Türk Televizyonlarının İçler Acısı Hali

Yazımın hemen başında yaklaşan “Ramazan Bayramınızı” (Şeker Bayramı değil)en içten dileklerimle kutlarım değerli okuyucum.

Uzun zamandır dikkatimi çeken fakat bir türlü kaleme almaya fırsat bulamadığım bir konuya değinmek istedim bu yazımda.

Bilmem farkında mısınız ama Türk televizyonları son zamanlarda inanılmaz renk ve zevk kaybetti. Televizyon camiasından biri olmama ve haberci tarafıma rağmen bu yazıyı sadece bir izleyici gözüyle ele alıyorum.

Sanki her şey alelade!.. Dekorlar özensiz, ışıklar yetersiz, sunucuların birçoğu ise ekran yüzü olmaktan çok uzak, kendini izletme kapasitesinden aciz, enerjisi düşük, silik karakterlerden seçiliyor. (Ucuza kaçmanın zararları)

Önceden televizyonu açtığımız zaman ışıl ışıl dekorlar, renkli bir program akışı ve bir kanaldan ötekine geçmenize mani olacak kadar kendini izleten karakterler vardı. Şimdi ise ekranlara bir sonbahar çöktü sanki.. Bu da Türk televizyonlarının özensiz ve kalitesiz görünmesine yol açıyor.

Yaz sezonu vs.. hikaye. Yaz mevsimi gelmeden de aynı sevimsizlik söz konusuydu maalesef.
Geçenlerde bu konu hakkında, tv camiasında benden çok daha uzun yıllarını geçirmiş iki kişiyle konuşma fırsatı buldum. İkisi de arkadaşım. Biri yılların gazetecisi; öteki ise tüm Türkiye’nin severek izlediği, adını dağdaki çobana kadar duyurmuş bir televizyon yıldızı. İkisi de ben ve bir çoğumuz için duayen diyebileceğimiz isimler.

Gazeteci arkadaşımın bu konuya yoruma şöyle oldu; Önceden televizyonların başında, yıllarını medyaya ve gazeteciliğe adamış işini bilen insanlar olurdu. Böyle iş bilirlerin elinde ekran tabii ki daha cazibeliydi. Şimdi ise herhangi bir bankanın başındaki adamı (söz gelimi), şimdiye kadar hiç alakası olmamasına rağmen televizyonların başına tayin ediyorlar. Tabii ki sonuç aynı olamaz. Bankacı gözüyle, televizyon idare edilemez.

Diğer duayen diye tabir ettiğim arkadaşım ise şunu iletti; Kanal yöneticileri değiştikten sonra yönetime gelen isimlerin ilk kelamları; “Artık televizyon starlarına eski paraları ödemeyeceğiz olmuş”..
Şimdi bu iki ayrı kişinin yorumlarından ve ilettiklerinden yola çıkarak şunları sormak ve eleştirmek istiyorum.

1- Eski paraları ödemeyecekseniz, o zaman reklam veren firmalardan eski reklam paralarını da talep etmeyecek olmalısınız? Zira Televizyon yüzlerine hak ettiğinden az ücret ödeyerek, firmalardan eski fahiş fiyatları talep ederseniz bu biraz cep doldurmaya giriyor demektir ki, size yakışmaz.

Dünya’nın neresine giderseniz gidin, ekran yıldızları her zaman normal standartların üzerinde paralar alır. Onlar iyi paralar aldığı ve sevildiği için televizyonlar para kazanır. O sevilen ekran yüzlerinin aldığı reyting hürmetine reklam veren firmalar, ödedikleri yüksek meblağları gözden çıkarır. Yani kısacası televizyonlar, reytinglerini bu sevilen ekran yüzlerine borçludur. Eğer herkes ekran yıldızı olabilseydi, yüzbinlerce insan ekran sevdasıyla ajans kapılarında çile çekmezdi. Haklıya, hakkını vermek lazım.

2- Televizyonda ucuza kaçmamalısınız. Çok sevdiğim birinin bana seneler öncesinde ettiği bir çift söz vardı. Yaklaşık on senedir kulağıma küpedir. “Asla karşındakini aptal yerine koymaya kalkma, kimse aptal değil” Ben de şunu söylemek istiyorum; halkı aptal yerine koymayınız. Herkes neyin güzel olduğunu ve kaliteye hitap ettiğini az çok biliyor. Söz gelimi benim ilk çalıştığım ve sunuculuk yaptığım kanalın ışıkları gerçekten çok kötüydü. Binlerce watt’lık elektrik tepemize özensizce yerleştirilmişti. Bu yüzden bütün sunucu arkadaşlarım ve ben kötü çıkıyorduk. Ama son çalıştığım kanalda ışık işinde profesyonel bir abim vardı ve kanalın en yaşlı sunucusu bir hanım efendi bile yasından en az 10 sene genç çıkıyordu. Unutmayalım şeytan detayda gizlidir.

Sevgili okuyucum, Türkiye zaten medya anlamında birçok Avrupa ülkesinden geridedir. Biz filmlerin kaza sahnelerinde bile arabaları çizik almadan kurtarmanın peşindeydik. Nasıl ki bir mağazanın vitrini önemlidir.. Ülkelerin vitrinlerini de televizyonlar oluşturur. Şahsen son zamanlarda ben 3. Dünya ülkelerine kafa tutacak kadar sönük, silik, zevksiz ekranlar görüyorum. Yarışma programlarındaki dekoru geçtim, ışıklar bile gözümü tırmalıyor. Eminim benimle aynı fikirde olan birçok dost vardır.

Umarım ekranlarımızı işini bilen, zevk ve anlayış sahibi kişiler yönetir de, bankaya girdiğimiz zaman içimizi karartan o kasveti ekranlarda görmekten kurtuluruz.

Herkese sevgi ve saygılarımı sunar, ışıl ışıl bir bayram dilerim.

Aman trafiğe çıkınca dikkatli olun ve alkollüyken araç kullanmayın..