Pax Americana


Değerli okurlar adettendir, her yeni yıl geldiğinde bir muhasebe yapılır. Giden yılın önemli olayları anımsanır ve yorumları yapılır, gelen yılın getirecekleri üzerine muhabbetler oluşur. Bu kısa vadeli değerlendirmeler arasında on yıllara sarkan yeni trendler bazen gözden kaçar. Yeni Yıl yazısında ben de izinizle 1945 senesinden 2050 senesine uzanan yüzyılın Amerikan İmparatorluğu’nun (Pax Americana) 2002 senesinde yaşadığı dönüm noktasını mercek altına yatırayım. 2003 senesinde yaşanacak bir çok olayın ve hatta önümüzdeki yıllar içinde yaşanacak bir çok uluslararası olayın bir de bu açıdan değerlendirmesini yaparak, görüşlerimizi netleştirelim.
19. yüzyıl Büyük Britanya İmparatorluğu’nun dünya hakimiyeti olarak tarihe geçti. 20. yüzyılda Almanya, Japonya gibi bölgesel imparatorluklar Britanya’ya kafa tutmaya çalıştılarsa da başarılı olmadılar. II. Dünya savaşından sonra iki yeni gücü, Amerikan ve Sovyet İmparatorluklarını dünya sahnesinde görmekteyiz. Dünya iki kutuplu (bi-polar) sistemle bölünmüş olarak ikili hegemonya altında yaşamını sürdürdü. Kendi içinde istikrarlı bir sistemle 21. yüzyılın eşiğine gelindi. Ne ki Sovyetlerin ömrü çok kısa sürdü ve 21. yüzyıla vefa etmedi. Şimdi sahnede sadece tek bir İmparatorluk var, Pax Americana. Sovyetler’in yıkılmasından sonra zafer sarhoşluğu içinde uzun bir sefahat dönemi geçiren ABD 11 Eylül saldırılarının soğuk duş etkisi ile uyandı. Tarihin bir cilvesi olarak , başında da entellektüel derinliği fazla bulunmayan ancak kitlelerle gönülden iletişim kurmasını bilen bir başkan bulunmakta.
ABD ilk defa uluslararası devletler sisteminin temel taşı olan 350 yıllık Vestfalya antlaşmasını ve bu antlaşmanın ‘devletler kendi iç işlerinde bağımsızdır’ ana prensibini ihlal etmeyi planlamakta. Yeni düşünülen dünya düzeninde ilk kobay olma şerefi de (!) Irak ve inatçı Saddam’a nasip olacak. Amerikan İmparatorluğu, uluslararası sistemi ‘takmaz’ havalarda. Birleşmiş Milletler’e nominal saygı göstermekte. NATO’ya ihtiyacı olmadan askeri gücünü dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir zamanda kullanabilmekte. Hatta ve hatta bir çok askeri uzmana göre, soğuk savaş statejisine göre dizayn edilmiş NATO’nun diğer üyeleri militer teknolojide ABD’nin çeyrek asır gerisinde. Bu olgular 2003 ve sonrasında karşılaşacağımız gerçekler. Bu konuda kimsenin endişesi olmasın. Bu aşamada üzerinde spekülasyon yapabileceğimiz tek nokta imparatorlukların ömürleri ve Amerikan İmparatorluğu (Pax Americana)’nın ömrünün hangi safhasında olduğu. Tarihe baktığımızda çok fazla sayıda imparatorluk örneği olmadığı için (teknolojik devrimleri de göz önüne alarak) geçmiş deneyimlerinin bu analize ne kadar yararlı olacağı belirsiz.

Sürdürülebilir Hegemonya :

Her imparatorluğun global düzeni koruyabilmesi için belirli askeri harcama yapması gerektiği aşikar. İspanyol İmparatorluğu giderlerini 16. yüzyılda Güney Amerika talanı ile kazanılan altınlarla karşıladı. 18 ve 19. yüzyılda Büyük Britanya Hindistan, Kuzey Amerika ve Asya’dan sürekli ticaret fazlası elde ederek ve bu bölgeleri sömürerek imparatorluğunu sürdürebildi. Her iki imparatorluğun da esas dayandıkları güç deniz kuvvetleri olmuştu. Geçmişte yaşanan her iki örnek bugün ABD için geçerli değil. ABD deniz gücünü yaygın kullanmakla beraber, filolarında hava gücünü de deniz gücünle entegre etmiş durumda. Hegemonyasının motor gücü uçak gemilerinin oluşturduğu filolar. Basit bir veriyi örnek olarak kullanırsak, bir uçak gemisinin bir yıllık kullanım gideri bir milyar dolar tutmakta. Bir uçak gemisinin inşa maliyeti ise 4 milyar dolar. ABD’nin global ekonomide oynadığı role baktığımızda askeri masrafların hangi kaynaklarla karşılandığı konusunda bazı ip uçları bulmaktayız. Birincisi, ABD doları güvenilir ve yaygın para olarak dünyada bir çok küçük tasarrufçunun sigortası. İkincisi, siyasi ve ekonomik sisteminin şeffalığı nedeni ile ABD dünyada en çok yabancı sermaye çeken ülke. Üstelik dünyadaki bütün finansal kurumlar için en güvenilir yatırım aracı Amerikan hazinesinin ihraç ettiği bonolar. Amiyane tabiri ile tüm global finans sistemi Amerikan kağıtları aracılığı ile ‘repoya yatmış’ durumda. Bu ekonomik tabloda tek zayıf nokta (İngiltere deneyiminin tersine) ABD’nin ödemeler dengesinde sürekli ticaret açığı vermesidir. Başka bir anlatımla Amerika dünyadan (kendi bastığı kağıt para ile) bol bol mal almakta fakat çok daha az mal satmaktadır. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Amerikan tüketicisi dünyada üretilen malları ucuza tüketmenin keyfini yaşamakta.Ticaret açıkları Amerikan milli gelirinin büyük bir yüzdesini oluşturmakta. Bu kadar büyük ödemeler dengesi açıklarının sürdürülebilmesi oldukça zordur ve tarihte başka örneği de yoktur.

2003-2008’de Ne Olur ?

Değerli okurlar, ABD ekonomisinin sürekli açıklar vererek yaşaması mümkün olmasa da
önümüzdeki 3-5 sene içinde bu konudan kaynaklanacak bir kriz ufukta gözükmüyor. Son analizde, Amerika ile dünyanın geri kalan kısmı arasında oluşan ‘güven sisteminin’ hangi vade içinde erozyona uğrayacağı parametresi, Pax America’nın ömrünü belirleyecek. Amerika’ya bol ve ucuz bilgisayar satan Tayvan’lı sanayici birikimini ABD’de emlak alarak değerlendirdiği sürece, çeşitli kotalardan atlaya zıplaya Amerika’ya tekstil ürünü satan Türk işadamı kazandığı paralarla Amerika’da çocuklarını okuttukça, ve dünyanın tüm gelişmekte olan ülkelerinin yüksek gelirli kesimi ABD’de benzer ekonomik bağlantılar içinde olduğu müddetçe, ‘güven sisteminin’ erozyona uğraması yakın gelecekte mümkün gözükmüyor. Bu nedenle önümüzdeki 3-5 sene içinde ABD’nin şu anda dünyada oynadığı rolün pek değişeceğini sanmıyorum. Sizler de 2003 senesi hesaplarınızı Pax Americana’yı veri olarak kabul ederek yapınız.