Uzaklar

Yeri gelir -içinde yaşadığın coğrafya epey karmaşık bir hal alsa, konuşulması gereken konular gün be gün artsa, belirsizlik ve kaygının sonu hiç gelmeyecekmiş gibi algılansa bile- gitmek gerekir. Böylesi her daim iyi gelir çünkü yanıbaşında yaşarken fark etmediğin nice detayı önüne getirir. 

Mart ayında Avustralya ve Yeni Zelanda'ya yaptığım seyahat te benim için yukarıda saydıklarıma benzer sonuçlar doğurdu. İtiraf etmeliyim, yazılarım için senelerce biriktiremeyeceğim kadar çok malzemeyle geri dönmeme vesile oldu.

Öncelikle; İtalya, Yunanistan ve hatta Almanya'dan çok sayıda göçmenin çalışmak için Avustralya'yı tercih ettiğini görünce Avrupalı'nın bile Avrupa ekonomisinden ümidini kestiğini, yıllar yılı özenerek seyrettiğimiz toprakların genç nüfusu çekim gücünü epeydir kaybettiğini ve 'serbest dolaşım verilirse; çok sayıda Türk işçi AB kapısına dayanır mı? şeklinde kaygıların anlamsız bir hal aldığını idrak ettim.

Ardından ırkçılığın 'en ağır suç' addedildiği Yeni Zelanda ile karşılaşıp iyimserliğe kapılsam da bu denli demokrat tavırların çatışma bölgelerinden epey uzağa konumlananlar için mümkün olduğunu fark edip heyecanımı rafa kaldırdım. Savaş fabrikası Ortadoğu'da, bahsi geçen savaşlardan sakınmanın kendine benzemeyenleri topraklarından kovmakla olacağına inanan Avrupa'da ve ikisinin arasında sıkışıp kalan ancak ikisine de yaranamayan Türkiye'de dil, din ve etnik köken ayrımını dert etmemenin çok uzak bir hayal olduğunu hatırladım.

İlginçtir, yazının son cümlesini de bu aşamada buldum. Döndüğümden beri zihnimi kurcalayan yegane sorudan yola çıktım; sahi savaş ve ekononomik istikrarsızlıktan uzak olduğu için mi bu denli naif ve demokrat kalmış Okyanusya? Yoksa naif ve demokrat olduğu için mi savaş her daim mesafeli durmuş onlara?