Şımarık Parti

Hayal meyal hatırlıyorum, ipin ucunu kaçırdığımda, babaannem terliğine doğru hamle eder “Şımarma!” diye uyarırdı.

Şimdi gayet iyi anlıyorum ne demek istediğini.

Belli ki, Şımarık Parti gibi davranmamı istemiyormuş.

***

Geçen onca süre içinde, Şımarık Parti’nin anlayamadığı, işte tam da bu oldu!

***

Böyle olunca, terliğin yola çıkmasına iki haftadan bile az zaman kaldı.

***

Hatırlayın!

Şımarık Parti’nin iktidara geldiği yıllarda, Türkiye sahiden dibe vurmuştu.

Siyasal iktidarlar ülkeyi yönetemez hale gelmiş, ekonomi şirazesinden çıkmıştı.

Memleketin taze kana, yeni soluğa ihtiyacının olduğu günlerdi.

“Ben onlardan değilim, ben yeniyim” diyen kim olsa, halkın teveccühünü kazanacaktı.

***

Yepyeni bir ideoloji, muhteşem bir proje, uzaydan ışınlanmış kadrolar filan değil, çaresizliğin sonucuydu Şımarık Parti.

***

Hatırlayın!

Sokaktaki insanın nefes alacak hali kalmamıştı.

Yıllar süren koalisyonlar döneminde, ne karar alınabiliyor ne de icraat yapılabiliyordu.

Denize düşmüş olan halk, “Ben yeniyim!” diyen kim olsa sarılacaktı.

***

Sarıldı da.

***

Size bir şey söyleyeyim mi?

Türkiye toplumu, kerameti kendinden menkul kimi “aklı evveller” güruhunun havsalasının alamayacağı kadar sağduyuludur.

Kime ne zaman “Kalk gidelim!”, kime ne zaman “Bok yeme otur!” diyeceğini gayet iyi bilir.

***

Mesela 12 Eylül Anayasası’na “evet” deyip, hemen ardından asker partisine “hayır” demesinin ardında, işte tam da bu (kendine özgü) akl-ı selim yatar.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demeyin!

12 Eylül öncesinde neler yaşandığını ve bu sonuçların kaynaklarının aslında neler olduğunu hatırlayın, düşünün...

***

Aradan zaman geçip, yeniden ele terlik alma zamanı geldiğinde, bu kez “Koalisyonlar sona ersin, başarısız olanlar tasfiye edilsin, yeni ve tek parti denensin” diye düşündü Türkiye toplumu.

Ve, hasbel kader “Ben yeniyim” demeyi akıl eden partiye, o güne kadar neredeyse kimseye nasip olmayan büyüklükte bir kredi açtı.

Yakın zamana kadar da bu kredinin arkasında durdu.

***

Ama malum parti, daha öncekilerinde düştüğü yanılgıya düştü.

Kredi açıldığını değil, miras yediğini zannetti.

***

Halkın, kendisini, yeni bir siyasi parti olduğu için seçtiğini unuttu.

Eskisinin tıpkısı’na doğru yelken açtı.

***

Ve geldi “şımarık günler”.

***

Benim literatürümde, “şımarmak” demek “terlik geliyor!” demektir.

Sadece sevgili babaannemden değil, siyasi tecrübelerimden de öğrendiğim budur.

***

Siyasiyseniz ve hasbel kader bir teveccühe mazhar olmuşsanız, adımlarınızı, yönetmeye aday olduğunuz günlerden bile dikkatli atmanız gerekir.

***

Mesela şunları yapmamanızda yarar vardır:

Sokaktaki insana kızdığınızda, annesini de alıp başınızdan çekilip gitmesini, üstelik argoya kaçarak söylememelisiniz.

Dünya kadar akrabası, dostu, arkadaşı yerin altında kalmış bir insanın, danışmanlarınız tarafından sokak ortasında tekmelenmesine sıradan bir durummuş gibi yaklaşmamanız lazım gelir.

İnsanlar aç biilaç yaşam savaşı verirken, kendinize kaşane inşa ettirmemeniz, hem sizin hem de dava arkadaşlarınızın hayrına olur.

O kadar göz önündesinizdir ki, bırakın ayakkabı kutuları içinde trilyonların, iki takım elbiseden fazlası bile göze batacağını düşünmeniz gerekir. Hasılı kelam, bir lokma bir hırka misali yaşamalısınızdır.

Böyle olması gerekirken, devletin kesesinden, sağa sola afilli tomofiller göndermeye kalkarsanız...

Memleketin imkanlarını, durmaksızın akraba, yandaş, tarikattaş, cemiyetdaş filan gibi çevrelere  peşkeş çekerseniz...

Bir-iki görmezden gelir “pazar yerinde toplanmış insan kalabalığı” zannettikleriniz...

Birden bir ses duyarsınız uzaktan geliveren:

“Hişt, hop, noluyo orda!?”

***

Şımarık davranışlarınızın tepki topladığını ilk günlerde, bilemediniz aylarda, çok çok yıllarda fark ettiniz, geri döndünüz ne ala...

***

İsterseniz, “şımarma”ya da devam edebilirsiniz pekala...

***

Günler günleri, yanlışlar yanlışları kovalar...

Ve bir gün, burun kıvırdığınız, küçümsediğiniz halk, aslında hiç de öyle “pazar yerinde toplanmış insan kalabalığı” olmadığını hatırlayıverir...

Gücün (terliğin), aslında kendisinde olduğunu düşünmeye başlar...

***

Vah, vah, vah...

Çok ama çok geç kalınmıştır...

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Artık demir almak günü gelmişse zamandan...” diye tarif ettiği günlere erişilmiştir...

***

Halkın, maazallah düşünmeye başladığı an, işte tam da İsrafil’in surunu urduğu  an”dır...

Büyük Usta Nazım Hikmet, o anı Türk Köylüsü isimli şiirinde şöyle anlatır:

“…ve bir kerre vakterişip :

                                «—Gayrık yeter!...»

                                                           demesinler.

Ve bir kerre dediler mi :

«İsrafil surunu urur

           mahlukat yerinden durur»

(Nazım Hikmet’in bu muazzam şiirinin tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.)

***

Hasılı kelam, “şımarıklık” siyaset erbabına uygun bir davranış değildir.

***

Çünkü maazallah, halkı (babaanneyi) kızdırmaya gelmez.

Uçan terliğinin hedefini şaştığına, bugüne kadar hiç tanık olunmamıştır!

***

Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Size Şımarık Parti’nin hazin öyküsünü, hangisi olduğunu tahmin ettiğiniz parti ders alsın diye anlatmadım.

Neden mi ettim bu kadar lafı o zaman?

Halkın teveccühünü kazanmak üzere olanlar ders çıkartırlar umuduyla ettim.

Dedim ya az önce “İsrafil surunu urur, noktasına gelindiğinde geç kalınmıştır” diye...

Önsezim beni yanıltmıyorsa, iki hafta kadar sonra, sahnede bu kez onları görmeye başlayacağız...

En baştan kulaklarına küpe olsun, Şımarık Parti gibi kötü yola düşmesinler istedim...

***

Gelin isterseniz şimdi hep birlikte büyük usta Nazım Hikmet’e kulak verelim:

***

TÜRK KÖYLÜSÜ

Topraktan öğrenip

                      kitapsız bilendir.

Hoca Nasreddin gibi ağlayan

                       Bayburtlu Zihni gibi gülendir.

Ferhad'dır

               Kerem'dir

                               ve Keloğlan'dır.

Yol görünür onun garip serine,

analar, babalar umudu keser,

kahbe felek ona eder oyunu.

Çarşambayı sel alır,

bir yâr sever

                   el alır,

kanadı kırılır

                   çöllerde kalır,

ölmeden mezara koyarlar onu.

O, «Yûnusû biçâredir

       baştan ayağa yâredir,»

ağu içer su yerine.

Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine

ve bir kerre vakterişip :

                                «—Gayrık yeter!...»

                                                           demesinler.

Ve bir kerre dediler mi :

«İsrafil surunu urur

           mahlukat yerinden durur»,

toprağın nabzı başlar

                              onun nabızlarında atmağa.

Ne kendi nefsini korur,

                              ne düşmanı kayırır,

«Dağları yırtıp ayırır,

  kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»