Papazı bulan Papa

Bu haftaki analizimin başlığı ”Doğru Yönde Doğru Adım” olacaktı. Türkiye Cumhuriyeti Meclisi Lübnan’a asker göndermekle doğru kararı aldı. Gerçekçi politikaya yönelik gerekli ilk adım atıldı. Ancak Papa, bir Alman olarak Avrupa’nın gerçek bilinç altını telaffuz edince başlık değişti. Papa çekinmeden 14.yüzyıl Bizans İmparatorunun sözlerinden alıntı yaparak Müslümanlara karşı saldırıya geçti. Hemde ortada hiç bir provokasyon yokken. Bende dayanamadım, 14.yüzyıl Türk hanedanı Memluklerin Çerkez asıllı Padişahı Sultan Çakmak’tan aynı tarihlere denk gelen bir fetvayı buldum. 1438 yılında yayınlanan fetvaya göre Sultan Çakmak, Kudüs Ermeni kilisesini koruması altına alıyor ve bu kiliseye her hangi bir zararı dokunacak insanı ve sülalesini lanetliyor. Allah’ın lanetininde onların üzerinde olacağını bildiriyor. Ve bu fetva kitabe olarak bugün Kudüs Ermeni Kilisesinin kapısında asılı durmakta. Son iki yazımda sözünü ettim. Memluk Türk hanedanının 1250 yılında Sultan Baybars tarafından kurulmasından bu yana Orta Doğu’nun kurumsal hamisi Türklerdir. Orta Doğu’da kurumsal olarak bulunan tek Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti Lübnan’da ki olaylara seyirci kalamaz. Pasif konumda bulunamaz. Bugünkü cumhuriyetin kurucularının içinde bulunduğu dünya koşulları ile günümüz dünya koşulları farklıdır. Bugünkü devlet aygıtının en güçlü kurumu olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve bugünkü cumhuriyeti kuranların asker kökenli olmaları, Türkiye’nin Orta Doğu politikasındaki gerilimin merkez üssüdür. Yeni Askeri Felsefe : Türk Silahlı Kuvvetlerinin ( TSK) felsefesinin temeli Kemalisttir. TSK’nın bütün üst düzey yöneticilerinin askeri ve teknik eğitimi NATO çerçevesindedir. Tüm üst düzey yöneticilerin stratejik vizyonu Sovyetler Birliğinin dizginlenmesi üzerine kurulmuştur. Türkiye’nin bu çerçevede NATO’daki görevi, sayısal olarak büyük ve az masraflı bir ordu besleyerek, Sovyetlerin Orta Avrupaya yönelik kuvvetlerinin sayısını azaltmak üzerine yoğunlaşmıştır. Ayrıca Boğazların korunması ile Sovyetlerin sıcak sulara açılması kontrol altında tutulmuştur. 21.yüzyıla girerken ortada Sovyetler Birliği kalmamıştır. Batı’da geleneksel rakibimiz Yunanistan AB üyesi olarak bu saatten sonra Türkiye’ye saldıramaz. Bugün Orta Doğu ve Kafkaslarda sayıca küçük gruplar halinde değişik silahlı ve saldırgan organizasyonlar bulunmaktadır. Bu yüzyılda Orta Doğu’da, Batı’dan ABD’nin başını çektiği, Doğu’dan Iran’ın liderliğini yaptığı iki ideoloji çarpışmaktadır. İdeolojilerin arka plandaki nedeni enerji kaynaklarının ve yollarının kimin tarafından kontrol edileceği mücadelesidir. 800 bine yaklaşan asker sayısı ile 20 yüzyılın jeopolitik realitesine göre düzenlenmiş silahlı kuvvetler ne kadar gerçekcidir, bu konunun analiz edilmesi gerekmektedir. Profesyonel ve Vurucu : Sayısı azaltılmış, teknolojik donanımı yüksek profesyonel bir TSK 21. yüzyıl için daha uygun bir çözüm olabilir. 30-35 bin kişilik bir askeri gücü, 200 bin kişilik profesyonel bir ordu içerisinden mobilize etmek, Lübnan, Gürcistan, Azerbeycan ve benzeri ülkelere yönlendirmek statejisi üzerinde düşünmekte yarar var. Formülü Tekrarlıyorum : 1) Türkiye Kuzey Kıbrıstan 30 askerini çeksin, askerleri çekmeden önce adanın silahsızlanmasını şart koşsun. 2) Türkiye Lozan’da açık bırakılan Kerkük petrolleri konusunda hakkını arasın ve alsın. 3) Türkiye Güney Lübnan’a 35 bin kişiden müteşekkil profesyonel ordusunu yerleştirsin. Bu formülün ayrıca bazı yan faydalarıda bulunmakta. Lübnan’a gidecek askerler profesyonel ve kendi iradeleri ile askerlik mesleğini seçmiş yetişkinler olacaği için, kimse ‘Mehmetçiğin Kanı’ üzerine ucuz edebiyet yapamaz. Bu tür profesyonel vurucu güce sahip Türkiye Cumhuriyeti PKK ve benzeri silahlı gruplara karşı çok daha etkin olur.