Yaşam Kalitesi ve Türkiye

Siyaset, insanımıza, daha kaliteli bir yaşam vaat etmek ve gerçekleştirmek zorunda.

Siyasetin kendi “kalitesinin” giderek düştüğü koşullarda, bu pek de olanaklı değil.

Kalkınmacılık nehrin klasik tarafında; üst yapı yatırımcılığı duvarın altında kalalı çok oldu…

Literatür “Gelişme” diyor; ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal veçhesiyle boyutlanıyor…

Peki biz ne kadar “Gelişmişiz”?.. Hayatında bir kez olsun operaya gitmeyen orta sınıf üyeleri ile deniz kenarında yaşayıp iki kuşaktır ayağı suya değmeyen bireylerin ülkesinde değil miyiz?..

Sendikal haklarda, eğitimde, sağlıkta; “ileri” gittiğimiz söylenebilir mi?..

Yılları savurduk; kuşakları ezdik; denetimsiz Pazar Ekonomisi en büyük maliyet kalemimizdi… Piyasada fiyat istikrarını sağlayacak birikimi, özelleştirme diye ellerimizle teslim ettik… Mal ve toprak satarak değil, üretim ve ürün satarak zengin olunacağını unuttuk!

Sonuç! OECD’nin “Yaşam Kalitesi Endeksi”ne göre; şimdi sıkı durun; Türkiye, sondan birinci!!!! Söz konusu araştırma, tüm ülkelerdeki konut, iş olanağı, gelir düzeyi, eğitim, çevre, saydamlık ve sağlık gibi temel ölçümlemeler üzerinden yapılıyor; genel refah düzeyi belirleniyor…

Ülkemizin hane halkı geliri OECD ortalamasının altında… 15-64 yaş arasında yüzde 48 oranında işimiz var; erkeklerin üçte ikisi iş bulurken, kadınların ancak üçte biri iş bulabiliyor…

Öte yandan, yılda 1877 saat mesai yapıyoruz, buna karşılık OECD ortalaması 1776 saat… Nüfusumuzun yüzde 36’sı lise dengi okullardan mezun, OECD ortalaması ise yüzde 74’ü bulmuş durumda…

Liste uzayıp gidiyor…

Bu listeye iki ilave lazım: Sosyal Yardım İstatistiklerine göre 23 milyon 668 bin 942 kişi yoksul ve muhtaç durumda ve son olarak; yolsuzluklar ve kent mafyasını da eklediniz mi; tablomuz iyice belirginleşiyor…

Kadına şiddet, çocuk istismarı, kayıt dışı çalıştırma, vergi kayıpları, elektrik kaçakları, işçi ölümleri, Dünyanın en pahalı benzini, en yüksek faizi ve yabancı için en “beleş ülkesi”…

Say sayabildiğin kadar! Yatırım refleksi dumura uğramış, üretim damarı çatlamış, tarımı kan kaybeden; saman ithal eden bir ülkeyiz!

Siyasetin gündemine bu sorunları taşıyacak olan hayatın ağırlığı altında ezilenlerdir.. Bunu da bizzat siyasete girerek ve hak ve eşitlik prensibiyle insancıl siyaseti destekleyerek yapabilirler.

Siyasetin kalitesi yükseltilmeden, toplumsal yaşam kalitesinin iyileştirilmesi kolay değildir.