Vurun Lezbiyene Mavalı, Zabıtanın Fetvası, Üstüne Bir de Tükürük Hokkası

'’Seherden uğradım dostun köyüne

  Hoşgeldin sevdiğim in dedi bana

  Tomurcuk memesin verdi ağzıma

  Yorgunsun sevdiğim em dedi bana’’

                                        (Karacaoğlan)

 

5 Aralık 2010 tarihli ‘Tükürürüm böyle sanatın içine’ adlı Hürriyet’teki köşe yazısında büyük sanatbilimci(!), eleştirmen(!), üstad(!) Ahmet Hakan, Şükran Moral’ın  galeride davetlilerin önünde bir kadınla sevişmesinin –kendi deyimiyle seks yapmasının(!)- sanat olmadığını yazmış; sanatçının ‘’dileyen bu sanatın içine tükürebilir’’ ifadesinden yola çıkarak, yapılan çalışmanın içine tükürdüğünü eklemişti.

Görmediği bir performans için böylesine sert cümleler yazıp, eleştiri hakkını kullanan Hakan’ı bir okuyucu olarak eleştirme hakkına sahip olduğumu düşünüyor; Moral’ın performansına tükürdüğü gibi, ben de onun yazısının içine tükürüyorum!!!

Bu yazıya okkalı bir tükürük sallıyorum!!! Çünkü; Hürriyet’in imkanlarını kullanarak, kendisini kadın vajinasından, cinselliğinden ve doğasından sorumlu gibi lanse eden bu şahsiyetin zihniyeti ifade özgürlüğünü değil, olsa olsa ‘kökten-kıyımcı’ bir varoluşu pompalayabilir.

Benzer saldırıları daha yüksek bir dozla Vakit gazetesi Özen Yula’nın ‘Yala Ama Yutma’ oyunu için yapmış; bir meleğin porno yıldızı olarak Türkiye’deki macerasını anlatan bu gösterimi –izlemeksizin- aforoz etme hakkına sahip olduğunu zannetmiştir.

Medyatik köhne zihniyetin bu tezahürü, Erzurum’da da devam etmiş; üstsüz DJ Vanilla Sky’ın bir diskoda yapacağı gösteri iptal edilmiştir.

Medya; taşlı, sopalı ve küfürlü yandaşlarını ülkenin dört bir yanından toplamaya devam ediyor. Genellikle bu grup; cahil, cinsel bilgiden yoksun, insanların üretme ya da yaşama haklarını ellerinden almayı ‘ana görev’ belleyen erkek-egemen bir topluluktan oluşuyor. Sözde ahlak zabıtalarının –ahlaksızca- gelin güvey olmaları hiç de şaşırtıcı değil.

Meğer, insanlar birbirlerinin canlarını yakmaya, arkalarından konuşmaya, provokasyona ve kendilerini tanrı gibi görmeye ne kadar da teşnelermiş. Başkasının cinsel birlikteliğinden, yaptığı işten sana ne(ymiş).

İkiyüzlü Takılmanın Kolaylığı Ve Aç Topluluklar Güruhu

İlk olarak şunu söylemek gerekir ki; kimse kimsenin cinsel tercihine ve seksüel kimliğine karışamaz!.. Kimin ne giydiği ya da giymediği, kimin hangi kadınla sevişip sevişmediği ve bunu sanatsal bir performansa dönüştürüp dönüştürmediği din nezdinde Allah’ı, hukuk nezdinde de savcıları ve hakimleri ilgilendirir.

Bahsi geçen konular Ahmet Hakan’ın, Vakit gazetesinin ve sıradan vatandaşın burnunu sokması gereken işler değildir.

Haaa… Kurtlular mı? Saldırmanın dayanılmaz hafifliğine karşı koyamıyorlar mı? Bundan rant sağlamak, taraftar toplamak hoşlarına mı gidiyor? O zaman, ayarı bozmadan -tabiri caizse delikanlı gibi- konulara yaklaşmayı ve reflekslerini geri planda bırakmayı öğrenmeleri gerekir. Bunun için öncelikli başvuru kaynakları cinselliğin/sevişmenin tanımını ve doğasını anlatan temel bilgi ve sağlık ansiklopedileridir. Kadın varoluşunu anlayabilmeleri için de, kadınlık üzerine yazılmış milyonlarca araştırmayı ve temel kitapları incelemelerini tavsiye edebilirim.

İkinci olarak; gitmedikleri gösterimleri, gezmedikleri sergileri ve hakkında araştırma yapmadıkları konuları, -sırf- cinsel öğeler içeriyor diye- yargılamaları onların önyargılarına, bencilliklerine ve tahammülsüzlüklerine işaret eder. Siz bir performans lezbiyen unsurlar içeriyor, bir oyun porno yıldızının yaşamını anlatıyor yahut bir DJ üstsüz müzik yapıyor diye onu yaftalayamazsınız. Bu hakkı size kim veriyor kuzum? Sümme haşa Allah mısınız, peygamber misiniz, hakim misiniz, cellat mısınız, bekçi misiniz???

Bu durum canınızı mı sıkıyor. Mevcut gösterimlere katılmaz, sıcak yuvanızda oturur ve konuyla ilgili haberleri okur geçersiniz. Hatta; sizi sinirlendiren bu konular üzerine çıkan görüntüleri izlemeyebilir, fotoğraflara da bakmayabilirsiniz. En doğal ve insani hakkınızdır bu.

Ama; keskin yargılar getirmek, dövmeye yeltenmek, aşağılamak, kaba saba ifadeler kullanmak ve gösterimlere gidecek olanlara gözdağı vermek haddinize değildir. Ne Allah size böyle bir yetki vermiştir, ne de hukuk. Külhanbeyliğinin ve edepsizliğin alemi de yoktur. Edep salt belden aşağı bölgede aranmaz efendim!..

Bu yüzden, Moral’ın Karaköy’deki genelevde kendisini bir ‘sermaye’ gibi tanıtması, erkekler hamamında bir kadın olarak yıkanması da sizi ilgilendirmeyecek aykırı ve ilginç çalışmalardır. Öyle, ha deyince herkes bu işlere cesaret edemez. Hakan’ın, işine gelmediği için görmek istemediği taraf da budur.

Engin bilgilerine(!), derin araştırmalarına(!) ve yazıdaki ifadelerine dayanarak, kendisine sorabilir miyim?

Türkiye’de kaç kadın sanatçı, akıl hastaneleri üzerine Moral gibi ilginç performanslar yapmış, fotoğraf sergileri açmış ya da hastaları model olarak kullanmıştır?

Türkiye’de kaç kadın sanatçı, ‘grup düğün’ adı altında Mardin’e giderek üç erkekle evlenmiş;  erkeklerin hakim oldukları alanda tabuları yıkma gayretine girmiştir?

Türkiye’de kaç kadın sanatçı çıplak erkek bedenlerini ‘nü’ çalışmalarının ana malzemesi yapmış, erkek denilen varlığı doğal ortamında fotoğraflamış, sevişmenin doğası üzerine çalışmış ya da kendi bedenini ‘sanatsal ‘ üretime dahil etmiştir?

Hakan’ın sandığı gibi; ülkemizde böylesine ilginç, üzerine düşünülmüş ve tabu yıkıcı çalışmalar –özellikle de kadınlar tarafından- fazla yapılmamaktadır. Birçok kadın duygularını, cinsel tercihlerini ve tutkularını erkeklerin kucaklarına elleriyle teslim edip, kendi vücutları üzerine konuşmaktan korkmaktadır. ‘Vitalseksüelin’ ne olduğundan habersiz yaşayan ve cinsel yaşamları üzerine söz sahibi olamayan bu kadınlar, aşık olan nesne ve anne olan varlık misali geleneksel rolleri giymeyi sürdürmüşler; üzerlerinde gidip gelinen kurban beden, dünyadan bihaber bakire kız, evle ve çocuklarla ilgilenen rutin ev kadını olmayı tercih etmişlerdir.

Sanatçı kadın olma durumu da ne yazık ki bundan nasibini almıştır. Türkiye’de sanatçı ‘kadın özne’ yoktur. Erkeğin gölgesinde sanat yapan kadın vardır. En azından Moral, çalışmalarıyla bu tabuyu yıkmaya çalışmıştır. İster İtalya’da otursun, ister Türkiye’ye gelip gitsin. Bu durum, çalışmaların değerinden bir şey kaybettirmez.

Bu ülkenin de erotik bilgiyi sanata dönüştüren, fantezileri hafif pornografik soslarla ve tadını bozmadan renkli hale getiren, mevcut eril dünyanın okumasını -kimi yerde- tersine çevirebilen Anais Nin gibi yazarlara ihtiyacı vardır. Şükran Moral yazar olmasa da, performans sanatçısı olarak bu kanalı açmıştır. Geriye -lağım sıçanlarının püskürtülmesiyle- açılan bu kanaldan geçecek, mücadele verecek ve söyleyecek sözü olan özgün kadın şahsiyetlerin ortaya çıkması kalmıştır.

Kadın özne artık gizlenmemeli, erkek öznenin onun ensesine tokat indirip lokmasını elinden almasına ve içine girip çıkmasına izin vermemeli, bizzat harekete geçmelidir. Erkeğin kadını romanlarda yazdığı, erkeğin kadını filmlerde oynattığı, erkeğin kadını resimlerde çizdiği, erkeğin kadını fotoğraflarda dondurduğu, erkeğin kadını cinsel dürtüleri için kullandığı yerde, kadın da erkeği kullanabilmeyi ve kendisine etkin bir alan oluşturmayı öğrenebilmelidir. Kadın sevişme özgürlüğünü, cinsel enerjisini erkeğin insafına bırakıp, konu mankeni durumuna düşmemelidir.

Eğer; iki kadının birbiriyle yakınlaşması yerden yere vurulacaksa, önce Attilâ İlhan’ın ‘Fena Halde Leman’ romanı yakılmalı; Türkiye’de lezbiyen yakınlaşmayı filmlerinde gösteren Yeşilçam yönetmenleri ve bu rolleri oynayan –birçoğumuzun sevdiği, sempati duyduğu- oyuncular vatandaşlıktan çıkarılmalıdır. Feri Cansel’in mezarı târûmar edilmelidir. Zerrin Egeliler’e, Dilber Ay’a, Arzu Okay’a lanet okunmalıdır. Lale Belkıs, Suzan Avcı gibi vamp kadınlar ve porno görüntüleri piyasaya çıkan Seda Sayan, Gülben Ergen, Hülya Koçyiğit, Sibel Kekilli gibi modeller taşlanmalıdır. Yıldız Kenter yarı çıplak poz verdi diye meslekten ihraç edilmelidir. Sizin körpe mağara adamı çaplı zihniyetiniz, anlayışsız davranışlarınız, atmaya hazır şekilde sıktığınız yumruklarınız ve hıncahınç bakışlarınız ancak böylesi insanlık dışı ve şiddetli tepkilere alışkındır çünkü.

Ahmet Hakan’a Sorular Silsilesi Ve Cinselliğe Giriş Rehberi

Hakan’ın cevaplamasını istediğim birtakım sorular var. Cevabını alabilirsem memnun olurum. Tabii; özelini paylaşmak istemiyorsa da saygı duyarım. Acaba, kendisi 80’lerde sinemalarda oynayan ‘parça filmlerden’ birine hiç gitmiş midir? Birlikte olduğu ünlü kadınlarla aynı evde oturup, sadece pişpirik mi oynamıştır? Tabiri caizse, milli olmuş mudur?

Kimsenin ikiyüzlü davranmasının, ilgi duyduğu cinsel konulara duymuyormuş gibi gözükmeye çalışmasının, efelik taslamasının alemi yoktur. Televizyonda bir öpüşme sahnesi mi çıktı; düğmeye basıp kapatabilirsiniz. İnternet sayfanızı otomatik olarak  Vivid kızlarının reklamları mı bastı; filtreleme duvarı kullanırsınız. Birileri bir yerlerde kadın kadına mı sevişti ve her yerde bu mu konuşuluyor, o sohbeti dinlemezsiniz. Seçim sizindir. Bunlar saygı duyulası tavırlardır. Diğer harlanmış tepkiler etik dışıdır ki; burada haddin bilinmesinin gerekliliği ortaya çıkar.

Cinsel Bir Püf Noktası:

Ahmet Hakan’ın ‘‘Bir galeride yüz kişinin önünde bir kadınla seks yapmış’’ ifadesi, kendisinin söylemsel ofsayta düştüğü ilk andır. Çünkü; modern sanat, alımlayıcısını dikey düzeyde çok-katmanlı algılar çeşitliliğine yönlendirir. ‘Seks yapmak’ ifadesi bu yazıda, dikey alandan çıkarak yatay bir gazete dedikodusuna dönüşmektedir. Sanatla medya arasındaki bu vektörel yönelim farkı, ‘geri kafalı, muhafazakar, tabucu’ köşe yazarı imtihanında Hakan’ın sınıfta kalmasına yol açmıştır. Hürriyet’teki yazının kökleri, bu köşe yazarının (geçmiş) bilinçdışında aranmalıdır.

Diğer Yazıları
\Türkiye Evrimle Tanışıyor\
Çamur At İzi Kalsın, Aynaya Bak Anlarsın !..
Neslihan Yalman’dan Şiirler
Deprem, Bayram, Kıyamet... Az kaldı, Ölüyorum!..