Türkiyede Farklı Kültürleri Barıştırmak

Değerli düşünür dostlarım,

Ülkemizde son bir aydır günlük hayatımızın olağan akışından çıktığı yadsınamayacak kadar aşikardır. Gezipark’ından başlayan protesto eylemleri yeni bir sosyal iklimi ve toplum psikolojisini yaratmış, AKP iktidarının uygulamalarından memnun olmayan sessiz geniş kitlelerin sokaklara çıkmasına ve itirazlarını yüksek sesle haykırmalarına zemin oluşturmuştur. Sivil demokratik bir halk hareketi şeklinde bir iki gün içinde dalga dalga yurt sathına yayılan bu eylemler ne yazıktır ki başta Sn.Başbakan olmak üzere gerek yerel yöneticiler ve gerekse hükümet yetkililerince yeterince doğru anlaşılamamış ve demokratik bir olgunluk içinde çözüm için yeterince gayret sarfedilmemiştir. Özellikle Başbakan bu hareketi tümden bireysel olarak algılamış ve kendisine karşı komplo girişimleri içinde olduklarına inandığı yerli yabancı bir takım medya kuruluşlarını,marjinal grupları,büyük sermaye sahiplerini ve muhalif siyasi kurumları suçlamayı tercih etmiştir. Gayet tabidir ki bu doğaçlama gelişen halk hareketini istismar etmek isteyen art niyetli fırsatçılar-provakatörler olabilir. Devletin bu tip yaklaşım sergileyenlerle usulünce mücadele etmek hakkı-sorumluluğu vardır ve kaçınılmazdır. Ama yüz binlerce sıradan vatandaşın neden-nasıl bu kadar öfke ve hoşnutsuzluk depoladığını,ortak bir sosyal refleks şeklinde duygu patlaması yaşadıklarını ve direnişlerini sürdürmek konusundaki ısrarlı-azimli tutumlarını görmezden gelmek kabul edilemez.

Sevgili okurlar, Başbakan protesto eylemleri karşısında kendi özgüvenini tazelemek ve siyasi nüfuzunu pekiştirerek AKP tabanına teşhir etmek ihtiyacını hissetmiş ve bir kaç düşük profilli uzlaşı görüşmelerinin ardından netice alınamadığını düşünerek olayı rövanşist bir duygusallıkla misilleme gösterilerine dönüştürmüştür. Her ne kadar adına Milli iradeye saygı mitingi denilerek 2014 yerel seçimleri için propaganda görüntüsü verilmeye çalışılsa da tüm dünya bu girişimi haftalardır süre gelen demokratik halk hareketine karşı gövde gösterisi şeklinde algılamıştır. Bu anlayış maalesef Milletimizi Başbakan-AKP yandaşı ve karşıtı olacak şekilde iki ayrı % 50 grup gibi zımni bir ayrışmanın eşiğine getirmiştir.

Bir yandan 76 milyonun Başbakanı olduğunuzu, AKP nin salt kendi oydaşlarının değil ülkenin % 100 nün partisi olduğunu söyleyeceksiniz, Milletin efendisi değil hizmetkarı olduğunuzu her fırsatta dile getirecek ve sürekli kardeşlikten dem vuracaksınız öte yandan size oy vermeyen, şahsınıza tapınmayan, politikalarınızı-tarzınızı-uslubunuzu ve icraatlarınızı beğenmeyen kitleleri hasım gibi görüp her fırsatta satır aralarındaki bir kaç kelime ile bile olsa dışlayan,ötekileştiren,sürekli eleştiren ve hor gören, kırıcı-buyurgan bir dil kullanacaksınız. .!

Bu kapsamda keşke Başbakan yüz binlerce vatandaşımızın yollara düşerek tencere tava çalmalarının,kendisini istifaya davet etmelerinin, her akşam belli bir saatte evlerinin ışıklarını açıp kapamalarının ne siyasi rakiplerince ve ne de faiz lobisi tarafından organize edilemeyeceğini ve/veya bütün bu eylemlerin yabancı basının teşviki ile gerçekleşemeyeceğini düşünseydi, ne istiyorlar acaba ? onları kazanabilirmiyim, gönüllerini alabilirmiyim ? sakinleştirebilirmiyim? diye birazcık kendi kendine durum muhakemesi yapabilseydi. Ayrıca bu gün İBB nin park ve bahçeler müdürlüğü tarafından Gezipark’a onlarca yeni ağaç ve binlerce yeni çiçek ekmesi, park aydınlatmasının ve çimlerinin ıslah çalışmaları keşke bunca sıkıntı yaşanmadan 20 gün önce yapılabilseydi..

Ayrıca bir yandan çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için AB üyesi olmayı hedefleyecek ve bu uğurda Avrupa Birliği normlarına ve müktesabatına uymak için çalışacak öte yandan AB parlementosunun ülkemizdeki özgürlükler ve haklar konusundaki eleştirileri karşısında neredeyse hakarete varan bir sertlikle reaksiyon gösterip adeta gemileri yakacaksınız...!

Bu çıkışınızla; Konuya ilişkin bilgi ve fikir sahibi AKP sempatizanlarını tenzi ederek belirtmek isterim ki, AB nin özelliklerini-standartlarını ve kriterlerini bilmeyen, hayatında Brüksel’i hiç görmemiş bir kısım taraftar kitlenizin ( Bu vatandaşlarımıza saygımız saklıdır, her kes her şeyi bilmek zorunda değil, onların bilipte bizlerin bilmediği bir çok şey vardır eminim. Burada işaret etmek istediğim konu bu külhanbeyi tarzı kafa tutmanın aslında pek alkışlanacak bir şey olmadığını anlatmaya çalışmaktır.) gönlünü okşayabilir, karizmanızı besleyebilirsiniz fakat sizin tabirinizle kusura bakmayın ama sayın Başbakan ! halkımızın önemli bir kesimi bu tarzınızı benimsemiyor ve anlamakta çok zorlanıyor.

Değerli düşünürler, bu karmaşık konjonktürün, AKP iktidarına muhaliflerin ve taraftarların sayılarını mukayese etmenin,yüzde’ leri yarıştırmanın, inatlaşmanın, çatışma ortamının sürdürülmesinin ülkemiz için çok ciddi bedelleri olacaktır.

Bu maliyeti hep birlikte ödemek zorunda kalacağımız kesindir. Eylemler esnasında  kaybettiğimiz dört vatandaşımızın ve sakat kalan, yaralanan insanlarımızın acıları yüreklerimizi dağlamıştır.Yanısıra yüz milyonlarca liralık maddi hasar ve zarardan bahsediliyor. Daha şimdiden makro-ekonomik göstergeler düşüş göstermeye ve turizm sektörümüz olumsuz etkilerini hissetmeye başlamıştır. Türkiye’nin acilen normalleşmeye,hayatı ivedilikle yeniden olağan akışına dönüştürmeye ihtiyacı vardır.

Kabul etmek zorundayız ki ;birbirlerinden çok farklı alışkanlıkları,yaşam tarzları, etnik özellikleri, birikimleri,inançları ve dünya görüşleri olan 76 milyon insan bir arada ayni vatan toprağında yaşamak zorundayız. Bu pek kolay bir iş değil ama müşterek zaruretlerimiz-menfaatlerimiz bunu gerektiriyor. Kimsenin kimseyi yok saymak, diğerini kendisine benzetmeye çalışmak ve yönlendirmek gibi bir hakkı yoktur. Şüphesiz her kesin birbirini çok sevmesi beklenemez ama en azından önemsemesi, beğenmese de tahammül edebilmesi ve varlığına-paydaş olduğuna saygı duyması şarttır. Huzur ve refah içinde yaşayabilmemiz için farklı kültürlerin bir an evvel barışmalarını sağlamak zorundayız.

Bunu başarabilmek için yeterince ortak değerlerimiz ve zenginliklerimiz vardır. Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda demokrasi ile yönetilen bir hukuk devleti ise eğer ülkenin kaderi ve huzuru kişilerin veya zümrelerin elinde, iki dudağı arasında sıkışmamalıdır. Halkın iradesi her türlü siyasi tasarrufta belirleyici,hakim parametre olmalıdır.

Bu mümbit topraklarda daha medeni ve müreffeh koşullarda, bir arada kardeşçe yaşayabilmek kesinlikle mümkündür. Bunun için çok fazla bir şey yapmaya gerek yok aslında . Siyasetin tabiatında olan oy devşirici hamasi söylemlerin sanal büyüsüne kapılmamak,her türlü kışkırtmalara kapalı olmak ve aklı selim ile hareket etmek yeter de artar.