Terör Kayıplarımızın Sorumluluğu

Değerli Düşünür dostlarım,

Kabahat altın sırmalı kaftan olsa kimse üstüne giymek istemezmiş. Son bir kaç gündür yaşadığımız acılar karşısında kabahat kimde sorgulaması yapmanının pek bir anlamı olmayabilir ancak Türkiye’nin artık bu terör belasından kurtulması için iki yüzlü ve çıkarcı yaklaşım içinde olan,terör eylemlerine destek veren tüm güç odaklarını net bir şekilde ortaya koymak, yurt içinde ve dünya çapında kamuoyunun bilgisine sunmak gereği hasıl olmuştur.

PKK terör örgütüne gerek insan kaynakları, lojistik, eğitim ve gerekse istihbarat ve finansman desteği sağlayan tüm ülkeler ile ivedilikle bire bir mekik diplomasisi uygulanmalı ve elimizdeki bilgi ve belgeler en üst düzeyde paylaşılarak yüzleşilmelidir. Uluslar arası ilişkilerde ebedi dostluklar ve ebedi düşmanlıklar yoktur değişmeyen ve ebedi olan yegane değer milli menfaatlerdir. Bu menfaatleri de sorunları da ortak olarak paylaşabilmek ise barışçıl ortamın en önemli gereksinimidir.

Stratejik beceri ile bizim terör sorunumuzu kısmen ve dolaylı da olsa bir şekilde terör örgütüne el altından destek sağlayan ülkelerin de sorunu haline getirebilmemiz şarttır. Türkiye ‘nin ikili ve çoklu uluslar arası ilişkilerinde tüm kozlarını kullanması ve/veya bu kararını muhataplarına empoze etmesi zarureti vardır.

İnandırıcı ve caydırıcı bir dış politika için artık sabrımızın, tahammül sınırlarımızın aşıldığı eşikte olduğumuz güçlü bir biçim de vurgulanmalıdır.

Aksi takdirde ( El elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış) misali her şey laf ta kalır.
Dikkat edilirse gerek ABD ve AB nin gerekse Irak,Israil başta olmak üzere bölge ülkelerinin açıklamaları hep ayni basmakalıp şeyler. Artık laf değil çözüm üretmek zamanı çoktan gelmiştir. Terör le mücadele kapsamında bizimle birlikte hareket edeceklerini ifade eden ülkelere; Türk halkının güvenini kazanmak istiyorsanız somut olarak katkılarınızı gösterin denilmelidir.

Değerli düşünürler, bir yandan yoğun dış politik girişimler sürerken öte yandan kendi içimizde tek bir yürek haline gelebilecek şekilde milli seferberlik ruhu canlandırılmalıdır. terörle mücadele Türkiye’nin gerçek bir milli/ortak meselesidir ve asla siyasi polemiklere ve çıkarlara değişilemeyecek/istismar edielemeyecek  kadar hayati önemi haizdir.

Adına her ne kadar savaş diyemesek te(Karşımızda savaş hali ilan edilen bir düşman ülke ve düzenli bir düşman ordusu olmadığı için) yaşananların en azından muayyen bir coğrafi bölge kapsamında gelişen düşük yoğunluklu çatışma veya mahdut hedefli muharebe olduğu çok aşikardır. Akan kanı durdurmak için her ne yapılması gerekiyorsa derhal yapılmalıdır. Hiç bir mazeret başarıdan üstün ve hiç bir ideoloji bu ülkenin gencecik vatan evlatlarının canlarından daha kıymetli değildir.

Bu kahraman yiğitleri sabit konuşlanmış mekanlarda tutup teröristlerin kalleşçe pusu ve baskınlarına karşı hedef olmaktan çıkarmak TSK nin terörle mücadele stratejilerini ve taktiklerini değiştirmesi ile mümkündür. Sınır karakollarında nöbet tutarak vatanı beklemek diye bir konsept olmamalı, bunun yerine üstün teknolojik istihbarat ve savunma stratejileri kapsamında taarruz taktikleri kullanılarak teröristlere baskın zayiatları verdirilmelidir.

Terör bölgelerinde sosyal hayatı disipline edebilecek özel uygulamalar gerekiyorsa ivedilikle yürürlüğe konulmalıdır. Demokrasi fikren gelişimini tamamlamış, mevcut yasalara saygılı toplumların yönetim ve idare şeklidir. Eğer terör bölgelerinde devletin otoritesi ve yasalar tartışılır hale gelmiş ise, terör örgütü bölge halkı üzerinde korkudan beslenen bir nüfuz alanı kazanmışsa artık o bölgede demokratik özgürlüklerin inkitaya uğramasından endişe etmek mana ve ehemmiyetini yitirmiş demektir.

TBMM çatısı altında; Türkiye’de terörü sonlandırmak amacı ile mutlak bir anlayış birliğine erişmek, her türlü siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp ortak akıl yöntemi ile çözüm için samimi çaba sergilemek ve katkı sağlamak şarttır.

Millet olarak artık bu azim ve irademizi seçtiğimiz vekillerimiz aracılığı ile parlementoya yansıtmalıyız.

Medya kendi içindeki parçalanmış, ayrışmış halinden en azından bu dönemde kurtulmalı ve konsensüs ile terörü sonlandırmaya katkı verebilecek yayın politikalarını uygulamalıdır.

Netice olarak ; Arap baharı rüzgarları ve Yakın-orta doğu coğrafyasında liderlik gibi hevesler en azından şimdilik askıya alınmalı, sözde değil özde Komşularla sıfır sorun politikasına önem verilmelidir. Hükümet enerjisini ve iktidarını öncelikle ülkemizin terörle mücadelesini zaferle sonuçlandırmaya yönelik olarak kullanmalıdır.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist