlığı için kurtaracak. Kurtaracak ama küçük devletlerin sorunları bitmeyecek.

Bugün Yunanistan, yarın Portekiz öbür gün İrlanda. Haftaya Avusturya.

30 Nisan 2010 Washington DC

Bu eski yazdıklarımdan sonra insanın aklına ister istemez barış sürecinin baş aktörlerinden Öcalan’ın aklında ne var? Sorusu gelmekte.

Öcalan Dünyanın Farkında Mı?

Öcalan mektubunda ‘Zamanın ruhundan’ söz etmekte. Orta Doğu daha doğrusu Akdeniz havzası
büyük değişim rüzgarları içinde. Böyle bir ortamda her etnik grubun ve onun elitlerinin bağımsız bir
ülke özlemi en doğal reaksiyondur.

İnsan psikolojisidir; Her liderin gönlünde bir Putin, bir Obama bir Jinping yatmakta. Dünya gerçekleri ise bambaşka bir tablo çizmekte. En güncelinden başlarsak Kıbrıs’ın durumu ortada. Topyekun iflas.

Değerli ekonomistler köşelerinde yazıyor ve mekanik analizlerini yapıyorlar. Yok, iç borç, yok dış borç yok, ekonomik çarpıklıklar vs vs. Tamam bunların hepsi güzelde birkaç milyonluk bir ülkenin hem ordu hem bürokrasi hem de elitleri desteklemesi bugünkü dünyada mümkün değil. Kıbrıs’ın başına gelenler özünde küçük devletlerin büyük devlet gibi kurumlara sahip olma özleminden doğmakta. Belki kriz kendisini ekonomik olarak gösteriyor ama esas semptom büyük devlet gibi olma özlemidir.

Bugünkü global ekonomiyi, kişisel varlığı, parçalanmış Yugoslav federasyonundan ortaya çıkan tüm yeni ülkelerin toplamından daha zengin insanlar yönlendirmekte. ( Gates+Buffett+Carlos Slim = 4 Sırbistan)

Akıllara gelen ilk soru ‘Küçük ülkelerin yenilgiyi baştan kabul edip kaderlerine razı olmaları mı’ sorusu oluyor. Tabii ki hayır! Önemli olan etnik grupların ifade özgürlüğü ve demokratik haklarıdır. Bunun tersi Suriye’de yaşanmakta. Bir azınlık büyük çoğunluğun haklarını rafa kaldırmış.

Misak-ı Milli Üzerinden Hareket:

Öcalan mektubunda konunun üzerinde durmakta. Etnik grupların demokratik haklara sahip olduğu federasyon onun için daha gerçekçi alternatif.

Türkiye bugünkü haliyle dünyada ilk 20 ekonomi içine giriyor ancak alttan büyük baskı var. Bundan 20 sene sonra ilk 20 deki yerimizi koruyabilecek miyiz? Belli değil. Örneğin 94 milyon nüfuslu Etiyopya ve 93 milyon nüfuslu Vietnam kopmuş gümbür gümbür geliyorlar.

Bu anlamda Öcalan’ın Misak-ı Milli gibi net tanımı hiçbir zaman yapılmamış olsa da, birlik bütünlük sembolü olan bir kavram üzerinden hareket etmesi en azından gerçekçi. Bu bağlamda Öcalan’ın mektubu İmralı değil Kıbrıs adasında postalanmış olsa da olurdu. Meselenin özü etnik bağımsızlık- küçük devlet açmazıdır.

‘ Tam Bağımsızlık’ konusuna hiç girmiyorum çünkü ‘Mars da hayat var mı ?’ sorusu kadar pratik
değeri sıfır gerçeklere yabancılaşmış bir kavramdır.

Değerli okur konu zengin. Duygular derin. İşin geçmişinde ‘kan’ var ‘rant’ var. Tarihsel çatışmalar
var. Var da var. Kısacası bölgede su kaldıracak aş çok. Daha önce yazdım bu konuya gelecekte de
değineceğim. Amacım sürülerini kulağa hoş gelen boş namelerle yönetmeye çalışan elitlere karşı alternatif görüş yaratmak.

Zamanı geldi. Kuzey Irak, Ermenistan, Gürcistan, Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerin elitleri takkeyi masaya koyup düşünmek zorunda. Kuraldır : Elitlerin rehavet psikolojisi lümpenlerin kabusu olur.

Eğer Akdeniz havzasında Fransızların insanlığa hediyesi ulus devlet kavramı 21. Yüzyılın gerçekleri ışığında yeniden tanımlanmazsa milyonlarca masum insancığın yaşamı bu dünyada bir farklılık yaratmadan heba olup gidecek.

26 Mart Washington DC