VATAN yahut CHP

Nedense bu günlerde Vatan ve CHP denilince aklıma hemen Vatan yahut Silistre geliyor.

***

Sene 1853’tür ve Osmanlı, Rusya’da başlayan Kırım Harbi’ne asker göndermeye başlar.

İslam Bey, bu savaşa gönüllü olarak katılmak üzere yola çıkanlar arasındadır.

Büyük aşkı Zekiye Hanım onu izler...

Bu vatansever genç kız “Ölünecekse de birlikte ölünecek” demiş, erkek kıyafetleri giyerek, sevgilisinin ardından soluğu Silistre’de almıştır.

İslam Bey Silistre savunması esnasında yaralanınca, tebdil-i kıyafet yanında bulunan Zekiye Hanım (yani Adem Bey) onu tedavi etmeye çalışacaktır.

Zekiye Hanım, yaralı olduğu halde düşman cephanesini ateşlemeye giderken de İslam Bey’i yalnız bırakmayacaktır.

İki aşık, düşman cephaneliğinin ateşe verilmesiyle kırılan muhasara sonrasında evleneceklerdir.

***

Dediğim gibi, son zamanlarda ne zaman Vatan ve CHP lafı edilse, aklıma hemen Namık Kemal’in 1872 yılında yazdığı tiyatro oyunu Vatan yahut Silistre geliyor.

Macerası büyük bir eserdir üzerine konuştuğumuz.

Türk Edebiyatının ilk romantik tiyatro örneği olmasının yanı sıra vatanseverlik vurgusu yüksek olduğu için yazarının başını çok ağrıtmış, büyük acılar çekmesine yol açmıştır.

Gedikpaşa Tiyatrosu’nda Güllü Agop ve arkadaşları tarafından sahneye konulunca izleyiciler galeyana gelmiş, gösteriler yapmışlar, bu nedenle de Namık Kemal sürgüne gönderilmiştir.

***

Aslında tiyatro eserinin ismi en başta Vatan’dır.

 

Yasaklanınca Silistre adıyla oynanmış ve yayınlanmıştır.

Sonunda Vatan yahut Silistre olmuştur.

***

Az zaman önce, ismini Vatan Partisi olarak değiştiren İşçi Partisi’ni ve lideri Doğu Perinçek’i kırk küsur senedir takip ederim.

Gençliğini solla yatıp solla kalkarak geçirmiş herkes gibi, ben de onları Aydınlıkçı olarak bilirim.

Mao’cu oldukları günlerde, özellikle de devrimciler’e karşı takındıkları sekter davranışlar hala gözümün önünde.

Aydınlık gazetesinde, Türkiye’de soluk alan tüm Marksist-Leninist gurupların şecerelerini A’dan Z’ye yayınlayarak “devlete istihbarat hizmeti” gördüklerini de unutmadım.

Onların yayınlarından sonra basılan adresler, yakalanan devrimciler, mahkemelerde burunlara kanıt olarak dayanan Aydınlık gazeteleri, dün gibi gözümün önünde.

***

Yok, hayır, niyetim geçmişi kurcalamak ve eski adıyla İşçi, yeni adıyla Vatan olan partiyi zora sokmak değil.

Mücadeleci duruş ve davranışını çok beğendiğim TGB’li gençlerin önünde, “eski Aydınlıkçılar”ı küçük düşürmek hiç mi hiç istemem.

***

Ayrıca, hakikaten köprülerin altından çok sular aktı.

Zamanında aynı safta bulunduğum, okuma yazmalarından zerre kadar şüphe etmediğim dünya kadar “eski devrimci” bile akıl tutulması’na uğramış, AKP’nin “demokrasi” martavallarına kanmışken, Aydınlıkçılar’ın eski defterlerini açarak yargılamayı ahlaksızlık sayarım.

Niyetim kesinlikle bu değil!

***

Vatan Partisi benim için yeni bir sayfadır, yepyeni bir siyasi partidir.

***

Öte yandan, hiç de yeni filan değildir.

Çünkü Vatan Partisi, CHP’nin ve Aydınlıkçılar’ın terk ettiklerinin toplamıdır.

Kızdınız mı?

Durun, hemen celallenmeyin.

Ne söyleyeceğimi dinlerseniz, belki de hak verirsiniz.

***

Demek istediğim şu:

CHP altı ok’un bazılarından vazgeçince, İşçi Partisi bunları almış, parlatarak duvarına asmıştır.

Aynı İşçi Partisi, “-zaten hiç bir zaman olamadığı- Marksist anlamda solculuğun” üstünü de marangoz kalemi misali bir kalemle çizmiş ve en ağır “safra”sından kurtulmuştur.

Ortaya çıkan yeni kombinasyonun adı ise Vatan Partisi’dir.

“CHP’nin ve Aydınlıkçılar’ın terk ettikleri” lafıyla muradım bundan ibarettir.

***

Bu yeni solculukla Vatan Partisi, yönünü, sosyalistlerin kullandığı anlamda “devrim”den (ki bunun hakkını hiç bir zaman vermemişti), Kemalistlerin kullandığı anlamda “devrim”e (zamanında gerçekleşmiş ama kaybedilmiş olana) çevirmiştir.

Asker takviyesiyle yenilenmiş kadroları ve bu kadroların çağrıda bulunduğu CHP’liler açısından da, bu davranış gayet hayırlı ve verimli olmuştur.

***

Eski CHP’ye dair milliyetçilik, devletçilik, inkılapçılık okları, parlatılmış halleriyle Vatan Partisi’nin duvarında gayet şık ve anlamlı durmaktadır.

Kaldı ki bu kavramlar, doğu ve güneydoğudaki çözüm sürecine karşı çıkan, karma ekonomiden liberal ekonomiye geçilmesini benimsemeyen ve Kemalizm’in lafının giderek daha az edilmesinden şikayetçi olan CHP’liler için “soluk almak” kadar yaşamsaldır.

Samimiyetle söylüyorum, Vatan Partisi en azından bu kesim için büyük bir açılım, neredeyse bir vaha olmuştur.

***

CHP ise, yeni bildirgeden de anlaşılmaktadır ki Türkiye’ye önceki yıllardan farklı yaklaşmaktadır.

Böyle olduğunu, en azından niyet olarak ifade etmiştir. İcraata dönüşüp dönüşmeyeceğini ise zaman gösterecektir.

Yeni bildirge CHP’yi sosyal demokrasiye iyice yaklaştırmış, Avrupalı bir sol siyasi parti görünümüne sokmuştur.

Türkiye’ye özgü “muhafazakarlığa” karşı, tarihi boyunca sürdürdüğü “düşmanca” davranışından da vazgeçince, CHP’nin, en doğudan en batıya, en kuzeyden en güneye, en yoksulundan en varlıklısına kadar oy isteyemeyeceği neredeyse kimse kalmamış gibidir.

Eğer bir ya da birkaç kesimi değil, tüm ülkeyi kucaklayacak bir parti olma iddiasındaysanız, sivri köşelerinizi mümkün olduğunca törpülemeniz gerekir.

Kılıçdaroğlu’yla CHP’de yapılan, tam olarak budur.

(Benzer bir operasyon, Cumhuriyet gazetesinde Can Dündar ile yapılmıştır. Bunu daha önceki yazılarımdan birinde yazmıştım. İsteyenler tıklayarak ulaşabilir:

http://www.haber3.com/cumhuriyet-artik-kemalist-degil-108337y.htm )

***

Vatan Partisi ve CHP açısından, gerçekleşen bütün bu değişiklikler genel anlamda iyi oldu.

Buna karşılık,  meseleye, yaklaşmakta olan seçimler açısından baktığımızda, maalesef aynı iyimserliği takınmak mümkün değil.

Kendi tanıdıklarımdan ve izlediğim yayınlardan anladığım kadarıyla, eskiden elini taşın altına sokmuş dünya kadar CHP’li, şimdilerde Vatan Partisi için faaliyet gösteriyor.

Vatan Partisi’nin oy istediği seçmenler, doğaldır ki ağırlıklı olarak CHP saflarında.

***

Ve işte tam bu noktada, malum soruyu tekrar sormak ve cevabını bulmaya çalışmak lazım.

Vatan Partisi eğer parlamentoya giremezse, CHP’den kopan oylar çöpe atılmış, AKP’nin ekmeğine yağ sürülmüş olmayacak mı?

Böyle olunca, vatanseverlik’lerinden zerrece kuşku duyulmayacak Vatan Partililer’in “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş” iken yol açacakları olumsuz sonuç, nasıl değerlendirilecek?

***

Eminim Vatan Partisi yönetimi ve yeni parti için faaliyet gösteren eski CHP’liler bu konuyu derinlemesine düşünüyorlardır.

Yine eminim, normal koşullarda bu partiye oy vermekten büyük haz duyacak milliyetçi, devletçi, inkılapçı, Kemalist kimseler de şu aralar en çok bu konu üzerine kafa yoruyorlardır.

***

Unutmamak lazım ki, Vatan bazen Silistre yahut “başkası –mesela MHP-” olabilir.

***

1917 Nisanı... 

Rusya’da devrim’in ayak sesleri duyuluyor...

Büyük Ekim Devrimi’nden altı ay önce, 4 Nisan’da Lenin, Bolşeviklerin yayın organı Pravda’da “hükümetin, Rusya halklarına verdiği her vaadin yalan olduğunu” söyler ve ülkenin bütün sosyal demokrat partilerine “Tüm İktidar Sovyetlere!” diyerek çağrıda bulunur.

***

Önümüzdeki seçimlerin Türkiye açısından önemi, bu çağrının yapıldığı günlerin Rusya’sından daha az değildir.

***

Vatan Partisi, kendisine gönül verenlere, sadece bu seçim için “fedakarlık” yaptığını söyleyip seçmenlerini en azından serbest bırakırsa, bir vatanseverlik örneği vermiş olur.

Bu davranışıyla da en kötü ihtimalle, sadece üç ok’u kaldığı için ayakları CHP’ye zor gidenlerin  gönlünde taht kurar.

Tabii ki Vatan ve CHP’nin muhasara sonuçlandığında, Vatan yahut Silistre’deki İslam Bey ve Zekiye Hanım gibi evlenmeleri gerekmez...