Şehit cenazeleri niçin yine gelmeye başladı?

     Şehit cenazeleri yine her gün gelmeye başladı. Niçin? Neden bu kan deryası? Çözüm süreci niçin bitti?

     Bu soruların cevabı esasen aşikar. Her şey gün gibi ortada. Ama isterseniz cevabı biz vermeyelim.

     Daha iyisi, bu soruların cevabını üst düzey bir yetkilinin ağzından dinleyelim. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'ı dinleyelim.

     Biliyorsunuz Akdoğan aynı zamanda, mevcut hükümette Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın en mutemet adamı. Hükümet içinde, çözüm sürecinin bir numaralı sorumlusu.

     Üstelik açıklamasını, AKP yandaşı Yeni Şafak gazetesine yapmış. Gazete de bunu, önemli açıklama diye manşetten ve iri puntoyla vermiş (8 Ağustos 2015).

     Yani yanlış olma ihtimali yok.

     Çözüm süreci niçin bitti sorusuna Akdoğan'ın verdiği cevap aynen şöyle:

     - Çözüm sürecinde, sürece ihanet durumu yaşadık. HDP'nin seçimden önce barajı geçmek için yaptığı taktik amaçlı hamleler süreci bu noktaya getirdi. Kendisi belki barajı geçti ama, o süreçte çözümün düşmanları ile girdiği ilişki ve ittifak sürece zarar verdi. Sürecin aktörlerine karşı savaş açması, burada büyük bir güven sarsılmasına sebep oldu... Onun ötesinde, örgüt de süreci istismar etti, bir güvenlik açığı meydana geldi.

      Gerçekten önemli bir açıklama. Akdoğan açıkça diyor ki, sürecin bitmesinin, şimdi tekrar şehit cenazeleri gelmeye başlamasının ve yaşadığımız kan gölünün bir numaralı sorumlusu, HDP'nin seçimlerde kazandığı başarı!

     Barajı geçmek için HDP bazı taktik hamleler yapmış (hangi parti bunu yapmıyor ki?), sonuçta hedefine ulaşmış, barajı üç puan fazlasıyla geçmiş, ama öylelikle sürece zarar vermiş!

    Daha da kötüsü, HDP sürecin aktörlerine savaş açmış!

     Akdoğan'ın ne dediğini anlamak için siyaset profesörü olmaya gerek yok. Sürecin AKP tarafında bir numaralı aktör, Erdoğan.

     Ne yapmış da savaş açmış Erdoğan'a?

     Eh, o da ayan beyan belli. Erdoğan meydan meydan AKP için dolaşıp 400 milletvekili istedi. O çoğunlukla başkanlık sistemini getireceğim dedi.

     Buna cevap olarak HDP lideri Selahattin Demirtaş, hepimizin belleğine derinden işleyen bir şekilde, "seni başkan yapmayacağım" diye haykırdı.

      Sonuçta Erdoğan kaybetti, Demirtaş kazandı.

      Şimdi hatırlayalım. Erdoğan'ın A planı, AKP'nin en az 330 milletvekili kazanması, Anayasayı değiştirmek ve başkanlık sistemini getirmekti.

     B planı ise, AKP'nin sayısı 330 altına düşerse, HDP ile anlaşarak başkanlık sistemini getirmekti.

     Tek başına iktidar nasıl olsa çantada keklik görünüyordu.

     Erdoğan'ın A planı da, B planı da tutmadı. Tek  başına iktidar bile çıkmadı.

     Üstelik HDP, başkanlık sistemini desteklemeyeceğini kamuoyu önünde tescil etti. Artık geri dönülmez bir şekilde kendini bağladı.

     Akdoğan'ın "sürecin aktörlerine savaş açması" dediği işte bunlar.

     Akdoğan'ın açıklaması, Yeni Şafak gazetesinin de belirttiği gibi, gerçekten önemli. Hatta bence tarihi bir önem taşıyor.

     Bu tarihi açıklamayla Akdoğan, HDP ve Demirtaş'ın başarısı üzerine çok "sarsıldıklarını" ve süreci bitirdiklerini, öylelikle kan deryasına giden yolu açtıklarını itiraf ediyor.

     Daha açık bir itiraf olabilir mi?

     Görülüyor ki Akdoğan, çözüm sürecinin bitmesinde örgüt dediği PKK'yı bile ikinci derecede sorumlu tutuyor. Açıkça, eh "onlar da süreci istismar etti" deyip geçiveriyor.

     Yani çözüm sürecinin bitmesinde PKK'nın sorumluluğu tali planda kalıyor. Asıl suçlu, Erdoğan'ın bütün planlarını alt üst eden HDP ve Demirtaş!

     AKP ve Erdoğan, dikkat ederseniz son haftalarda, PKK veya PKK lideri Abdullah Öcalan'dan çok, HDP ve Demirtaş'a vuruyor, onlara saldırıp duruyorlar.

     PKK'yı ve onun liderini ikinci plana koydular. Buna karşılık, şiddeti ve savaşı durdurmaya çalışan Demirtaş'a saldırıyorlar.

     Hedefleri  önce kan ve gözyaşı. Ardından Demirtaşı etkisizleştirip oyun dışına çıkarmak ve HDP'nin oyunu düşürmek, mümkünse barajın altında bırakmak istiyorlar.

     AKP şimdi, ülkede kaos çıkararak kendine iktidar yolu açmak istiyor. Onun için çözüm sürecini bozdular. İşte her şey bu kadar basit ve korkunç.

     Bütün bunlar aslında, AKP'nin ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor

     Kısa süre önce bu sayfalarda, seçimlerde %13 oyla en başarılı parti çıkan HDP'nin önünün açık olduğunu, hızlı bir şekilde %20 üstüne ve ülkenin ana muhalefet partisi konumuna sıçrayabileceğini yazmıştım. Hemen şunları da ilave etmiştim:

     "Ama bunun gerçekleşmesinin önünde önemli engeller var. Demirtaş’ın ellerinin serbest bırakılması, güç merkezlerinin HDP’nin ayağına çelme takmaması, yolunu tıkamaması gerekiyor.

     Diyebiliriz ki, işi en zor olan parti lideri Demirtaş."

     İşte tam da bu gelişmeleri öngörerek yazmıştım.

     Ancak ilk tahminimi hâlâ koruyorum. Kirli oyunların geri tepmesi kolay olur. HDP ve Demirtaş daha da güçlenebilir.

     Suruç ve Ceylanpınar

     Çözüm sürecinin bozulmasına giden yolda, Suruç ve Ceylanpınar katliamları kritik rol oynadı.

     Önce 20 Temmuz'da Suruç ilçesinde, bombalı bir intihar saldırısı oldu. Ülkenin değişik köşelerinden Kürtlerle dayanışma için gelen 32 genç insan katledildi.

     Canlı bombanın, Adıyamanlı ve IŞİD'le bağlantılı Şeyh Abdurrahman  Alagöz adlı bir genç olduğu belirlendi.

     Hemen iki gün sonra, Ceylanpınar'da yatağında uyumakta olan iki masum polis, hunharca ve kalleşçe katledildi.

     Bu katliamı da, PKK içinde yer alan "Aponun fedaileri" adlı bir yapı üslendi. Suruç katliamına misilleme yaptıklarını ileri sürdüler.

     Bunun üzerine AKP, çözüm sürecini durdurduğunu açıkladı.

    Ama Suruç katliamının IŞİD tarafından, Ceylanpınar katliamının PKK tarafından işlendiği çok kuşkulu.

    İŞID yaptığı saldırı ve katliamları hep üslenene bir örgüt. Suruç saldırısını üstlenmedi.

     Zaten böyle bir saldırıda bulunmasının, kendi çıkarları açısından, içinde bulunduğu mevcut şartlarda bir rasyonel gerekçesi yok.

     PKK da aynı şekilde, bütün yaptığı eylemlerin arkasında duran bir örgüt.

     PKK liderlerinden Murat Karayılan aynen şunları söylüyor:

     "Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi bizim merkezi bir kararımızla yapılmış bir eylem değildir. Hatta, resmi bir birimimizin yaptığı eylem bile değildir. Kendine 'Apocu Fedailer' diyen bir grup tarafından yapılmış bir eylemdir." (Özgür Gündem, 7 Ağustos).

     Buna karşılık, bizzat AKP'li aktrollerin açıkladığı gibi, PKK yapıları içinde yaklaşık %25 oranında MİT'e bağlı unsurlar var. Benzer bir durum, IŞİD için de geçerli.

     Aydınlanması gereken çok soru var.

     Suruç katliamının sorumlusu olarak belirlenen Alagöz kimlerle irtibatlı? Alagöz'ü IŞİD içine kim yerleştirdi?

     Ceylanpınar katliamı sorumlusu ve kendine Aponun fedaileri diyen kişiler kimler? Kimlere bağlı olarak çalışıyorlar?

     Bu katillere kimler yardım etti? Katliam emrini kimler verdi?

     Suruç ve Ceylanpınar, metre kare başına belki de en çok polis ve istihbaratçının bulunduğu bir bölge. Bu soruların cevabı, eminim şu anda dahi biliniyordur.

     Birileri üstünü örtmek istese de, er veya geç kamuoyu da öğrenecektir.

     Ya muhalefet?

     İki büyük muhalefet partisinin şu sıralarda, AKP'nin oynadığı ve yukarda kısaca özetlediğim kirli oyunun üstüne gitmesi gerekiyor. O oyunu deşifre etmeleri ve AKP'yi köşeye sıkıştırmaları gerekiyor.

     HDP lideri Demirtaş, bu işlerin arkasında özel Gladyo örgütü var diyor. Muhalefet partilerinin, bu vahim iddianın üzerine gitmesi gerekmez mi?

      Hayır, muhalefet bunları yapmıyor. Peki ne yapıyorlar?

     Birinci muhalefet partisi, genel başkanlarının talimatıyla, Erdoğan'ı eleştirmeyi durdurdu. Çünkü iktidar ortağı olmak istiyorlar!

     Koalisyon müzakereleri diye, senaryosunu Erdoğan'ın yazdığı bir oyunda figüranlık yapmayı kabul ettiler.

    AKP'nin yarattığı gündeme teslim olmuş durumdalar. Gündem oluşturmak bir yana, ne olup bittiğinin dahi tam farkında değiller.

     Kemal Kılıçdaroğlu, yukarıda özetlediğimiz konular hakkında bakın neler söylüyor (Bugün, 3 Ağustos 2015):

- Süreç niye bir anda bitti biz de merak ediyoruz. Düne kadar sorun yoktu. Birilerinin bu soruya net yanıt vermesi gerekiyor.

     Ne olup bittiğini halka anlatması gereken muhalefet  lideri, ya neler oluyor, birisi bize anlatsın diyor!

     İkinci muhalefet partisi ise, günü gelince AKP'ye koltuk değneği olacak, onu bekliyor.

     O arada, HDP'ye oy verenlere hakaret edip duruyor. Seçmenlere küfür ediyor. Bu yakışıksız zihniyetin, Türkiye gibi geniş milli ve kültürel zenginliğe sahip bir ülkeyi yönetmesi elbette mümkün değil.

     Uzun lafın kısası, AKP sıkıştı, zor durumdan nasıl çıkarım diye çırpınıyor. Kaos yaratmak pahasına ayakta kalmaya çalışıyor.

     İki muhalefet partisi ise el ele verdi, AKP'nin uzatmaları oynamasına yardım ediyorlar.