Rusya'da başkanlık sistemine son

Rusya lideri Vladimir Putin’in çarpıcı konuları ilk kez açıklamak için kullandığı geleneksel yeni yıl konuşmalarını dünya ilgiyle izliyor. Mesela 2018’de Rusya’nın yeni geliştirdiği müthiş silahları açıklamış, konu uzun süre tartışılmıştı.

2020 yılbaşı konuşmasını bu kez biraz erken, 15 Ocak Çarşamba günü yaptı (1). Yine hayli yankı uyandırdı. Putin’in ana mesajı Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor, ama şaşırtıcı bir şekilde şu ana kadar pek fazla üstünde duran olmadı.

Konuşmanın başlangıç bölümünde ülkenin nüfus problemini ele aldı. Metin üzerinden hesapladım, bu konuya ayırdığı kısım tüm konuşmanın yarısını kapsıyor. Bu sorun Putin için o kadar önemli.

Nüfus artışının yetersiz olduğunu söyledi ve yapılması gerekenleri uzun uzun anlattı. Orada hazır bulunan devlet yöneticilerini nüfus sorununa yeterince önem vermedikleri için tatlı bir dile payladı: “Sayın valiler, sevgili meslektaşlarım, bu iş böyle yapılmaz”.    

Dünya medyası nüfus konusu üzerinde pek durmadı. Ancak bu sitede yer alan Rusya yazılarımızı okuyanlar hatırlayacaktır, biz Rus devletinin iki büyük stratejik sorununa defalarca işaret ettik: Azalan nüfus ve Rusya’da Müslüman halklar arasında yükselebilecek radikal eğilimler. İkincisi, Rusya’nın Esed rejimine verdiği desteğin temel nedenlerinden biridir.

Putin konuşmanın geri kalan bölümünü ekonomi, dış politika, vs. gibi konulara ayırdıktan sonra, esas bombayı en sona sakladı.

Anayasa değişikliği yapılıp Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin önemli ölçüde kısılmasını, Parlamento’nun yetkilerinin güçlendirilmesini önerdi. Çoğu Rus devleti içinde en üst düzeyde görev yapan 1300 kişilik dinleyici topluluğunun en hararetli şekilde alkışladığı sözler bunlar oldu!

Rusya’da halen Cumhurbaşkanı, parlamentonun (Duma) da onayını alarak başbakanı atıyor, ardından bakanları dilediği gibi belirliyor. Putin’in önerdiği yeni düzende, başbakanı ve bakanlar kurulunu parlamento seçecek. Cumhurbaşkanının bu atamaları veto etme yetkisi olmayacak.

Ordu, güvenlik ve istihbarat kurumları Cumhurbaşkanı’na bağlı olmaya devam edecek. Ayıca yerel yönetimler güçlendirilecek ve yargı bağımsızlığı artırılacak.

Putin’in öngördüğü değişikliğin ayrıntıları henüz belli değil. Ama Rusya Cumhurbaşkanı, yarı başkanlık sistemiyle yönetilen Fransa’daki meslektaşı kadar bile yetkiye sahip olmayacak. Yeni düzen, daha çok 2017 öncesi Türkiye’deki parlamenter sisteme benzeyecek gibi görünüyor. Özetle, Rusya başkanlık sistemini terk ediyor ve tek adam rejiminden vazgeçiyor.  

68 yaşındaki Putin, Devlet Konseyi (Gossevet) gibi bir kurumun başkanlığını üstlenebilir. Aynı konuşmada, 1990’da kendisinin oluşturduğu ama anayasada yer almayan bu kuruma, anayasal statü verileceğini açıkladı.

Yeni düzende Putin, cumhurbaşkanı ve başbakan arasında denge unsuru işlevi gören kıdemli devlet adamı rolünü üstlenebilir, uluslararası ilişkilerin nihai karar vericisi görevini sürdürebilir.

Putin niye böyle yapıyor?

2024’de bitecek ve mevcut kurallara göre uzaması mümkün olmayan cumhurbaşkanlığı görevi nedeniyle Putin’in 2024 sonrası için bir düzenleme yapması bekleniyordu. Beklenen, daha erken ve daha radikal bir içerikle geldi.

Halen elinde tuttuğu siyasi güç nedeniyle Putin, kendi başkanlık görevini uzatmak dahil, dilediği hemen her düzenlemeyi yapabilecek konumda. Neden bu yolu seçti?

Putin dış politikada olağanüstü başarılı. Kırım’ı Rus topraklarına kattı, Ukrayna krizinde üstünlüğü ele geçirdi ve ABD liderliğindeki çok uluslu koalisyona karşı Suriye savaşını kazandı. Şimdi Rusya hayli geniş bir coğrafyada büyük etkinlik sahibi. Dahası, bütün bunları son derece düşük maliyetlerle başardı.

Buna karşılık içerde durum kötü. Sistem işlemiyor. Putin yeni yılın ilk günlerinde, en dar gelirli kesimin ciddi sıkıntılar içinde olduğunu, çözümü 15 Ocak’ta açıklayacağını söylemişti. Ama başkanlık sistemi ve tek adam yönetiminin değişmesini bekleyen pek yoktu.

Rus devletinin resmi verilerine göre nüfusun %12’si (yaklaşık 18 milyon) 1100 TL/ay olarak belirlenen fukaralık sınırı altında yaşıyor. İki veya daha çok çocuklu ailelerin %25’i fukaralık sınırı altında, tüm hanelerin %80’i ağır geçim sıkıntısı içinde yaşıyor.

İnternet üzerinden basit bir araştırma yaparsanız, özellikle taşradaki fukaralık fotoğraflarına ve şok edici görüntülere kolayca ulaşabilirsiniz.

Rusya dünyada gelir eşitsizliğinin belki de en şiddetli olduğu ülke. Sosyalizmin eski anavatanında, nüfusun %1’i toplam varlıkların %60’ını elinde tutuyor. Kapitalizmin önde gelen merkezi İngiltere’de bu oran %25.

2019’da yapılan anketler, dış politikadaki göz kamaştırıcı başarılara rağmen, Putin’e güvenin %31 gibi son yılların en düşük düzeyine indiğini gösteriyor. Nüfusun dörtte biri, Putin’e karşı sokak protestolarına katılmak istediğini söylüyor. Bu tam da Putin’in korkulu rüyası.

Putin çözüm yolunu başkanlık sisteminden vazgeçmekte buldu.

Türkiye’ye etkileri   

Türkiye’nin durumu Rusya’dan daha kötü. Hem dışarda hem içerde işler çıkmaza girmiş durumda.

Dış politikada yapılan büyük yanlışlar sonunda ülke, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir tecritle karşı karşıya.

İçerde eğitim ve hukuk düzeni çürüme içinde. Ekonomide ülke giderek fakirleşiyor, işsizlik çift haneli ve rekor düzeylerde. AKP’nin iktidara geldiği 2002, gerilemenin başlangıcı 2013 ve 2019 için temel ekonomik göstergelere bakalım (2).

Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH, milyar USD):

2002: 238                  

2013: 951                    

2019: 749  

Kişi Başına Gelir (USD):

2002: 3.581                  

2013: 12.480                  

2019: 9.093

2002-2013 arasında milli gelir (GSYH), yılda ortalama %13,4 arttı. Geri gidişin başladığı 2013’ten 2019’a kadar, yılda ortalama -%3,9 azaldı.

Kişi başına gelir, 2002-2013 arasında yılda ortalama %12 artarken, 2013-2019 arasında -%5,1 azaldı.

2013’de 12,480 dolar olan kişi başı yıllık gelirin 2019’da 9,093 dolara düşmesi, %37 gelir kaybı anlamına geliyor.

Ülkenin gerilediğini, halkın fakirleştiğini bu sayılar çok açık gösteriyor.

2013’ten sonra kötü yönetim nedeniyle insanların yaşadığı refah kaybı ve milli çıkarların uğradığı ağır zararı görmek için basit bir hesap yapabiliriz.

Son altı yılda (2013-2019) kişi başına milli gelir, 2002-2013 dönemindeki gibi (yılda %12) artsaydı, bugün kişi başına milli gelir 24 600 dolar olacaktı. Bu mümkündü ve AKP’nin hedefi o civardaydı. Bu hesaba göre kişi başına düşen yıllık gelir kaybı 15 500 dolar oluyor.

O takdirde Türkiye’nin milli geliri 2,0 trilyon dolara çıkacaktı. Şimdi 19. sıraya düşen Türkiye, dünyanın en büyük 8. ekonomisi olacaktı. Bugün Rusya’nın milli geliri 1600 milyar dolar ve Türkiye’nin iki katından fazla. Halbuki o durumda, Rusya’dan %25 daha büyük bir ekonomiye sahip olacaktık!

Bunların hiç biri hayal değil. Bireyler ve ülke olarak uğradığımız zarar öylesine büyük.

Başkanlık sistemini savunan AKP’nin sık sık verdiği örneklerin başında Rusya geliyordu. Ama başkanlık sistemi Rusya’da da başarılı olamadı ve değişiyor. 

Türkiye’deki işleyiş berbat. En basitinden en hayati kararlara kadar her şey tek adamın üstüne yıkılmış durumda. Denetim ve denge yok. Meclis büyük ölçüde devre dışı. Tek adam sisteminde kararlar sıklıkla yanlış ve gecikerek alınıyor.

Rusya’nın başkanlık sistemini terk etmesi ve parlamentoyu güçlendirmesinden sonra, Türkiye’nin tek adam düzeninde yola devam etmesi artık daha zor. Siyasi çizgisi hangi doğrultuda olursa olsun, giderek daha çok kişi bunu görüyor ve görecek.   

Türkiye’deki başkanlık sistemi ve tek adam düzeninin en çok 2023 seçimlerine kadar ömrü var. O tarihten sonra bu yanlış gidişi sürdürmenin mümkün olacağını sanmıyorum. 

(1)- Konuşmanın resmi İngilizce çevirisinin tam metni için link:

http://en.kremlin.ru/events/president/news/62582

(2)- Mahfi Eğilmez, http://www.mahfiegilmez.com/2020/01/turkiye-ekonomisinin-son-17-yl.html 

A+ A-