Sokaklarımızda Cinayetler..

7 milyon bireysel silahın olduğu bir ülkede, insanların kendilerini fiziksel güven içinde hissettiklerinden söz etmek güçtür.

Güvensizlik, birey üzerinde baskı yapar. Baskı, şiddeti çağırır.

Günümüzde şiddetin türlü biçimleri sergileniyor... Öfke histerisi yaygınlaşıyor...

”Yok edicilik” itkisi “sokak cinayetlerine” neden oluyor…

"Karısını sokak ortasında öldürdü", "Sevgilisine kurşun yağdırdı", "Karşılıksız 'aşkını boğazladı"…

Patolojik beyinler kriminal bültende…

Anasını, kayınvalidesini, eltisini vuranlar mı istersiniz; çocuk bekleyen eşleriyle birlikte evlatlarını doğrayanlar mı?.. Ekranlar ve gazeteler bu türden ‘adi’ haberlerle dolu.

“Neden?” diye safça sormazsam, yazdığım konuda saf tutamam…

İnsanın korkudan arınması temel bir ihtiyaçtır.

Saldırgan olan korkaktır. En çok korkan en saldırgan olandır!

İnsan, toplulukta değersizleşmekten, utançtan veya gelecekten korkar. "Namus" cinayetleri çoklukla bu dürtüdendir...

Ya da alt benliği insana, kıtlığı paylaşmamayı söyler. Rant uğruna, bir tezgahtan bir arsa paylaşımına saldırganlık, bu iç sesin eseridir…

İnsan, "sahiplenmek" ve doyuma ulaşmak uğruna cinsel kökenli suçlar işler; bu moment, öldürmeye kadar varabilir. İşte bizim buranın sokaklarındaki cinayetleri çoklukla tetikleyen, bu temel dürtü(lerdir).

“Niçin?” diye sorarak, kafa yormaya devam edelim…

Kişiliği oturmamış, eğitimi verimsiz, o ana kadarki yaşamı şiddet motifleriyle dolu, muhtemelen cinsel açlık çeken bir dolu “korkak” aramızda dolaşmaktadır!

Bu korku silahı satın alır! Vurmadan önce, kahramanlar, ateş an’ında alçaklar, kan çıkanda katiller bırakır.

Bunlardan alın birine; (şuraya bir dilekçe ver; sana ve sevdiklerine yapılan haksızlıkların uygarca peşine düş) deyin, tir tir titrer. Eli, dili güçsüze iner!

Peki bu ortamı yaratan koşullar nelerdir?.

“Yok ediciliğin” en vahşi görünümlere neden olan arka plan mutlak anlamda, toplumun yasal, sosyolojik, kültürel ve rol modeller ortamında belirir.

Caydırıcılığı yetersiz yasal çevren bir de yersiz aflarla sulandırılırsa..

Geleneklerimiz, "eti senin kemiği benim", "kadın erkeğe koşulsuz itaat eder", "dayak cennetten çıkmadır" laflarlıyla çarpıtılmışsa..

“Silah tutan eli” neredeyse kutsayan senaryolar dizi dizi karşımızdaysa..

Siyasetin, sanatın önde gelenleri yakası açılmadık tabirlerle birbirlerini karşılıyorsa;
Sonuç= kışkırtılmış şiddet ile öğrenilmiş çaresizliğin bileşiminden, meşrebe göre dağılan suçlardır.

Fakat bundan acı olan, cinayete varan suçlar işlenirken, etrafta bulunanların sessizliğidir.

Toplumsal refleks dumura uğramıştır…

Öte yanda, araştırmalar, insan yaşamıyla ilgili yardımın bireyin zihninde “ilk sekiz saniyede” verildiğini gösteriyor.

Bizim “suskunluğumuz” ise asırlıktır.

Bu suskunluğa bir de siniklik yüklenmiştir..

Biz, eskiden böyle değilken, “dur yapma” diyebilirken, moral değerleri paylaşırken..

Suçluluğu yaratan, ekonomik ve duygusal işkencelere karşı koyma olanakları yasaklarla elinden alınan ve bunu adeta kanıksayan bir toplum;

Yazgısını yabana, vicdanını nadasa bırakır.