Sosyolojik Çimentomuzun Çatlakları

Değerli düşünür dostlarım,

Türkiye Cumhuriyeti laik-demokratik-sosyal bir hukuk devletidir diye yazar anayasımızda ve bizler de uluslararası platformlarda bu şekilde tanımlarız ülkemizi.

Ancak gerçekte ne kadar laik, ne kadar demokratik, ne kadar sosyal ve ne kadar hukuk devleti olduğumuz özellikle yaşadığımız bu dönemde biraz sorgulanabilir hale geldi.Bu kavramlar adeta ezberlediğimiz tekerlemeler gibi dilimizde var olmayı sürdürdüğü halde gerçek hayatın içinde fonksiyon ve mana bazında önemlerini yitirmeye başladı.Yasalarımızda bu şekilde yazılı olması gerek yurt içinde ve gerekse dünyada bu yönde algılanmamıza yetmiyor ne yazık ki.

Her şeyden evvel bir arada yaşama azim ve irademiz, sosyal bütünlüğümüz giderek zayıflamaya yüz tuttu. Daha mutlu ve huzurlu bir gelecek için umutlarımızı yitirmemek adına sarfettiğimiz çabalarımız nedeniyle hepimiz yorgun düştük.

Toplum içinde var olan farklı grupların ve sosyal yapının tüm öğeleri ile maddi/manevi kültür unsurlarının ortak değerler altında birleşerek işleyen bir bütün oluşturacak şekilde birbirlerini tamamlamalarına ve birbirleri ile kaynaşmalarına sosyal bütünleşme denilmektedir. Bir başka deyişle Sosyal bütünleşme (social integration) ;  toplumların veya toplumsal alt grupların, ortak/milli  menfaatlerin temini ve beka içerikli yüksek amaçların gerçekleştirilebilmesi yolunda, önceki kök özelliklerini ve alt kimliklerini terk ederek/ gönüllerinde saklı tutarak yeni ve ortak bir üst kimlikte buluşmalarıdır. Sosyo-ekonomik gelişme/büyüme de ancak bu bütünlüğün korunması ve sürdürülebilir olması ile mümkündür.

Sosyolojik bütünleşme aşağıda açıklandığı üzere başlıca dört ayrı kategoride gerçekleşebilir.

1. Mekan odaklı bütünleşme : Yakınlaşma/bir araya gelme tesadüfi ve geçicidir. Ayni gemide tesadüfen birlikte seyahat eden yolcular misali. Farklı grupların birbirlerini tamamlamalarından ve kaynaşmalarından bahsedilemez.

2. Dış etkiler/baskılar ile oluşan zoraki bütünleşme : İnançları-gelenekleri-değer leri ve tarihleri birbirlerinden apayrı kitlelerin bir otoritenin veya rejimin baskısı ile gönülsüzce oluşturdukları bütünleşmedir. Bu tür birliktelik tamamen zahiri bir karakter arz eder ve dış etkinin/baskının bir şekilde ortadan kalkması / zayıflaması ile alt kültürler yeniden kendini hissettirir ve zorlayıcı/kapsayıcı kabuğu kırarak zaten yüzeysel olan bütünleşmeyi sonlandırır. Sömürge idaresi altındaki milletler misali.

3. Fonksiyonel Bütünleşme : Muhtelif iş kollarında çalışan bireylerin ve grupların aralarında doğan işbirliği sayesinde oluşan bütünleşmedir.

4. Anlam odaklı Bütünleşme : Toplumu oluşturan çeşitli/farklı unsurların/grupların ortak değer yargıları, sosyal prensipler, kanunlar ve ortak bir ahlak anlayışı ile birbirleri ile kaynaşmalarından doğan bütünleşme şeklidir. Anlam etrafında bütünleşme sosyologların çoğunluğu tarafından en mükemmel bütünleşme şekli olarak kabul edilmektedir. Devamlılık arz eder. Devamlılığı sağlayan pekiştirici, kaynaştırıcı parametreleri özünde barındırır.

Değerli düşünürler, bir toplumda gelenekler-görenekler, din, ahlak, hukuk ve eğitim gibi kültürel unsurlar birbirlerini tamamlayıcı ve ahenkli bir ritm ile işleyemez ve bireyler arasındaki gönüllü yakınlaşmayı/uyumu sağlayamaz ise o toplumda ülkü ve amaç zıtlıkları kendini göstermeye başlar. Etnisite ve inanç farklılıkları olsa bile sosyal çıkarlarda, milli ideallerde ve gayelerde asgari müştereklerin yaratılması, toplumların gerçek bir sosyal bütünlük içinde varlıklarını idame etmelerine yetebilir.

Bütünleşmenin gerçekleşebilmesi için öncelikle farklılaşmanın olması gerekir. Bütünleşme, hiçbir şeye itiraz etmeksizin, hiçbir şeyi sorgulamaksızın koşulsuz biat  eden bireylerden oluşmuş ve katı bir şekilde disipline edilmiş bir toplumsal düzeni belirtmez. Nitekim insanların zıtlarla kaim olduğu gerçeğini Kur’an da yalanlamaz, bilakis buna ilişkin, inananlara çözümler sunar. Bu durum, farklılıkları yok sayma değil,çatışmaya dönüştürmemeyi öğretir. Bu şekilde in¬sanların kader birliği yapmaları ve bunun bilincinde olmaları dayanışmayı artırı¬cı bir rol oynar. Gerçek anlamda bütünleşme sağlanabilmiş toplumlarda bireyler, sosyal sorumluluklarını/rollerini kavramış, çeşitli faaliyetlere rahatlıkla katılabilecek hale gelmişlerdir. Yani; toplumun talepleri ile kendi çıkarları/talepleri arasında bir denge kurabilmiş,yerine göre toplumsal düzen yararına kendi menfaatlerinden vazgeçebilecek düzeye/olgunluğa ulaş¬mışlardır.

Türkiye’nin ‘milletleşme’ sürecinde de din en temel birleştirici unsur olmuştur.
Bunu en iyi bilen ve hayata geçiren kişi de Atatürk’ten başkası değildir.

Değerli siyaset bilimcilerimizden İlter Turan da, ‘Türkiye’de Din ve Politik Kültür’ başlıklı akademik makalesinde, ‘Cumhuriyetin sınırları içinde yaşayan insanlar mozaiğinden bir ulus inşa edilmesinde dinin entegre edici rolü görmezden gelinemez’ ifadesini kullanmıştır.

Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ve bilimsel tespitlerin ışığı altında bu günkü durumumuza bakacak olursak sosyal bütünleşme bakımından sorunlar ve sıkıntılar yaşadığımızı yadsımanın pek mümkün olmadığı kanısındayım.Gerek okur dostlarımın davetleri ile ve gerekse toplumun farklı kesimlerinin düşünce sistematiklerini ve bakış açılarını anlayabilmek adına sosyal medyada farklı grupları izlemeye çalışıyorum. Bir kısmı sanal cesaret ile abartı olabilse de genel olarak farklı düşüncelere sahip bireyler ve gruplar birbirlerini dinlemeye ve anlamaya yanaşmaksızın sürekli bir taciz, ölçüsüz eleştri ve hatta hakarete varan atışmalar içindeler. Sanki sihirli bir gizli el toplumumuza nefret ve nifak tohumları enjekte etmiş gibi bir görüntü var. Demokrasi farklı görüşlere tahammül ederek ve çıkar çatışmalarını tolere edici uzlaşma becerisi ile birlikte yaşamak ise eğer şu sıralar bundan epeyce uzaklaşmış gibiyiz.

Kimsenin kimseyi dinlemeye ve anlamaya çalışmaya tahammülü kalmamış, her kesim benim görüşlerim hakim ve egemen olsun istiyor. Bir arada yaşamak için birbirimize ihtiyacımız olduğunu en baştan kabul etmek zorundayız ve birbirimizi yok saymak gibi bir hakkımızın da olmadığını içselleştirmemiz ve bu yöndeki pratiklerimizi arttırmamız gerekmektedir. Sosyal Bütünleşme için çimentomuz olan değerlere sımsıkı sarılmalı ve asla bu çimentontonun daha fazla çatlamasına izin vermemeliyiz.

Ülkenin yönetimine talip olan siyasi kadroların bu kapsamda toplumu ayrıştırıcı yaklaşımlardan uzak durmaları,halen mevcut çatlakları da sevgi,anlayış ve hoş görü harcı ile doldurmaya gayret etmelerini dilerim.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist