Terörle mücadelede ihya ve inşa süreci

Değerli Düşünür Dostlarım,

Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş basın mensuplarına açıklamalarda bulundu ve terörle mücadele sonrasına ilişkin olarak yeni bir sürecin "müjdesini" verdi .

Toplum olarak bizleri de büyük bir meraktan kurtardı. Terörün yarattığı maddi ve manevi hasarların nasıl onarabileceği hakkında aydınlanmış olduk.

Numan Bey, Teröre karşı mücadeleden sonraki eylem planını değerlendirdiklerini açıkladı. Bahsekonu eylem planını ihya ve inşa süreci olarak iki aşamaya ayıran Kurtulmuş gazetecilerin soruları üzerine sözlerine aşağıdaki şekilde devam etti.

"İhya süreci kapsamında terör bölgesindeki insanlarımızın zihinlerinin ve gönüllerinin ihya edilmesi gerekiyor. İnşa sürecinde ise şehirlerin de kendi ruhlarıyla ayağa kaldırılması önceliktir. En kısa zamanda yaralar sarılacaktır. Sürece sivil toplum ve kanaat önderlerinin önemli katkısı olacaktır.

Yerel yönetimlerle ilgili çalışmalar yapıldı. Özellikle büyük şehirlerde belediyelerin yetkileri artırıldı. Eğer belediyeler halka hizmet sunmak yerine başka işler yapıyorlarsa, teröre destek vermek için ellerinden geleni yapıyorlarsa bunlara da gerekenler yapılacaktır. Kim teröre destek vermişse de bunların hesabı sorulacaktır."

Sevgili okurlar,

Bu ifadeler ilk anda kulağa hoş gelen ve umut veren sözler ancak ülkemizin içinde bulunduğu terör ortamında, şehit haberleri ile yüreklerimizin yandığı günlerde , insanlarımızın yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kaldıkları, meskun mahallerin adeta savaşta bombalanmışçasına yerle bir edildiği dönemde artık kimsenin duygusal romantik retorikler ile oyalanacak, avutulacak hali kalmamıştır. Nitekim zihinlerin ve gönüllerin ihya edilmesi son derece soyut, her yöne çekilebilen, istismara da açık ve pek endazesi olmayan bir ifadedir . 

Ne yaparsanız yapın terör mağduru tüm kesimlerin ayni anda hepsinin birden zihinlerini ve gönüllerini ihya edemezsiniz. 

Asgari müştereklerde birleşmek için gayret sarf edilebilir ancak birinin acısına bir diğerinin oh olsun dediği , kimilerimizin katil - cani - terörist dediklerine diğerlerinin özgürlük savaşçısı - gerilla dedikleri bir konjonktürde birbirinden bu kadar uzak ve kopuk iki kesimi siyasi ve hamasi ideolojik nutuklar atarak yakınlaştırmak, hoş görü sınırlarına çekebilmek , nihayet ayni topraklarda müşterek milli değerlere sahip hür ve eşit paydaşlar, yani vatandaşlar olarak yaşama azim ve iradelerini beslemek mümkün değildir. Evrensel İnsan haklarını ve insani doğal ihtiyaçları merkeze almak, aidiyet hissini güçlendirmek için göz ve karın doyuran somut olanaklar sunmak, bunun için gerekli siyasi iklimi yaratmak şarttır.

İnşa süreci kapsamında terör ve terörle mücadele nedeniyle harabeye dönen yerleşim alanlarını TOKİ marifeti ile betonarme binalar bazında yenilemek imkanı vardır belki ama yitip giden karakteristik özelliklerini aynisi ile yeniden inşa edebilmek imkansızdır. O mekanlara has kokular ve sesler dahi eskisi gibi olmayacaktır. Ayni çocuklar o sokaklarda bağırıp çağırarak neşe içinde oyunlar oynamayacak, ayni sokak köpekleri havlamayacak, ağaçlarında ayni kuşlar ötmeyecek, bitki örtüsü değişeceği için ayni çiçekler kokmayacaktır. 

Rüzgarların yönü, gün içinde güneşli ve gölge alanlarla saatleri bile değişecektir. Biraz romantik demogoji gibi gelebilir bu sözlerim ama Numan Kurtulmuş terör mağduru şehirleri ruhlarına uygun olarak yeniden ayağa kaldırmaktan bahsettiği için özellikle olamayacağını vurgulamak üzere bu benzetmeleri kullandım.

Değerli Düşünürler,

Aranızda daha ne yapsın bu hükümet diye soranlar olabilir. Verebileceğim cevap ; Terörü bitirmek ve yurt çapında kalıcı iç barışı , huzur ortamını tesis edebilmek salt güvenlikçi politikalar ve uygulamalar ile gerçekleştirilemez.

Taahhüt sektörünün imkan kabiliyetlerini seferber ederek terörün izleri silinemez.

Bireysel ve kurumsal anlamda siyasi gelecek kaygısından arındırılmış, barış dilini dışlamayan , şiddete prim vermeyen , gelişmiş demokratik standartlarla ve yeni paradigmalarla sorunu çözebilmek için gereken siyasi, ekonomik ve sosyolojik açılımları, yapısal reformları hayata geçirmekle , bu amaçla da gereken cesur stratejileri geliştirmekle ve yürütmekle mümkün olabilir..

Kimbilir belki de en iyi başlangıç yeni bir toplumsal mutabakat metnini yani yeni " Anayasayı" milli mukaddeslerimizi ve hassasiyetlerimizi muhafaza ederek yazmak olabilir.

Saygılarımla,

Serdar Durat
Stratejist