Türkiye in Akıllı ve Yumuşak Gücü

Değerli düşünür dostlarım,

Uluslar arası ilişkilerde ve dış politika literatüründe çok önemi ve anlamı olan ancak henüz dilimizde/günlük hayatımızda pek alışmadığımız/içselleştiremediğimiz bu tabirleri açıklayarak başlamak istiyorum yazıma. İngilizce orijinli Soft Power (SP) kelimelerinden oluşan bu terim ilk kez 1990 yılında Harvard üniversitesinden siyaset bilimi profesörü Joseph Nye tarafından türetilmiş olup Nye (The Changing nature of American power – Amerikan gücünün doğasının değişimi ) isimli kitabında kullanmaya başlamış, bilahare 2004 yılında yazdığı (Soft Power  :The means to success in world politics-Dünya politikalarında başarının yolları) adlı ikinci kitabında konsept olarak bu terimini geliştirmiştir. Özellikle 2007 yılından itibaren hemen tüm dünyada politikacılar- stratejistler-analizciler ve Devlet adamları tarafından SP deyişi çok yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.

Türkçe tercümesi aslında pek te hoşuma gitmese de daha iyisini bulamadığım için şimdilik Yumuşak Güç (YG) olarak kullanıp bu kavramın ülkemiz/ milli güvenliğimiz için değerine ve önemine değinmeye çalışacağım.

YG denilince  :Bireysel-kurumsal ve uluslar arası ilişkilerde arzu ettiğimiz sonuçları elde edebilmek için muhataplarımız üzerinde etki yaratabilecek, onların davranışlarını şekillendirebilecek, dediklerimizi uygulatabilecek kozlarımız, yaptırım gücümüz/yeteneklerimiz akla gelmelidir.

Bir başka deyişle YG Söz sahibi olma hakkımızı yaratan/besleyen avantajlı parametrelerdir. Tabiatında fiziki eylem içermemesi bağlamında kaba güçten ayrılır.

Gücün vüsatini ve tesirini doğru bir şekilde anlayabilmek için (hard power-Fiziki/sert güç) ve (soft power –yumuşak güç) ün birbirleriyle dirsek teması içinde ve birbirini sürekli besler bir ilişkide oldukları ancak ikame edilemeyecekleri (birbirinin yerine geçemeyecekleri) gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır.

Günümüzde ülkelerin güçleri yalnızca sahip oldukları yerüstü ve yeraltı kaynaklarıyla, yüksek teknolojiyle donatılmış ordularla ve rekabetçi ekonomi ile tanımlanmamakta, bütün bunların nihai stratejik amaç ve hedeflerin ele geçirilmesinde yeterli olamayabileceği kabul edilmektedir.

Yumuşak güç için somut örnekler vermek gerekirse her şeyden evvel etik temeli ve meşruiyeti olan, evrensel insan haklarına saygılı bir politika belirtilebilir.

Zengin ve onurlu bir tarihsel geçmiş, kültürel varlıklar, entellektüel birikimler, siyasi ve sosyal değer ler, Stratejik iletişim becerisi, sorun çözme yetenekleri, uluslar arası camiada haklı şöhret ve itibar sahibi kanaat önderleri-sanatçılar-devlet adamları, teknoloji ve düşünce üretme yetenekleri, etkin ve güvenilir bir medya ile müzik-sinema endüstrisi başta gelmek üzere popüler kültür sermayesi diğer önemli YG unsurlarıdır.

Bir ülkenin belirtilen YG unsurlarını bir başka ülkede kullanabilmesi,mevcut çıkar çatışmalarını hiç silaha başvurmadan giderebilmesi büyük ölçüde mümkündür. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus hedef ülkenin iç dinamiklerini ve güç doğasını çok iyi analiz etmek zaruretidir. Bir ülkede geçerli olabilecek ve sonuç alınabilecek YG uygulamaları bir başka ülke de hiç işe yaramayabilir.

Yaşamakta olduğumuz bilgi çağında teknolojinin hayatımızın her alanına girmesi ve alışkanlıklarımızı değiştirmesi, toplumsal ilişkilerimizi yeniden tanımlaması sonucu, güç kavramının da çok farklı bir boyuta girdiği yadsınamayacak bir gerçekliktir. internet ağları, hızlandırılmış ulaşım, akıllı iletişim araçları (smart phone/tv/tablet /android vs), genetik mühendisliği alanındaki gelişmeler, moleküler biyoloji, nanoteknoloji geleneksel savaş konseptlerini derinden etkilemiş/değiştirmiştir.

Eskiden ancak savaş yolu ile çözülebilen ihtilafların çok büyük bir kısmı artık YG kullanılarak çözülebiliyor.

Silahlı güç kullanmak refleksi artık daha yoğun diplomatik-ekonomik girişimler ve kalkınma yardımı içerikli projelerle ikame edilmeye çalışılmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerin sempatisini kazanabilmek ve  bu ülkelerin modernleşme amacıyla sergiledikleri çabalarında sosyo-ekonomik manada  örnek / esin kaynağı olabilmek YG açısından çok değerlidir.

Bahsekonu ülkeler genellikle kendi kültürel köklerini koruyarak gelenek ve moderniteyi birleştirmek, refah seviyelerini yükseltmek isterler. Dolayısı ile bunlara karşı kullanılacak YG unsurlarının seçiminde ve icra tarzında çok dikkatli olmak lazımdır. Aksi takdirde direnişle karşılaşılır ve YG kolayca baskı ve fiziki güce dönüşebilir .

NGO (Non govermental organiziation-Devlet dışı örgütler) denilen bazı aktörlerden Birleşmiş Milletler, Unesco, Unicef, Greenpeace gibi muhtelif yapılaşmaların da YG olabilme potansiyelleri vardır. Ancak, belirtilen bu devlet dışı aktörlerin yaptırım güçleri sınırlıdır. Halen Fransa ‘da bulunan ve sözde Ermeni soykırımı tasarısının Fransız meclisinden geçirilmemesi adına kulis çalışmaları yapan TÜSİAD ve TOBB de bir çeşit YG unsurudurlar.

YG için yapılabilecek önemli bir yatırım empati ve dinleme/anlamaya çalışma yeteneğinin geliştirilmesidir. Çevre analizini doğru olarak yapamayan ,anlaşmazlık konularının kök sorunlarını iyi tahlil edemeyen ülkeler YG lerini de doğru bir şekilde kullanamazlar ve küresel imajlarını zedeler,inanılırlıklarını yitirirler.

Prof.Nye Uluslararası ilişkileri “3 Boyutlu bir Satranç Oyunu” olarak nitelendirmektedir. Birinci boyutta siyasi ve askeri gücün, ikinci boyutta ekonomik gücün, üçüncü boyutta ise ulus-aşırı gücün konumlandığını belirtmektedir.

Sözgelimi ilk iki boyuta odaklanıp üçüncü boyutu gözardı ederek kuracağımız bir oyun stratejisi, Nye’in nazarında satranç masasından kaybeden taraf olarak kalkmayı kaçınılmaz kılacaktır. Sahip olunan devasa ekonomik çekim, siyasi güç ve savunma kapasitesi, ancak ve ancak uluslararası kamuoyu  “meşru” olarak algılarsa anlamlı bir bağlama oturabilir.

Değerli düşünürler, yukarıda satır aralarında vurgulamaya çalıştığım gibi  yumuşak güç ,geleneksel realist geleneğin kutsadığı askeri ve siyasi güç olmadan hiç bir mana ifade etmez. Zira caydırıcılık için YG asla yeterli olamaz askeri güç esastır.

Ancak, salt askeri güç ile de çözülemeyen sorunlar çoktur. Yumuşak güç unsurları ile  harmanlanmamış bir askeri güç sadece geçici çözümler getirebilir ve arkasında insanlık için pek te gurur duyulamayacak enkazlar bırakabilir. (Bkz.Vietnam-Irak-Afganistan daki ABD icraatları)

İşte Akıllı Güç (Smart power) denilen kavram burada ortaya çıkmakta ve birbirleriyle bağlantılı olan bu iki güç arasında kurulan mükemmel dengeyi simgelemektedir. 

Buraya kadar belirtilen açıklamaların ışığı altında konuyu Türkiye özelinde biraz daha somut örneklerle açmaya çalışalım. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada ve tüm dünyada giderek artan bir siyasi itibarının olması ve fikirlerine eskiye nazaran daha fazla değer verilmesi tesadüf değildir. Uluslar arası kulislerde ; BM ve NATO genel sekreterliği gibi çok stratejik görevlere Türk adayların isimleri telaffuz ediliyor ki bunu daha önce hayal bile edemezdik . Dünya tekrar ve süratle çok kutuplaşmaya doğru ilerlemekte ve gerek ABD, gerekse Avrupa stratejik menfaatleri ve hatta bekaları için orta doğunun kaos ve ihtilaf üreten bir bölge olmaktan çıkarılmasını, bir an önce küresel sisteme entegre edilmesini istemektedir. Bu hedefe ulaşabilmek için ise ; sahip olduğu askeri gücünü ve deneyimlerini yumuşak güç unsurları ile de zenginleştiren Türkiye’yi çok önemli bir çözüm ortağı olarak görmektedirler. Özellikle islam kültürünü modern demokrasi ile ahenk içinde yaşayabilen yegane ülke olması, muhtelif içsel sorunlar ve eksiklikler halen devam etmekle birlikte genel manada politik ve ekonomik istikrarı, batı standartlarında medya yayınları, orta doğu gibi dünyanın en karmaşık siyasi yapısına ve çıkar çatışmalarına sahne olan bir bölgenin gerek dil zenginliği ve gerekse tarihten gelen kültürel yakınlıklar doğrultusunda rol model-başat bir ülkesi olması, bölgesinde ki tüm siyasi aktörlere eşit mesafede durması Türkiye’nin YG nü daha da yukarılara taşımaktadır.

Akıllı Gücün(Smart Power) ülkemiz üzerine izdüşümlerini tasavvur ettiğimizde ise, ihtiyaç duyduğumuz yetenekler ve kaynaklar şu şekilde sıralanabilir kanaatindeyim.

a. Halen çok büyük bir oranda ithalata dayalı olan ekonomimizi bir an evvel ihracat odaklı bir ekonomi haline dönüştürebilmek,
b. Siyaset ortamındaki kutuplaşma ve ayrışmadan kurtularak gerçek anlamda Türkiye’nin önünü açabilecek bir uzlaşma demokrasisi kültürüne sahip olmak,
c. Farklılıkları zaafiyete çeviren bölücü yaklaşımlardan kurtulup zenginlik olarak algılayabilmek,
d. Çok çeşitli etnik-inanç ve sosyo-kültürel orijinli kitleleri vatandaşlık ortak paydası altında birleştirmek, müşterek ülkü sahibi yaparak bir arada yaşama istek ve iradelerini beslemek ,
e. Modern ve caydırıcı nitelikli, güçlü bir orduya sahip olmak,
f. Kültürel zenginliklerimizi küresel anlamda pazarlayabilmek,
g. Eğitim-sağlık-sanat ve turizm alanlarında cazibe merkezi olabilmek,
h. Dünya çapında şöhreti olan ve talep yaratan ulusal marka larımızı üretebilmek.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün tabiatı ile ancak önemli olan doğal genetiğimizde ve kültürel dokularımızda var olduğu halde  kadir kıymetini bilemediğimiz ve yeterince kullanamadığımız milli yeteneklerimizi önce farketmek ve hemen akabinde de en uygun stratejiler ile uygulamaya geçirerek dünya çapında lansmanını yapabilmektir.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist