Suriyede Kulak Çekme Operasyonu

Değerli düşünür dostlarım,

Uzun süredir Suriye’ye askeri müdahale için hukuki geçerlilik arayışında olan güçler en nihayet kimyasal silah kullanımını buldular ve müdahale için hazırlıklara başladılar. Her ne kadar ABD ‘nin tek tarafllı istihbaratına dayanan açıklamaları haricinde Suriye’de rejimin kimyasal silahlar kullanarak katliamlar yaptığına dair kesin emareler tespit edilmiş değilse de, henüz BM denetçileri konuya ilişkin raporlarını tamamlamadılarsa da, salt ABD başkanı Obama’nın sözünün ( Kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir) yerde kalmaması, siyasi şöhretinin ve küresel ölçekte caydırıcılık / inandırıcılık gücünün zedelenmemesi için mahdut hedefli bir askeri müdahalenin yapılmasına kesin gözü ile bakılmaktadır. Elde mevcut bulgular doğrultusunda kimyasal silah kullanıldığı kesinleşmiş olup muhalefetin mi ? yoksa rejimin mi ?bu saldırıyı yaptığı sorusu ikinci planda kalmıştır. Buna rağmen BM güvenlik konseyinden müdahale için destek / onay alamayan ABD her zaman olduğu gibi çok uluslu koalisyon güçleri oluşturmaya çalışmış, tek başına operasyon düzenleyerek mütecaviz duruma düşmemek ve saldırısına meşruiyet kazandırabilmek için başta İngiltere ve Fransa olmak üzere ortak arayışına girmiştir. Olası bir askeri müdahalenin Suriye’de rejimi değiştirmek, demokrasiyi yerleştirmek Esad’ı iktidardan düşürmek gibi hedefleri olmadığını belirten Beyaz Saray sözcüsü, amaçlarının bu olayın, elinde kimyasal silah potansiyeli olan diğer ülkelere emsal teşkil etmesini önlemek, bundan sonra kimyasal silah kullanmaya teşebbüslerin önünü kesmek ve tabiri caiz ise faillerinin kulaklarını çekerek ikaz etmek olduğunu beyan etmiştir. Başkan Obama’da yaptığı açıklamasında bu yönde sözler sarf etmiş, asla ucu açık bir taahhüde girmeyi düşünmediklerini sadece kısa süreli bir hamle şeklinde bir operasyon seçeneğini değerlendirdiklerini belirtmiştir. Bu yaklaşım AKP hükümetinin beklentilerini karşılamadığı gibi bizzat Sn.Başbakan, böyle bir müdahale bizi tatmin etmez Esad’ı bitirecek nitelikte daha güçlü ve kapsamlı bir askeri müdahale gerekir şeklinde konuşmuştur.

Sevgili okurlar, her ne kadar seçilmiş bazı hedeflere karşı havadan-denizden-denizaltından atılacak uzun menzilli güdümlü füzeler ile bu müdahalenin yapılacağı beklentisi hakim olsa da inanınız ki çok sayıda sivil ve günahsız insanın ölümüne sebebiyet verileceği kesindir. Başta İran olmak üzere bölge ülkelerinden hiç biri (Türkiye hariç) ve Suriye üzerinde ulusal çıkarları olan Rusya -Çin gibi  bölge dışındaki ülkeler böyle bir müdahaleye sıcak bakmadıklarını, bölgede geniş çaplı bir savaşın tetikleyicisi olacağını net bir şekilde seslendirmektedirler.

Bu gün İngiltere Parlementosunda yapılan oylamada Suriye’ye askeri müdahale konusunda red kararı çıkmıştır ve Başbakan Cameron bu karara saygılı olduğunu, ABD nin yanında yer almayacaklarını açıklamıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Holland ise halen ABD ile birlikte hareket edebilecekleri sinyallerini vermektedir.

BM denetçilerinin raporlarını tamamlamalarından sonra Esad’ın bu katliamı yaptığı kesinleşirse muhtemelen farklı bir konjonktür gelişecek ve ülkeler tavırlarını gözden geçireceklerdir. An itibarı ile görüntü ABD nin tek başına bile olsa bu cezalandırıcı askeri müdahaleyi başlatacağı yönündedir.

Değerli düşünürler, Türkiye jeopolitik koşullar itibarı ile Suriye krizi kapsamında kendi ulusal bekası açısından çok büyük risklere yakından maruzdur. Bölgede meydana gelebilecek olası bir savaşın dışında kalmak adeta imkansızdır. Bu güne kadar Suriye krizinin ülkemize getirdiği/yaşattığı sorunlar ciddi yük haline gelmiştir.

Gerek mülteci akınlarının meydana getirdiği sosyolojik sorunlar, zaten uzun yıllardır milli baş belamız olan terörün kontrolden çıkması, sınır güvenliğimize ilişkin sorunlar ve gerekse ekonomik kayıplar tolere edilemeyecek düzeylere ulaşmıştır. Bu koşullar ülkemiz için kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir siyasi iklim değildir. Mutlak surette ve ivedilikle içinde bulunduğumuz uluslar arası konumumuzdan ve yalnızlık halinden çıkmak gerekir.

Ancak bunun yolu savaşla rejimi ve Esad’ı değiştirmek gayretleri olmamalı, diplomatik girişimlerin sürdürülmesi ve çok gerekirse BM kararına dayanan Ambargo dahil bir çok yaptırımlar desteklenmelidir.

Dış politika oluştururken siyasi romantizmden-tarihsel hayallerden ve din odaklı duygusallıktan arınmak şartttır. Yüzlerce siyaset bilimi teorisinden beslenmek ve milli menfaatlerimizi merkeze almak zorundayız. Uluslararası ilişkilerde -Kozlar Stratejisinde gücü ve caydırıcılığı oluşturan dört temel unsur vardır . Bunlar Güvenlik- Üretim- Finans ve Bilgi’ dir. Eğer bu unsurlar açısından yeterince güç sahibi iseniz yani kendinizi her türlü tehdide karşı savunabilecek-düşmanlarınıza boyun eğdirebilecek bir askeri gücünüz ve teknoloji başta olmak üzere katma değeri yüksek olan ürün üretebilme yeteneğiniz varsa, finansal kredibiliteniz sağlam ise, nitelikli bilgiye erişebilmek konusunda gelişmiş enstrümanları kullanabiliyorsanız ve /veya bu bilgiyi bizzat üretebiliyorsanız,  bölgenizde ve dünyada caydırıcı-itibarlı- kural koyucu statüde bir ülke olabilirsiniz. Aksi takdirde büyük oyuncuların peşinden sürüklenmek ve başkaları tarafından dayatılan kurallara uymak zorunda kalırsınız.

Bu basit gerçeklik doğrultusunda şimdi gelin isterseniz kendi durumumuza bir göz atalım . Aşağıda belirtilen hususlar bütün dünyanın çok iyi bildiği hakikatlerdir.

-Güvenlik konusunda, yerli savunma sanayiimiz TSK nin ihtiyaç duyduğu harp silah araç ve gereçlerinin henüz çok küçük bir kısmı için tedarik kaynağı olabilmektedir,

- Nato’ya başvurup 5. maddenin gereklerinin uygulanmasını talep ettik ve bu kapsamda Patriot füze bataryalarını Alman askerlerinin elinde olacak şekilde topraklarımıza yerleştirdik,

- Terörle mücadele kapsamında ABD den anlık istihbarat desteğine muhtacız, 

- Yukarıda belirtilen yüksek katma değerli ürün- teknoloji ve bilgi üretme yeteneğimiz yok denecek kadar sınırlıdır,

- İthalata dayalı bir ekonomi ile yaşayan( yurt içinde tüketttiğimiz maddelerin % 70 inin yabancı kaynaklı olduğu malumdur) ülkelerden biriyiz.

- Bankacılık sektörümüzün % 50 sinden fazlası yabancı sermayenin kontrolundadır,

- Finans piyasalarımız son derece hassas ve dövize endekslidir.

- Yarım trilyon USD civarında iç ve dış borcu olan ve bir türlü önüne geçilemeyen cari açığın söz konusu olduğu nadir ülkelerden biriyiz,

-Dünya Bankası-IMF-BM-NATO-AB-OPEC-Arap Birliği gibi küresel organizasyonlarda karar süreçlerinde yönlendirici ve etkin bir rolümüz pek yoktur.

Sevgili okurlar, işte bu hakikatlerin ışığı altında netice olarak demem o dur ki ;Suriye’ye askeri bir müdahale ile Esad’a diz çökertmek için bu kadar istekli ve ısrarlı olurken coğrafi - sosyo-kültürel gerçeklerimizi, kendi imkan kabiliyetlerimizi- milli gücümüzü daima gözönünde bulundurarak dış politika geliştirmek ve uygulamak ihtiyacımız vardır. Unutmayalım ki bu gün komşumuzun kulağını çekmek isteyen güçler yeri zamanı geldiğinde, milli menfaatleri gerektirdiğinde bize karşı da ilave oyun kuralları empoze edebilirler ve itiraz etme fırsatımızın olamayacağı yaptırımlar uygulayabilirler. Buna engel olabilmek içinde şimdiden kozlarımızı dikkatlice kullanmak, saflarımızı-stratejilerimizi seçerken daha soğukkanlı ve gerçekçi olmak zorundayız .

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist