Tehdit Gücü Belirler, Güç De Politikayı

Değerli düşünür dostlarım,

Hayatın her alanında gerek kişilerin,kurumların ve gerekse ülkelerin çıkarlarını-beka’larını olumsuz yönde etkileyen koşullar-faktörler her zaman mevcuttur.

Basit ve genel bir tanımla bunlara tehdit denilebilir. Bu tehditlerle baş edebilmek için ise güç oluşturmak/kullanmak zarureti vardır.Güç kelimesinin anlamı içine başta caydırıcılık olmak üzere muhatapların/rakiplerin kararlarını ve davranış kodlarını etkileyebilecek imkan ve yetenekler ile kozlar yüklenebilir. Soft Power (yumuşak güç-Bkz.bu köşedeki konuya ilişkin eski yazım) ve Hard power (Şiddet içeren kaba güç) olmak üzere iki çeşit güç vardır.Hangisinin ne zaman kullanılacağını bu güçlerden beslenerek geliştirilen/izlenen politikalar belirler.

Uluslararası ilişkilerde de durum bu şekildedir. Dünyadaki tüm uluslar için öncelikli ve vazgeçilmez ihtiyaçlar güvenlik ve refahtır. Bu ihtiyaçların karşılanması için yapılması gereken ilk iş kapsamlı ve olabildiğince gerçekçi bir tehdit analizidir.

Tehditi doğru bir şekilde tanımladıktan sonra nötralize / bertaraf edebilmek için ne tür bir güce ihtiyaç olduğuna karar verilir.Buradaki hayati konu; tehdit ile gücün vüsatinin orantılı olması ve her ikisinin de tespitinde abartıdan kaçınılmasıdır. Bir başka deyişle, eğer tehditi küçümser ve hafife alırsanız oluşturduğunuz güç bahsekonu tehdit ile mücadele için yetersiz kalabilir. Tehditi çok abartırsanız gereğinden fazla bir güç oluşturma çabasına girer, tabiatı ile yersiz kaynak ve enerji sarfına neden olursunuz.

Gücü elinde bulunduran ve kaybetmek istemeyen taraflar bu yaklaşımlarını gerekçelendirebilmek adına kesintisiz bir tehdit algısı yaratmak zorundadırlar.

Bunu başaramazlarsa sözkonusu gücü idame etmenin mantığını açıklamakta zorluk çekerler. Öyle ya tehdit yoksa güç tutmanın maliyetlerine neden katlanılsın..?

Değerli okurlar, SSCB nin dağılması ve soğuk savaş döneminin sona ermesi ile yeni bir dünya düzeni ve yeni stratejik dengeler ortaya çıkmıştır.Küreselleşme adı verilen bu dönemde siyasal ve askeri manada dünyanın belirleyici lideri ABD,ekonomik anlamda lokomotifi ise uluslararası sermaye olmuştur.

Yeni dönemin küresel stratejilerini doğru okuyabilmek için Amerikalı siyaset bilimci Prof.Samuel Huntington’un ‘’Medeniyetler çatışması’’ adlı kitabını incelemekte yarar olduğu kanaatindeyim. Huntington, Batı medeniyetinin ancak güçlü bir rakip ve ciddi tehdit karşısında sürdürülebilir olabileceğine, kendisini koruyabileceğine ve gelişebileceğine inanıyordu. SSCB nin dağılmasından ve komünizm tehdinin ortadan kalkmasından sonra ivedilikle yeni bir tehdit/düşman bulunması/yaratılması gerektiği kanısındaydı. Hakeza Nato’nun kuruluş ve varoluş amacı da esas itibarı ile istilacı Sovyet politikalarını önlemek/caydırmak idi ve bu süreçte onun da varlığı tartışılır hale gelmişti. İşte İslami uygarlık ve sözde islam terörü tehdidi bulunabilen ilk yeni düşman oldu.Bu soyut tehdit zamanla ‘’El Kaide’’ örgütünün saldırıları ile somutlaştı (Bkz.9/11 2001 saldırısı). Halbuki başlangıçta El Kaide örgütü Sovyetlere karşı Afganistan’da mücadele vermek için ABD’nin kurduğu silahlı ve din tandanslı ideolojik bir örgüt idi.

El Kaide Afganistan’daki Sovyet işgaline karşı başarılı olmuş ancak SSCB çöktükten sonra zamanla varoluş maksadını ve hedeflerini kaybettiği için yaratıcısı olan ABD ye karşı tavır almıştır. Özetle ifade etmek gerekirse var oluş nedenleri güç kullanmaya dayanan örgütler gerçek veya sanal her daim bir tehdit/düşman yaratmak mecburiyetindedirler. Nato’nun ‘’Out of area’’ (Alan dışı) konsepti doğrultusunda gerçekleştirdiği Afganistan ve Libya operasyonları da bu felsefeye dayanır.

Değerli düşünürler, savunma sanayii ABD ekonomisinin amiral gemisidir. Muazzam yatırım maliyeti olan bu sektörün Ar-ge,üretim ve pazarlama konularındaki verimliliği bakımından daima muayyen ve mahdut hedefli çatışma haline gereksinim duyarlar. Başka türlü raf ömürleri sınırlı olan harp silah ve araçlarını tüketemeyeceklerini çok iyi bilirler. İşte biraz da bu nedenledir ki ABD, kendi düşmanını/tehdidini kendi yaratmak ve onu ortadan kaldırmak için güç kullanmak zorundadır. Bu girişimine meşruiyet kazandırmak için de abartılmış suni/hayali argümanlar ileri sürer. (Bkz. Irak’a müdahale için kitle imha silahlarını bahane etmeleri ve kesinlikle böyle bir yeteneğin Irak’ta var olmadığının ortaya çıkması)

Netice olarak; ABD yukarıda açıklanan normal şartların tersine gerek ekonomik ihtiyaçları ve gerekse emperyalist stratejileri uyarınca önce abartılı bir güç oluşturmakta ve bu gücü kullanmak adına kendi mezhebine göre tehdit analizi yapmaktadır. Daha sonra da bu aşırı güce güvenerek yayılmacı-saldırgan politikalar uygulamaktadır. Nitekim Amerikan askeri gücünün yer almadığı dünyada sadece bir kaç ülke vardır (İran-Kuzey Kore-Papua Yeni gine-Batı Sahra-Burkina Faso-Kongo Cumhuriyeti-Libya ve Fransız Guyanası) ki bu ülkelerinde toplam yüzölçümü dünya yüzölçümünün % 1 ini geçmiyor. Bunlardan Fransız Guyanası Fransa’ya bağlı denizaşırı il statüsünde olup geri kalanlar Kuzey Kore ve İran hariç fakirlik, açlık ve susuzluktan kırılıyorlar, doğal kaynakları ve jeopolitik açıdan stratejik önemleri hiç yoktur (Bkz : Mother Jones dergisine istinaden ‘’ABD’nin Siyasal İslamla Dansı’’-

Prof .Emre Kongar). Yoksa aslında sosyolojik ve kültürel dokuları-iç dinamikleri itibarı ile demokrasi yönetimine elverişli olmayan ülkelere, insan hakları ve demokrasi getirmek gibi bir derdi hiç olmamıştır ABD’nin. Çin,Hindistan,Rusya ve İran başta olmak üzere dünya egemenliği rüyası açısından kendisine engel/rakip gördüğü ve nüfuzunu paylaşmak istemediği yeni potansiyel düşmanlarını kontrol altında tutabilmek ve doğal enerji kaynakları bakımından zengin coğrafyalarda etki alanını genişletmek en büyük stratejik hedefidir. Bu hedefine erişmek için makyavelist politikaları izler ve gerisi tamamen teferruattır.Dolayısı ile bu günün küresel siyasi konjonktürü gereği ve şimdilik milli menfaatleri örtüştüğü için,Türkiye ile model ortaklığımız var deyişine de bu gerçeklerin ışığı altında ihtiyatla yaklaşmanın doğru olacağı inancındayım.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist