Şanghay Hevesi Stratejik İntihardır

Değerli düşünür dostlarım,

Siyasi konjonktürün,medya manşetlerinin,köşe yazılarının ve haber yorumlarının konu-kapsam bakımından Başbakan Erdoğan’ın iki dudağının arasında olduğunu belirtmek malumu ilandan öteye geçmez. Ulusal sorun stoklarımızda hayatımızı ve geleceğimizi doğrudan-derinden etkileyebilecek ve ivedilikle çözüm bekleyen meseleler, Başbakanın bir çift lafı ile veya ortaya attığı yeni bir öneri,fikir,düşünce vs ile bir anda unutuluverir, zaten hiç bir şeyin bir kaç günden fazla gündemde kalamadığı ülkemizde hayat bir anda yeni rotasında akmaya başlar.
Nitekim Başbakan,Türkiye’nin Şanghay beşlisine katılmak talebini ve bu girişimin sağlayacağı faydaları altı ay ara ile tekrar gündeme getirmiştir. İlk bakışta AB ye gözdağı vermek ve ‘’50 yıldır beklemekten yorgunuz,vazgeçebiliriz’’ algısını yaratmak için yapılan bir çıkış gibi görülebilir belki ama ayni zamanda çok hassas ve tehlikeli sonuçlar doğurabilecek riskleri de beraberinde getireceği unutulmamalıdır.

Başbakan, Avrupa Birliği (AB) ile Şanghay grubunu mukayese etmekte ve Türkiye için Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dahil olmanın avantajlarından bahsederken ‘’Ortak değerlerimizin olduğu ülkeler ile birlikte olma fırsatını-şansını yakalarız ‘’ ifadesini kullanarak aslında bireysel vizyonunu ve doğuya dönük duygusal tercihlerini sergilemektedir. Oysaki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurumsal vizyonu; kültürel birikimi,medeniyet ve refah düzeyi,özgürlük anlayışı ile kendimize örnek aldığımız Batı istikametine yöneliktir.

Sevgili Okurlar, ŞİÖ nün yapısına kısaca bir göz atalım isterseniz. Rusya ve Çin ‘in kurucu başat ülkeler oldukları, zımnen de olsa örgüt içindeki hakimiyet ve egemenliklerinin bilindiği örgütün yardımcı oyuncuları Kazakistan-Tacikistan-Kırgızistan ve bilahare örgüte katılan Özbekistan dır. Örgüte artık Şanghay beşlisi demek dahi teknik olarak yanlıştır, görüldüğü üzere 6 üye ülke bulunmaktadır. İlaveten, İran-Pakistan-Afganistan gibi gözlemci durumundaki diğer ülkeler de örgütün dış paydaşları statüsündedirler. ŞİÖ üyeleri kendi aralarında ekonomi ve güvenlik konularında işbirliği ve dayanışma içinde olduklarını beyan ediyorlar ancak büyük ağabeyler Rusya ve Çin nasıl isterse diğer üyeler de politika ve stratejilerini o yönde geliştirmek zorunda kalıyorlar. Yani örgütün, demokrasi, evrensel hukuk ve insan hakları gibi çağdaş değerleri pek içselleştirmediği aşikardır.

Bu kapsamda adı geçen ülkelerin, insan hak ve hürriyetleri ile gelişmişlik düzeyleri- refah alanlarındaki uluslararası şöhretleri, dünya sıralamaları ve sicilleri pek parlak değildir. Şüphesiz bu ülkelerden bir kısmı ile sosyal antropoloji ve inanç temelli gönül bağlarımız,bir diğer kısmı ile gayet üst düzeyde siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz vardır ancak muhasır medeniyet seviyesine erişmek hedefimiz için uygun koşullar ve olanaklar bu ülkelerde mevcut değildir. Türkiye’nin küresel anlamda istisnasız dünyanın her ülkesi ile bağlantılarının ve ilişkilerinin olması gerekir. Bu ilişkiler milli menfaatlerimiz doğrultusunda politik-ekonomik ve kültürel işbirliği içerikli ve sürdürülebilir olmalıdır. Ancak olay stratejik savunma ve güvenlik tabanına dayanan siyasi kamplaşma durumunda tercihlere geldiğinde ise çok dikkatli olmak zarureti vardır. Çin ve Rusya yakınlaşmasının, küresel ve kurumsal bir müttefikler görüntüsü vermek adına yanlarına aldıkları, her bakımdan kendilerinden daha az gelişmiş bir kaç ülke ile oluşturdukları ŞİÖ nün, ABD nin dünyanın yegane super gücü olmasına izin vermemek ve Nato ‘ya karşı bir alternatif askeri pakt yaratmak ihtiyacından beslendiği malumdur. Suriye krizinde bu iki ülkenin ısrarla ayni pozisyonlarını muhafaza etmeleri ve tabiatı ile Türkiye’nin ve Batı’nın politikaları ile ters düşen-uyuşmayan yaklaşımları biraz da bu yüzdendir.

ABD dış işleri sözcüsü Nuland, bir basın toplantısında kendisine sorulan soru üzerine Türkiye’nin Nato üyesi olmasına rağmen ayni zamanda ŞİÖ üyesi olabilme çabalarını ‘’çok ilginç’’ olarak değerlendirmesi manidardır ve Sn.Erdoğan’ın bu çıkışını AB ye karşı adeta bir blöf olarak düşündüklerini ve de pek ciddiye almadıkları izlenimini vermiştir.

Değerli düşünürler, her fikir muhteremdir ancak önemli olan UTK (uygunluk-tatbik edilebilirlik ve kabul edilebilirlik) testinden geçebilmesi ve tüm paydaşlarca desteklenebilmesidir. Aksi takdirde inandırıcılığı kalmaz. Bir yandan Nato üyesi olmanın avantajlarını kullanmak, milli savunma ihtiyaçlarınız doğrultusunda ABD ve Nato kaynaklı harp silah araç ve sistemleri ile topraklarınızı ve ordunuzu donatmak öte yandan Nato karşıtı bir ittifakın üyesi olmaya çalışmak en yumuşak deyimle çelişkidir, güven erozyonuna neden olur.

 Nato ve AB asla ŞİÖ ile ikame edilebilecek ve duygusal öfke patlamaları ile dışlanabilecek kurumlar değildir. Halen yurdumuzda yeterli bilgi ve vizyon sahibi olmayan bazı çevreler tarafından Nato düşmanlığı yapılmakta ve TSK Nato ordusu olmakla suçlanmaktadır. Bu kişilere tek sözüm şudur ; Unutmayınız Nato, üye ülkelerinin hükümetlerinin onaylamadığı- istemediği hiç bir şeyi o ülkeye zorla yaptıramaz. Arzu eden okurlar evvelce bu köşede yazdığım ‘’ Nato Türkiye İçin Koz’ mudur’’ başlıklı makalemde ilave detayları bulabilirler. Ayrıca ŞİÖ üyeliğini aman ha çantada keklik zannetmeyiniz örgütün kollarını açmış Türkiye’nin bünyesine katılmasını beklemediğini iyi biliniz. ŞİÖ tarafından altı yıldır diyalog ortağı statüsünde bekletildiğimizi unutmayınız. Batı; ne güvenlik ne de ekonomik anlamda vazgeçilmez değildir elbette ama uygarlık ve özgürlük alanlarında eşsiz bir model olma niteliğine haizdir. Değişimin ve küreselleşmenin önlenemez bir gerçek olduğu 21. yüzyılda hayatı yönlendiren ve davranışlarımızı belirleyen asıl parametre teknoloji dir ve bu teknoloji de batıda üretilmekte ve tüm dünyaya pazarlanmaktadır.

İnsanlık için yararlı her gün binlerce bilgi üretilmekte ise bunun da çoğunlukla kaynağı Batı’dır. Katma değeri yüksek ürünleri üreten gelişmiş ülkeler emek yoğun üretim yapan görece az gelişmiş ülkeleri her bakımdan yönlendirebilmektedir. Bahse konu teknolojileri üretemediğimiz ve satın almak zorunda kaldığımız sürece bu güce sahip ülkeler ile iyi ve yakın ilişki içinde olmak zorundayız.

Uluslararası ilişkilerde Kozlar stratejisi’nin önemi yadsınamaz ve doğru kullanıldığında çok olumlu sonuçlar verebilir ancak korkarım ŞİÖ ye üye olmak ve Nato’dan çıkmak, AB üyelik sürecinden vazgeçmek, Türkiye için bir koz değil olsa olsa Stratejik intihar olur kanaatindeyim.

Sayın Başbakan ŞİÖ nün demokrasi seviyesini ileride geliştireceğine inandığını ifade etmiştir.
Halen paydaşlarından bir kısmında şeriat kanunlarının geçerli olduğu, hırsızlık yapanların parmaklarının kesildiği, kadın haklarının yok sayıldığı,açlık ve yoksulluğun anarşi ve terörü tetiklediği bu camianın kaç sene sonra çağdaş demokratik olgunluğa erişeceği takdirlerinize maruzdur.

Ola ki yarın bir gün bu konu da referanduma götürülürse aklınızın bir kenarında bulunmasını dilerim.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

04.02.2013