Siyaset ve Sorular: Ne, Neden, Kim, Nasıl ?

Siyaset güç kavgasıdır. Merkezinde ekonomik çıkar vardır.

Sefalet denizinin seçilmiş tiranları ya da zorbalar iş başındadır.

Bu gerçek, bastırılır.

Medyası, anketiyle, ‘düzen’ kurulmuştur…

Piramidin en üstünde, küresel aktörler, rolleri dağıtır.

 

Türkiye’de de büyük ölçüde işler böyle..

Tam Bağımsızlıktan tornistan durumdayız.

Ekonomik bilinç kaybı ile toplumsal refleksin dumura uğradığı fazdayız.

Tavukla yumurtanın sarmalı; topraksa, altımızdan kaymakta.

 

Milyonca aç insanımız var…

Ayda 3.742 TL’yi göremeyen aileler yoksulluk sınırından açlığa yuvarlanmaktalar.

Asgari ücret 846 lira, dikkat: hayatta kalmanın maliyeti ise 1.367 TL; çoktan “ölmüşüz”.

Dünya klasmanına: cari açıkla, “çocuk gelinlerle”, en pahalı benzinle, giriyoruz!

30 Mart’ta sandık, işte bu ortamda kuruluyor…

 

Oysa siyaset, insan için var (olmalı)!

Mutlu aileler, garanti edilmiş emeklilik, geçerli bir sosyal güvenlik sistemi.

Vergide hakkaniyet, ücrette adalet, kayıtlı ekonomi, eğitimde olanak eşitliği…

Güçlü Devletin, demokrasisiyle, haklarıyla, güçlü toplumu;

Klavyesi, ekranı, matbaası, sanatı, özgür bireyler…

 

Vatandaşa bu yoksulluğun nedeni iyi anlatılmalı.

Birey, aile ve ülke için ekonomik bağımsızlığın değeri net olarak kavratılmalı.

Siyaset ile ekonomik güç dağılımı arasındaki ilişki ve denklem ortaya konulmalı.

Yok değilse, bu düzen, düzenbazlardan başka her şeyi ezmeye devam edecek..

 

Üreten, hızla gelişen, hakça bölüşen, Dünya ile yarışan bir Türkiye…

Güvenlik kavramının içini dolduran, hazinenin boşaltılmasına olanak vermeyen;

Öylelikle ekonomik güvenliği de güvenceye alan bir ülke yönetimi…

Buna erişmek Türk halkının da, bütün insanlığın da hakkıdır.

 

Hak ve Eşitlik içinde

insancıl sosyal bir devran…

Kim bilir, belki bir gün,

Belki, “Yarından da Yakın”.