Türkiye'nin Gücünü Ve Kozlarını Yeniden Tanımlama İhtiyacı

Değerli Düşünür Dostlarım,

21.yüzyılda ülkelerin milli güç unsurları ve stratejik koz'ları küresel ekonominin etkisinden ve baskısından arındırılarak tanımlanamaz hale gelmiştir. Jeopolitik konum, doğal kaynaklar,demografik yapı, askeri güç artık bir ülkeyi üstün ve avantajlı kılmaya yetmiyor. Küresel ölçekte "Ekonomik Rekabet Yeteneği " güç tanımında öncelikli ve egemen parametre olmuştur. Bu yetenek ise katma değeri yüksek üretim becerisinden beslenmektedir. Dünyada yenilikçi ekonomilerin ortak özellikleri " özgürlük, adalet ve dayanışma " dır. Bilgiye ulaşmak ve kullanmak konusunda gerek bürokratik ve gerekse politik engellerin olmaması özgürlük alanlarını tanımlar.

Rekabette adaletin sağlanması ancak yasalarla güvence altına alınabilir. 

Yeni ekonomi dayanışmanın yoğun olduğu bir ekosistemde gelişebilir.

Bu yeni döneme " Bilgi Ekonomisi" de denilmektedir.

Özgürlük yeni paradigmaların, fikirlerin doğmasını teşvik eden, zemin hazırlayan , yeni bilgilerin üretilmesinin ve serbestçe paylaşılmasının önünü açan en kıymetli değer'dir. 

Sevgili okurlar,

Bu bilimsel gerçekliklerin ışığı altında şimdi gelin dilerseniz birlikte ülkemizin durumuna bakalım. Türkiye, " Bilgiye ulaşma özgürlüğü"nde 180 ülke arasında  154. sırada yer almaktadır. Burada bahsedilen bilgiye ulaşma özgürlüğü , basın özgürlüğünden başka bir şey değildir. Ülkemizde bilgiye ulaşmanın maliyeti olduğu gibi bilgiyi paylaşabilmenin önünde siyasi engeller bulunmaktadır. Özgürlük ve refah düzeyi doğru orantılıdır. Özgürlük alanlarını genişletmeden daha müreffeh bir yaşam beklenemez.

2015 Hukukun üstünlüğü endeksi verilerine göre Türkiye 99 ülke arasında 80. sırada yer alıyor. Bir ülkede hukukun üstünlüğü arttıkça, o ülkede kişi başı milli gelir de artıyor. Bilgi ekonomilerinde hukukun üstünlüğü tesis edilmeden refah seviyesini arttırabilmek mümkün değildir.

Dayanışma ruhu kapsamında sorun çözme becerisi kazandıran bir eğitim sistemi ve fikri olan müteşebbisleri teşvik edici bir eko sistem kaçınılmazdır. 

Küresel ekonomiye entegre olma açısından Türkiye 140 ülke arasında 59. sırada yer almaktadır. 1980 lerde dünyanın ekonomik merkezi coğrafi olarak Atlantik okyanusunun ortalarında bir yer iken 2014 verilerine göre Türkiye dünya küresel ekonomisinin coğrafi merkezinde bir ülke olmuş.  Bu coğrafi avantaja rağmen ne yazıktır ki küresel ekonomiye entegre olan ilk 50 ülke arasında biz yokuz. Bu doğal krediyi iyi kullanabilmek ve ilk on ekonomi arasına girebilmek için yapısal reformları ivedilikle gerçekleştirmek zorundayız. Aksi takdirde sanayi devrimini kaçırdığımız gibi yeni bilgi ekonomisini de ıskalayabiliriz.

Değerli Okurlar,

Ülkemizde her üç üniversite mezunu gencimizden biri işsiz durumda olup son verilere göre yaklaşık iki milyon üniversite mezunu artık iş bile aramamıyormuş, zira umudu kalmamış. Bu kitlenin hem ailelerine ve hem de ülkemize maliyeti vardır. Eğitimleri için kullanılan kamu kaynakları, emek, zaman da düşünülecek olursa bu maddi ve manevi yatırımı hoyratça tüketecek kadar zengin bir ülke olmadığımızı idrak etmek zorundayız. Yeni ekonomik dünyada başarı ve güç jeopolitik özelliklere, doğal kaynaklara göre değil iyi eğitilmiş insan kaynaklarına göre oluşmaktadır. Bu yüzyılın 1. ligindeki ülkeler ekonomik güçlerini eğitime yaptıkları yatırımlara borçlu iken biz bir yandan böylesine çetin bir rekabet ortamında iyi yetişmiş milyonlarca insanımızı ekonomik hayatın dışında tutuyoruz diğer yandan da gelişmek, büyümek istiyoruz. 

Ne muhteşem bir ironi değil mi ?

Üretken yaştaki 1000 kişiye düşen yeni şirket sayısı Türkiye'de 0,8 iken Rusya'da 4,3, İngiltere'de 11,0 mış.

Dünya Bankasının yayınladığı " İş Kolaylığı Endeksi" ne göre Türkiye yeni iş kurma kolaylığında 79. sırada bulunuyormuş.

Türkiye , ekonomistlerin " Orta Gelir Tuzağı" dediği kişi başı ortalama 5-15 bin usd lık milli gelir bandına sıkışıp kalmış bir ülke konumundadır. Bu tuzaktan çıkıp sıçrama yapabilmek için kalkınma ve eğitim ilişkisinde eğitimi merkeze almak şarttır. Türkiye'nin vatandaşlarına gelişmiş ülkelerdeki  yaşam standartlarını sunabilmesi için yüksek katma değeri olan sektörlerde istihdam yaratacak işgücünü yetiştirmek zorunluluğu vardır.

Hukukun Üstünlüğü Endeksi kapsamında 99 ülkenin hukuk standartları ölçülmüş ve Türkiye 59. sırada yer alabilmiş. Temel hak ve özgürlüklere saygı alt başlığında ise durumumuz pek acıklı olup 99 ülke arasında 78. sırada bulunuyormuşuz.

Sevgili düşünürler,

Yeni ekonomide yeni oyuncular yüksek teknoloji ürünleri ile girdikleri yeni pazarlarda rekabet etmektedirler. Ne yazıktır ki bizim bu pazarda yerimiz yok.

NASDAQ ( Yüksek Teknoloji Firmaları Borsası ) ta işlem gören hiç bir şirketimiz mevcut değil. Yunanistan'ın bile 20 civarında, İsrail'in ise 70 şirketi bu pazarda kıyasıya rekabet etmektedirler. Unutmayınız kamyonlar dolusu tonlarca domates üretmek bir bilgisayar veya akıllı telefon kadar katma değer sağlayamıyor. Kilolorca keçiboynuzundan ancak bir kaç gram şeker üretilebildiği de malumdur.

Katma değeri yüksek ekonomi için inovasyon ve hayal gücü ile bezenmiş vizyon şarttır. OECD " Yaratıcılık ve problem çözme " başlıklı bir değerlendirme ile inovasyon potansiyelini ölçen bir sistem geliştirmiş. Türkiye'de bu testte başarılı olan çocukların sayısı % 2,2 imiş.

Katma değeri yüksek üretim yapabilmek rantı yüksek girişimlerle yani çoğunlukla inşaat sektörüne önem ve öncelik vermekle olmaz. 

Yüksek teknoloji üretmek için ar-ge çalışmalarına yeterince kaynak ayırmak, beceri ve inovasyona dayalı çözümler geliştirebilecek nitelikli insan gücünü oluşturmak gerekir ve kalkınmamız için zarurettir.

Üretmek tek başına asla yeterli değildir ayni zamanda dünya çapında kolayca satılabilen " marka" ları oluşturmak gerekir.  Üretmek ve markalamak arasındaki ilişkiye örnek vermek gerekirse Fındık üretimimizden bahsedebiliriz. Dünyadaki fındığın yaklaşık % 85 ini biz üretiyoruz. Bu üretimden yılda yaklaşık 2-3 milyar usd para kazanıyoruz.  Bu değer toplam 3,5 milyon insanımızın el emeği göz nuru ile yaratılabilmektedir.

Bizden bu fındığı alarak " Nutella" adı ile markalaştıran Ferrero'nun yıllık cirosu 11 milyar Usd olup bu değeri yaratmak için sadece 22 bin insan çalıştırıyor. Yani biz 3 milyar usd lık fındığı üretmek için 3,5 milyon kişi çalıştırırken Ferrero 11 milyar usd lık değer yaratmak için 22 bin kişi çalışıtırıyor. Düşündürücü ve hüzün verici değil mi ? 

Kişi başı milli gelirimizi 3-5 bin usd dan 10 bin usd seviyesine tarımla, taahhüt sektörü ile çıkarabildik belki ama daha öteye geçebilmek için katma değeri yüksek bilgi ekonomisine ve NASDAQ Kulübüne girmemiz şarttır.

Çağımızda ülkeler arasındaki zenginlik ve refah farkının nedeni iklim, kültür ya da doğal kaynaklar değildir. Önemli olan;  Sorun Çözme Becerileri gelişmiş, karar verme süreçleri geniş tabana yayılmış ve hukuksal güvence altına alınmış toplum özelliğine sahip olabilmektir.

Netice olarak ; Türkiye eğitimde, ekonomide, bürokraside, hukuk sisteminde gerekli yapısal reformları ivedilikle ve cesaretle gerçekleştirmek zorundadır.

Aksi takdirde çocuklarımızı, gençlerimizi gelişmiş ülkelere "ucuz ara eleman " olarak yetiştirmeye devam edecek asla birinci lig oyuncusu bir ülke olamayacağız.

Değerli okurlar,

Günümüzde ülkelerin milli güç unsurları işte bu şekilde değerlendiriliyor. Güçlüyüm demekle güçlü olunmadığı gibi romantik tarihi nostaljik söylemlerle de büyük olunmuyor, uluslararası ilişkiler de sözü geçen, caydırıcı, itibar sahibi, kural koyucu bir ülke olabilmek için mutlak surette bilgi ekonomisinin gereklerini yerine getirmek lazımdır. Başka bir deyişle yüksek teknolojiyi satın alan değil üretip satabilen bir yeteneğe kavuşmak gereklidir.

Bu maksatla özellikle eğitimde bilimsel verilere dayalı evrensel doğrulardan beslenen reformlar gerçekleştirilmeli, eğitim hiç bir ideolojinin ve inanç disiplinin gölgesinde, etkisinde bırakılmamalı, yapılandırılmamalıdır.

Bunu beceremediğimiz takdirde belki 81 ilimizde "Kıble Uzman" larını atayabiliriz ama atanamadıkları için geçim derdi yüzünden polisliği , uzman erbaşlığı tercih eden öğretmenlerimizin şehit olmalarını engelleyemeyiz.

Sevgili Dostlar,

Bu yazımı yazarken " Yol Ayrımındaki Türkiye" isimli kitabındaki  istatistik verilerden, muhtelif sayısal bilgilerden ve değerli görüşlerinden istifade ettiğim Sn. Prof.Dr Selçuk Şirin'e şükranlarımı sunmayı borç bilirim.

Saygılarımla
Serdar Durat
Stratejist