Ortadoğuda Dublörlükten Liderliğe Terfi Etmek

Değerli düşünür dostlarım,

Türkiye’nin ortadoğu coğrafyasındaki etki alanını genişletme azim ve isteğini, bu yolda ciddi çaba sarfettiğini artık bilmeyen kalmamıştır. Özellikle Sayın Başbakan ve Sayın Dış İşleri Bakanı verdikleri beyanatlar ile tüm dünyada bu algıyı her geçen gün daha da yükseltmektedirler. Sn.Davutoğlu,TBMM genel kurulundaki son bilgilendirme konuşmasında; artık ‘’AK parti hükümeti Türkiye için Dublör olma dönemini kapatmıştır. Suriye hakkında ne konuşulacaksa Ankara’da, İstanbul’da konuşulacak . Ayrıca Suriye’deki Baas rejimi ülkemiz için tehdit oluşturmaktadır şeklinde bir değerlendirme yapmış. Yeni bir Ortadoğu doğuyor. Bu yeni Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafında barış kuşağı oluşacak. Bundan sonra değişim dalgasını biz yöneteceğiz.Bu barış dalgasının öncüsü Türkiye olacaktır. Biz tarihin doğru safında,ulusal çıkarlarımız açısından ise doğru yerde durduğumuzdan hiç kuşku duymuyoruz demiş.’’  Bu ifadeler içinde hem yürekten desteklediğim-gurur duyduğum yerler ve hemde ürktüğüm, kaygı duyduğum yönler bulunmaktadır.

Değerli düşünürler,öncelikle Dublör kelimesinin sözlük anlamına bakalım isterseniz ; Tiyatro-sinema gibi görsel sanatlar kapsamında rol alan asli bir oyuncunun muayyen risk içeren sahnelerin çekiminde zarar görmemesi için yerine görev alan bir başka tali/yardımcı oyuncuya dublör denilmektedir. Teşbihte(benzetme de) hata olmaz derler ama sn.Davutoğlu’nun bu beyanından, kendilerinden önceki hükümetlerin Ortadoğu politikalarının ne denli anlamsız ve etkisiz olduğu, hep başka büyük oyuncuların taşeronluğunu yaptıkları gibi bir yanlış anlama olabilir diye endişe ederim. Komşu bir ülkenin her şeye rağmen son elli yıldır iktidarda kalabilen yönetimini açık bir tehdit olarak görmek muhtemel müdahalele için zemin yaratma amacına dönükse eğer korkarım. Arap dünyasındaki değişim rüzgarlarının Türkiye’nin etrafında barış kuşağı yerine yeni hasımlar yaratabileceğinden daha da çok korkarım.

Ayrıca Suriye ile ilişkilerimizin geldiği son durum, adeta planlı ve kademeli olarak tırmandırılan statükosu ile ülkemiz için ciddi ekonomik zararlara/kayıplara neden olmaktadır. İki ülke arasında var olan 2 milyar usd hacmindeki ticaret köprüsü hemen tamamı ile yıkılmıştır. Suriye’deki 823 Türk firmasının 350 sinin üretimi durmuştur.

Bu olumsuz tablo en çok sınır boyundaki küçük esnafımızı vurmuştur. Kilis ticaret ve sanayi odasının verilerine göre bu esnafın cirosunun % 80 i son dört ay içinde erimiştir. Buna ilaveten Suriye üzerinden diğer bölge ülkelerine yapılan ihracat da sekteye uğramıştır. Antakya ticaret ve sanayi odasından yapılan açıklamalara göre Suriye ile vizelerin kalkmasından sonra şehrin yaklaşık 500 milyon usd mertebesinde ek kazanç sağladığı ancak şimdilerde bunun da sıfıra yaklaştığı anlaşılmaktadır. 2010 yılından itibaren Kriz öncesine kadar sadece Hatay’a 1,6 milyon, Gaziantep’e ise 2 milyon Suriye’li turist gelmişken bu dönemde sadece binlerle ölçülen bir turist gelişinden bahsedilmektedir.

Sorun sadece Suriye ile sınırlı değil malesef, Ortadoğu daki diğer bir çok ülke ile de ticari ilişkilerimize gölge düşmeye başlamıştır. Bunların başında İran ve Irak gelmektedir. AB bölgesindeki krizin giderek derinleşmesi üzerine Ortadoğu, Türkiye’nin ihracatı için çok daha büyük ve stratejik bir önem kazanmıştır. Özellikle nükleer programı ile ABD ve batı ülkelerinin gündeminden düşmeyen İran ile son yıllarda giderek artan ticari ilişkilerimiz ABD nin yaptırımları nedeniyle sekteye uğramaktadır. 2011 yılı itibarı ile 16 milyar dolara ulaşan ticaret rakkamlarının önümüzdeki beş yıl içinde 30 milyar dolara ulaşması beklenirken bu yılın ilk üç aylık dönemine ilişkin veriler bu hedefin tehlikeye girdiğini açıkça göstermektedir.

Türkiye için Almanya’dan sonra ikinci büyük ihracat pazarı olan Irak’a 2011 yılında 8.2 milyar usd lık ihracat gerçekleşmiştir. Bu rakkamın çok daha üstünde bir ticaret potransiyeli var olmakla birlikte Türkiye’nin uygulamakta olduğu politikalar nedeniyle son derece kırılgan bir durum sözkonusudur.

Değerli düşünürler, Türkiye’nin savaş bölgelerine zaten çok yakın olan jeo-politik konumunun yanısıra bir de fiilen savaşa girmek üzere olduğuna dair uluslararası camialardaki izlenim turizm gelirlerimizi de vurmaktadır. Nitekim geçen yıla nazaran ilk üç aylık dönemde bu gelirlerimizde % 4,1 oranında azalma tespit edilmiştir.

Bu gerçeklerin ışığı altında netice olarak demek istediğim şudur; Bu ülkenin hayati öcelikleri ivedilikle kalkınmak, daha huzurlu ve müreffeh bir yaşam için koşulları yaratmaktır. Milletin bu konuda ülkeyi yönetenlerden haklı talepleri vardır.

Bu taleplerin daha geniş kapsamlı olarak karşılanabilmesi için ise daha fazla ekonomik zenginlik üretebilmek ve barışçı diplomatik ilişkilerle beslenen etkin stratejiler geliştirmek gereklidir. Ortadoğu coğrafyasında lider olmak gibi bir tutku beraberinde çok büyük tehlikeleri barındırır. Dünyanın en karmaşık siyasi bataklığında sıkışıp kalma riski çok yüksektir. Hedefimiz gerek ekonomik ve gerekse sosyo-kültürel anlamda bölgemizde gerçekten güçlü-itibarlı-sözüne/görüşüne önem/değer verilen ve gerektiğinde caydırıcı olan bir ülke konumuna erişmek ise eğer bunun yolu soft-power(yumuşak güç) kullanmaktan geçmeli savaşmaktan değil.

Saygılarımla
Serdar DURAT
Stratejist