Şehit Acılarına Rağmen Makam Paylaşımı

Değerli düşünür dostlarım,
Bu aralar gün geçmiyor ki terörle mücadele kapsamında şehit haberleri almayalım. Böylesine dayanılmaz acılara katlanmak bu asil milletin kaderi olmamalı, artık söz değil çözüm üretmek zamanıdır.Hep ayni retorik ve siyasi polemikler bıktırdı,usandırdı,çok yordu.Sorun stokları bakımından çok zengin ama sorun çözme becerileri açısından çok fakir bir ülke olmak az gelişmiş ülke olmaktan çok daha beter bir durum. Zaten aslında gelişme hızımızın düşük olmasının temelinde sorun çözme kaabiliyet ve yeteneklerimizin kısıtlı olması yatıyor. Kim ne derse desin Türkiye’nin en önemli iki sorunu, birbirini besleyen Kürt ve Terör sorunudur. Bu kapsamda verilen mücadele otuz yılı aşkın süredir hep ayni strateji ve politikalar doğrultusunda, ezberlenmiş paranoyaların etkisi altında devam etmekte ancak ne yazıktır ki olumlu bir netice alınamamaktadır. Bu sürecin ürettiği yagane sonuç acı ve çözümsüzlük statüsüdür. Sevgili okurlar, malumu ilan gibi oldu belki ama yaşadığımız dönemin objektif yansıması bu şekilde. Sadece sorunu tanımlamak,yakınmak fakat çözüm önerileri getirmemek acıları dindirmez ve çok sığ bir yaklaşım olur. Bu cümleden olarak ivedilikle yapılması gereken ilk iş düşünce sistematiğimizi ve sorun çözme metodolijilerimizi revize etmektir inancındayım. Bunun için de ön kabullerimizden ve demode politikalarımızdan kurtulmaya çalışmak şarttır. Özellikle bu aralar emperyal hayallerden bir an evvel çıkmak, içeride tabiri caizse bölgesel yangınlar varken, her gün ocaklar sönerken; Arap baharı coğrafyasına yön vermek hevesimizden, Suriye’ye dönük aşırı iştahla müdahil olma gayretlerimizden biraz geri durmak ve enerjimizi terörün sonlandırılmasına odaklamak gereği vardır.

Etnik ve mezhepsel ayrışmalar toplum olarak birbirimizden kopma-uzaklaşma ve farklılaşma halini giderek daha da keskinleştirmektedir. Şu anda Şemdinli’de yaşananlar adeta mahdut hedefli bölgesel bir savaş niteliğinde olup kamu oyuna yeterince bilgi verilmemektedir. Suriye sınırımızda zırhlı muharip birliklerimiz ateş ve manevra kabiliyetlerini test eden ! tatbikatlar yapmaktadır. Malum geleneksel uluslar arası ilişkilerde böylesine gözdağı verici bir tatbikat fiili savaş öncesi yapılabilecek en son caydırıcılık faaliyetidir. Dış işleri bakanı sayın Davutoğlu’nun sürpriz Kerkük ziyareti sonrasında Irak merkezi hükümeti Türkiye’ye nota vermiş ve Davutoğlu’nu tutuklama hakları olduğunu beyan etmiştir. İran tüm dünyanın gözü önünde nükleer savaş yeteneğini geliştirmeyi sürdürmekte,yeni Füzelerini denemektedir.

Değerli düşünürler kısaca özetlemeye çalıştığım böylesine olağanüstü günlerde- ortamda güce tapınan bazı gruplar, Agenda Makers (gündem yaratıcılar) durup dururken 2014 yılında kim Cumhurbaşkanı olsun kim Başbakan olsun tartışmalarını abesle iştigal etmek şeklinde ortaya atmışlar ve tartışma başlatmışlardır. Sayın Gül ve sayın Erdoğan bir süre bu tartışmaları sessiz kalarak izlemişler, sonunda aralarındaki kardeşlikten de öte hukuku dillendirerek zımnen de olsa biz aramızda görüşür, konuşur ve bu iki makamı bir şekilde paylaşırız mealinde açıklamalarda bulunmuşlardır. Haklarında hayırlısı olsun, ülkemize yararlı hizmetler veren,vermek isteyen herkese saygımız vardır. Ancak keşke bu çok zor günlerde bireysel planlarını ve özlemlerini içlerinde saklı tutabilseler, bu tartışmaların yersiz ve zamansız olduğunu söyleyebilselerdi. Düşünebiliyormusunuz şu ara evlat acısı ile yürekleri cayır cayır yanan şehit analarının ve babalarının ne kadar umurlarındadır acaba 2014 yılında kimin hangi koltukta oturacağı !?

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

06.08.2012