Türkiye’nin Jeopolitik Kaderi

Değerli düşünür dostlarım,

Ülkelerin kaderlerine etki eden en önemli parametrelerin başında coğrafi konum ve koşulları gelir. Tabiatı ile bu koşullar da uluslar arası ilişkileri ve politikaları yönlendirici doğal faktörlerdir. Siyasi ve duygusal mülahazalar ile istediğimiz kadar biz kendimizi bir Avrupa ülkesi olarak kabul ve lanse etmeye çalışsak ta coğrafi gerçeklik, Türkiye’nin daha çok bir yakın-orta doğu ülkesi olduğunu dikte etmektedir. Daha geniş bir açıdan bakıldığında ise birazcık harita bilgisine ve tarih bilincine sahip herhangi sıradan bir kişi dahi aslında Türkiye’nin çok zengin ve çeşitlilik arz eden coğrafi kimliğe haiz olduğunu, konumu itibariyle hem Avrupa, hem Asya, hem Balkan, hem Doğu Akdeniz, hem Mezopotamya, hem Kafkasya, hem Karadeniz,hem de Ortadoğu ülkesi olduğu gerçekliğini yadsıyamaz. Bu nedenle Türkiye, Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney değerlerini kendi ulusal kültürü ile birleştirmek ve yeni bir stratejik plana ve uzun ufuklu bir vizyona sahip olmak zorundadır.

Bir yandan çağdaş uygarlık düzeyine erişmek adına gelişmiş batı kültüründen beslenmek ve kendimizi o kültürün bir parçası hissetmek / bu uğurda gayret sarf etmek, öte yandan Kafkasya ve yakın-orta doğu ülkeleri ile komşuluk münasebetleri içinde yaşamak ve bir kısım doğu medeniyetlerini de sosyal dokumuzda barındırmak mecburiyetimiz vardır.

Dünyanın belki de en karmaşık ve iç içe geçmiş sorunlarının bulunduğu, siyasi, etnik ve ekonomik çıkar çatışmalarının hakim olduğu bir bölgede yaşadığımızı en baştan kabul etmek gerektiği düşüncesindeyim.

Bahsekonu sorunların doğru bir şekilde tespiti ile onurlu ve kalıcı barışcı çözümler getirilebilmesi; bir arada yaşama azim ve iradesini sergileyen bölge halklarının istismar edilmemeleri ve onların hak ve hürriyetlerine saygı gösterilmesi ile mümkün olabilir. Bunun içinde bölgede insiyatif alabilecek, istikrar ve refahı destekleyebilecek, bu coğrafyanın tarihine ve kültürüne aşina olan caydırıcı nitelikli bir güç unsuruna ihtiyaç vardır. Türkiye bu günkü global siyasi konjonktür ve Arap baharı denilen değişim rüzgarları da dikkate alındığında kendisine durumdan vazife çıkartabilecek ve bu bölgesel misyonu üstlenebilecek yegane ülkedir. Bir bakıma bu misyon Türkiye’nin kaçınamayacağı jeopolitik kaderidir adeta.

Değerli düşünürler, AB kapılarında bekletildiğimiz uzun yıllar boyunca Türkiye’nin sahip olduğu kozlar stoğu hiç bugünkü kadar zengin olmamıştı, bu keyfiyet artık tüm dünyada kabul gören ve Türkiye’ye Değer sıçraması yaratan dinamizmi de kendiliğinden doğurmuştur.

Bu nedenledir ki Türkiye’nin mevcut sınırlarının dışındaki bölgesel coğrafya kapsamında da çok boyutlu sorumlulukları vardır. Tarihi ve kültürel kimliğini, gücünü ve itibarını doğru bir şekilde analiz edebildikçe ve Batı kulübü karşısındaki ezikliğinden kurtuldukça Türkiye bu doğal sorumluluğunu tam anlamı ile üstlenecektir.

Türkiye, soğuk savaş döneminin bitişine müteakip ve özellikle 21. yüzyılın başlarından itibaren yeniden yapılanan dünya dengelerinden sonra nüfuz alanını etnik,kültürel, dini ve tarihi özelliklerinden kaynaklanan momentum ile doğal bir şekilde genişletmektedir.

Unutulmamalıdır ki Anadolunun doğal coğrafyasında egemenlik süren tüm büyük devletler (Hitit,Doğu Roma-Bizans-Selçuklu ve Osmanlı) bu coğrafyada yaşayan kitlelere dayanarak iktidara gelmişlerdir.

Dünya’nın ilk süper güçlerinden biri olan Roma İmparatorluğu’nun yayılmasına da dikkat edildiğinde, Romalıların da Anadolu yarımadasını öncelikle ele geçirdiği fark edilebilir.Romalılar, M.Ö.146 yılında Arnavutluk,Makedonya ve Mora’yı ele geçirdikten sonra otuz yıl içerisinde Anadolu’ya hakim oldular.Romalılar, Anadolu’ya egemen olduktan sonra Kafkasya, Mezopotamya, Kırım, Bulgaristan,Romanya, Dalmaçya, Sırbistan, Şam,Girit, Libya, Mısır, Galya (Fransa) ve Raetia Noricum’u (İsviçre-Viyana) ele geçirdiler.

Anadolu tarihinin en dar coğrafi sınırına sahip olan Misak-ı Milli sınırlarından da daha
küçük sınırlar içinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ‘Anadolu Doğal Coğrafyası’ ve ‘Anadolu Etki Alanı’nın doğal mirasçısıdır. Bu nedenle, kurulmasının ardından daha yüzyıl bile geçmeden milli sınırları dışında da söz konusu coğrafya ve etki alanında sürekli olarak hareket etmek zorunda kalmış ve kalmaya devam etmektedir.

(Ref.Kaynak : ORSAM rp.no : 73-Anadolu Etki alanı)

SSCB’nin dağılmasından sonra doğan güç dengesi değişimi Türkiye’nin jeopolitik konumunu derinden etkilemiştir. SSCB’nin dağılmasıyla, Anadolu coğrafyası ile Çarlık Rusyası-SSCB coğrafyasının yüzyıllardır var olan ortak sınırı sona ermiştir. Türkiye, yeni sınırdaş komşulara kavuşmuştur (Azerbaycan,Ermenistan, Gürcistan).

Türkiye, İran ve Arap ülkeleri ile çevrili bir yarımada durumunda iken soğuk Savaş sonrasında Balkanlarda, Kafkasya’da ve Orta Asya’da kendisine yakın devletlerin kurulmasıyla İslam dünyasının kalpgahında kendisine tahkim bir yer elde etmiştir.  Böylece, Arap ülkelerinin İslam dünyasının gündemini ve geleceğini tek başlarına belirlemeleri dönemi sona ermiş ve sadece İslam dünyasında değil BM’de de Türkiye’nin siyasi yalnızlığı sona ermiştir. (Ref.Kaynak : ORSAM rp.no : 73)

Netice olarak ; artıkTürkiye’nin dış politikasında belirleyici eksenin yalnızca Batı değerlerinin olmadığı, milli alaka ve menfaatleri doğrultusunda jeopolitik kaderinin  gereklerini yerine getirmek olduğu görüşü muhafaza edilmektedir.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist