Siyasi Tolerans'ta zirve

“AKP’nin bu ülkeye hiç mi faydası olmadı?”

***

İpe un sermeyeceğim, son söyleyeceğimi en başta söyleyeceğim.

Yaşadığımız topraklarda, karşıt fikirlerde olanların birbirlerini anlamaya, kendilerini karşılarındakinin yerine koyarak düşünmeye çalıştıklarına (empati) ilk kez tanık oluyorum.

Sizce, sadece bu nedenle bile olsa, AKP’ye kocaman bir TEŞEKKÜR borçlu değil miyiz?

***

Teşekkür kelimesini büyük harflerle yazdım diye, sakın kızmayın.

Aman AKP’yi beğendiğimi, desteklediğimi filan düşünmeyin.

Bu partiye bir kere bile oy atmadım, tek bir lafına itibar etmedim, ilk günden bu yana bir “yalan dolan” partisi olduğunu düşündüm ve düşünmeye de devam ediyorum.

***

AKP’nin ekonomiyi düzeltti’ğinden, ülkeyi ileri demokrasiye taşıdı’ğından dem vuranlara, bir çoğunuz gibi ben de şaşıyorum.

2002 yılında asgari ücret 225.9 TL iken, 10.2 adet çeyrek altın satın alınabiliyormuş.

Yıl 2015 (Mart) olmuş ve asgari ücret 949 TL.

Kaç çeyrek altın alınabiliyor bu parayla biliyor musunuz?

Sadece 5.6.

Yani Türk parasının değeri, altın karşısında yüzde 50 civarında gerilemiş.

Bu mudur düzelmiş ekonomi?

***

Üşenmeyin, aynı hesabı simit üzerinden de yapın.

Aynı sonucu alacaksınız.

Bütün bu göstergelere rağmen, hala “AKP ekonomiyi düzeltti” diyen biriyle karşılaştığımda, bu sözlerini “tuhaf” karşılıyor, “Sakın senin şahsi ekonomini, bir biçimde düzeltmiş olmasın” diye şarlıyorum.

***

Sözde “ileri demokrasi” konusunda da durum maalesef aynı.

Can güvenliği, insan hakları, basın özgürlüğü gibi konularda kime dokunursanız bin ah işitiyorsunuz.

En yakın örnek ise, son 1 Mayıs’ın yapılamayan, yaptırılmayan kutlamaları.

İstanbullu vatandaşı Taksim’e çıkartmamak için, Diyarbakır’dan Toma getiriyor, ülkenin bütün kentlerinden polisleri, uçaklar marifetiyle İstanbul’a uçuruyor, kent meydanlarında topluyorsunuz...

Her protestocu başına iki polis...

Neden?

İşçilere, demokratik hak’larını kullandırmamak için.

Neden?

Çünkü, size karşı öfkelerini haykıracak, ceplerinin ve demokrasinin hesabını soracaklar diye?

Hadi gelin de bu ülkede demokrasiden söz edin bakalım.

Birileri hala, AKP’nin ülkeyi demokratlaştırdığından söz ediyorlarsa, bunu tabii ki anlamam, “tuhaf” olarak değerlendirir, arkasında ne olduğunu sorarım.

***

Böylesi bir durumun, sosyal ve siyasal anlamda tabii ki sonuçları olacaktır...

Bu sonuçların en önemlisi ve değerlisi ise, kuşkusuz, Türkiye toplumunun “siyasal tolerans”ının zirve yapmasıdır.

AKP’nin az önce sözünü ettiğim “tuhaf” destekçileri dışında, Türkiye’de şu ana kadar hiç tanık olmadığım ölçüde bir tolerans hali hüküm sürüyor.

Siyaseten farklı cenahlarda oldukları için, on yıl öncesine kadar birbirinin yüzüne bakmayanlar, karşılaştıklarında konuşmak şöyle dursun yolunu değiştirenler konuşmaya, birbirlerini anlamaya çalışıyor.

Keşke AKP faktörü olmadan da bu başarılabilseydi.

O zaman, belki bu noktaya hiç gelinmezdi.

Ama olamadı.

Olamadı.

“Nasip” bugüneymiş.

***

Birkaç örnekle ne demeye çalıştığıma açıklık getireyim:

Kulak misafiri olduğum bir konuşmada “Ben” diyor yakından tanıdığım bir arkadaşım “bu sefer oyumu CHP’ye değil, HDP’ye vereceğim.

Tıpkı televizyon reklamlarında izlediğimiz ferahlatıcı’dan içmiş gibi bir hali var.

Karşısında bulunan, tıpkı kendisi gibi koyu CHP’li olan öteki arkadaşımın da durumu farklı değil.

“Ha” diyorum böyle olunca, “anlaşıldı, bu dostum da belli ki aynı içecekten içmiş.”

Normalde, karşısındakinin üzerine sıçraması “hainlik”le filan suçlaması gerekirdi.

Tersine, partisine “oy vermeyeceğini” söyleyen CHP’liye en büyük destek, “oy vereceğini” söyleyenden geliyor.

“Yüzde 1 CHP açısından büyük bir değişikliğe yol açmaz. Ama HDP’nin meclise girmesi o yüzde 1’e bağlı. Bu nedenle sana hak vermiyor da değilim.”

Tabii ki ikisinin de derdi HDP’yi meclise sokmak filan değil.

Hepimiz biliyoruz ki, mecliste kuvvetli bir AKP görmek istemiyorlar, o kadar.

Birinin ötekine toleransla yaklaşmasının yegane nedeni bu.

Bu toleransı sağlayan faktör ise, en başta da söylediğim gibi AKP.

***

Zamanında dibine kadar İşçi Partisi’nden yana olan, şimdi de Vatan Partisi için çalışan bir yakınıma seçimlerde ne yapacağını soruyorum.

“Tabii ki oyumu Vatan Partisi’nden yana kullanacağım” diyor.

“Ya parlamentoya giremezse?” diye soruyorum.

“En çok da ona yanarım işte” diyor.

Kendisini yakından tanırım, bu “yanma” durumuna ilk kez şahit oluyorum.

“Oyunun ziyan olması” biliyorum ki kendisini daha önce hiç rahatsız etmemişti.

Bunun da arkasında yatan neden, AKP.

***

Bir MHP’linin HDP’ye oy vermeyi düşünebileceği hiç aklınıza gelir miydi?

Benim gelmezdi doğrusu.

Geçenlerde bir taksiye bindim. Daha kapıyı kapatır kapatmaz, ver elini siyasetin engin suları.

Mübarek taksici değil, siyaset mühendisi.

Topluyor, çarpıyor, çıkartıyor, bölüyor...

Küsurlarına varıncaya kadar tüm anketler aklında.

Mahallesinden kimin kime vereceğini, hangi komşusunun kanaatinin değiştiğini hangisinin değişmediğini filan bir bir anlatıyor ve sonunda kararını açıklıyor.

“Son dakikaya kadar bekleyeceğim. HDP yüzde 9.8’lerde filan kalacak gibi görünürse, oyumu ona vereceğim.”

Tabii ki şaşırıyorum.

Bir MHP’linin HDP’ye oy verebileceği aklımın ucundan bile geçmez.

***

Biraz da arının yuvasına çöp sokmak için “Türk Milliyetçisi, Kürt Milliyetçisi’ne verecek yani oyunu” diyorum.

“Ne yapayım ağabey?” diyor ve ekliyor.

“Öteki türlü memleket elden gidecek!”

Arının yuvasına çöp sokmaya devam...

“Nasıl yani?” diyorum ve ekliyorum “HDP parlamentoya girerse, AKP ile el ele verip memleketi bölmez mi?”

Taksicinin cevabı hazır.

“Onu o zaman düşünürüz. AKP tek başına iktidara gelirse, bırak bölünmeyi, bölünecek vatan toprağı bile kalmayacak ya!”

***

Bu tür konuşmalara, günümüz Türkiye’sinde adım başında raslıyoruz.

Eminim, siz de benzerlerine tanık oluyorsunuzdur.

Yarın ne olur, karşıt kamplar yeniden siyaset konuşamaz hale gelir mi bilemem.

Ama bugün, AKP inananları hariç herkes, birbiriyle sulh ve sükun içinde, gerilmeden siyaset tartışabiliyor.

Doluya konuluyor almıyor, boşa konuluyor dolmuyor...

Eskinin düşman kardeşleri ve anlayışları “el birliğiyle ülkenin yaralarını nasıl sararız” diye düşünüyor.

Sadece televizyon ekranlarında değil, sokakta da herkes, birbirine tolerans ile yaklaşıyor.

Ne dersiniz, sadece bu nedenle bile olsa, AKP’ye bir teşekkür borçlu değil miyiz?

***

Hayır değiliz.

Neden mi?

Kazak Abdal’ın malum deyişini hatırlayın.

Hani “Yıktı harap etti köyü...” diye dertlendiği o ünlü deyiş...

Büyük ozan, haklı olarak, “memleketi yıkıp harap eden”e bir tas suyu bile çok görüyor...

Bize düşen, büyük sözü dinlemek.