Sosyal Fabrika Projesi

Cumhuriyetimizin insana, işçiye, halka bakış açısının en güzel örneklerinden birisi, 30’larda yaşama geçirilmeye çalışılan, Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası projesidir.

Bu fabrika, kendi içinde tren yolları, lojmanları, hastanesi, eczanesi, ilköğretim okulu, kreş ve daha nice iç tesisi ile kompleks bir yapıdır.

Yine aynı fabrika, tiyatrosu, -klasik müzik de icra eden- korosu, resim heykel sergileri, çevre köy ve illere geziler düzenleyen Halkevi, çeşitli dallarda faaliyet gösteren spor kulübüyle de, aynı zamanda “sosyal” bir varlıktır.

Nazilli Basma Fabrikası: Mal-işlem süreci-mamul üçgeninde, kendi karlılığı kadar toplum için katma değer yaratılmasına odaklanmıştır…

200 adet tohum ekme makinesini halka dağıtırken bir “tedarikçidir”, kendi elektrik ve su santralleriyle maliyeti denetim altında tutarken iyi bir “işletmecidir”, AR-GE bölümleriyle yenilikçiliğe açık bir “rekabetçidir”, ürettiği basmayı halka dağıtırken bir tür ‘sosyal piyasa düzenleyicisi’dir.

Kamu yatırımıdır.. Halkın malıdır.. Ekonomik ünitedir.. Sosyal varlıktır.. Bütündür…

Bugünlerin modasıyla “arpalık” olup da ‘batmaz’, malını gerçekçi fiyata satarken zarara uğramaz, tam tersine kendi ayakları üzerinde durur; toplumla bütünleşir, kimse de ona -“seni ucuza kapatacağım, 1 koyup 3’e el oğluna satacağım” diye- ilişmez, ilişemez…

CHP Bilim Y.K. Platformu koordinatörlüğü yaptığım yıllarda, alanında benden çok daha birikimli uzmanların gönüllü katılımıyla, birey+toplum bütünleşmesine katkı sağlayacak ve eski halkevleri ile Köy Enstitüsü modellerinden de esinlenen, -o arada benzer örneklerinin İskandinav ülkelerinde uygulandığını bildiğim- yeni bir modelden söz etmiştik...

Bu, ekonomik ünitelerin, sosyal varlıklarla bütünleşmesi ereğini de taşıyan bir yaklaşımdı, yine çok önemsediğimiz, eğitim+endüstri bağı üzerinden bir tamamlayıcılığa açıktı ve ilham kaynağını da “toplumsallaşma” ediminden / başlığından almaktaydı. İşte Nazilli’deki fabrika da, bu anlamda, ekonomik ve sosyal yaşamın iç içeliğinin en güzel örneklerinden biridir. Bildiğim kadarıyla da, öncesi yoktur, sonrası, belki de bilinen nedenlerle “yok edilmiştir”.

Atatürk’ten sonra, kooperatifleşmeye de yeterince önem verilmemiş, halkevleri ortadan kaldırılmış, onun izleğinden doğan Köy Enstitüleri kapatılmış ve bu tablo, matbaanın geciktirilmesinin bizi 200 yıl geriye götürmesine benzer koşullara neden olmuştur. Nazilli’de sosyal fabrikamız neden yoksa, halkevlerimiz de onun için yoktur… Köy Enstitülerimizin yaşatılmamasının, toprak reformunun kadük edilmesiyle doğrudan ilintili sonuçları olmuştur.

Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel ‘kalkınmanın bütünselliği’nden insan hakları ve çevre duyarlığıyla zenginleştirilmiş ‘gelişmenin bütünselliğine’ erişebilmek için, kamu+özel yatırım paydaşlığına açık karma ekonomi modeli; kapitalizm ya da devlet kapitalizminden uzak duran, o arada demokrasiyi de geliştiren, halkı da devleti de güçlendiren, bir yöntem olsa gerekir.