Kadın Üzerinden Siyaset

Yıllar sonra türban mecliste, okullarda, devlet kurumlarında. Etrafıma baktığım zaman, sosyal...

Ebru Eğinlioğlu eeginlioglu@gmail.com

Yıllar sonra türban mecliste, okullarda, devlet kurumlarında. Etrafıma baktığım zaman, sosyal hayatın içinde de daha fazla görmeye başladım. Sadece türban da değil, kara çarşaf bile görüyorum.

Yeniköy’ de sahil yolunda, kara çarşaflı, lastik ayakkabılı, her halde genç olan bir hanım hızlı hızlı yürüyor. Ya da süpermarketten çıkarken, son model bir range Rover geliyor, siyah renkli ve plakasın ‘Hu’ harfleri var. İçinden inen hanım siyah çarşaflı…

Bir taraftan nereden nereye geldik diyorum.

Diğer taraftan, demek ki böyle de bir ihtiyaç varmış diyorum.

Yani ben yıllardır üstü açık araç kullanırım. Zaman zaman saçlarım uçuşur, dağılır. Eski Fransız filmlerinde olduğu gibi, yarım bir şekilde ipek eşarp takmak isterim. Tamamen görsel açıdan tabii ki, bir de saçlarım uçmasın, dağılmasın, gözümün önüne gelmesin diye. Ama benim çevremde böyle insanlar olmadığı için yadırganacağını düşünür takmam. O derece uzak olduğumu anlatmak için söylüyorum.

Ama evrensel bakışla baktığımda, böyle olmak isteyen kadına da, o hakkın verilmesi gerektiğini düşünüyorum. İleri bir görüntü olmadığını da biliyorum. Ya da en azından benim şahsi görüşüm bu. Bu devirde, gözlerimiz yazın plajlarda, mayolar, bikiniler, mayokinilere alışmışken, başını örten bir hanım ne kadar etkili olur. Dünya artık başka bir yerde gibi gelirken. Gözler değil türbana, çok daha açıklarına alışmışken. Türbanla örtünmek ne kadar anlamlı diye düşünürüm.

Bunun Yaratan’ ın emri olduğuna da inanmıyorum.

Daha bir çok şey sayabilirim.

Her şey böyle iken; kadının biri başını örtmek istiyor. Belki öyle olması gerektiğine inanıyor. İnancı bunu gerektiriyor. Kimin buna ne söyleme hakkı var?

Kendini böyle ifade etmek istiyor, yetişkin, 18 yaşını geçmiş. Allah’ ın emri diye kapanıyor.

Kime ne? Kapanabilir, tıpkı bizler gibi düşünenlerin açık olduğu gibi. Nasıl birisi bize kapalı olmayı empoze edemez ise, bizlerin de onlara açık olmayı empoze etmememiz gerekir.

Genellikle bu konunun asıl korkusu; rejim değişikliği, yani Cumhuriyet’ in, laikliğin, sekteye uğraması korkusudur. Türban onun bir sembolüdür aslında.

Bu gün bu korkularımızla yüzleşiyoruz. Hep birlikte göreceğiz, bu şekil bizi başka bir yere taşıyacak mı?

Ben böyle olacağına inanmıyorum ve tabii ki istemiyorum. Cumhuriyet, demokrasi, laiklik ve özgürlükler bir toplumun huzurunun, ilerlemesinin, hoş görüsünün, huzurunun göstergesidir.

Bir toplumun iyileşmesini istiyorsanız daha fazla özgürlük verin ama belirli bir zümreye, azınlığa, çoğunluğa değil, herkese…

Öyle bir özgürlük olsun ki, kimse kimsenin yaşam şekline, inancına, giyimine karışmasın, o değerler üzerinden birbirini rencide etmesin, yargılamasın. Nasıl mutlu oluyorsa, fikri ile, şekli ile öyle yaşasın ama bunu da bir devlet meselesi haline getirmesin. İnsanların dini, inancı olur, devletin olmaz. Devlet her kesimin özgürlüğünün bekçisidir. Herkese eşit uzaklıktadır. Dirlik ve düzen kurucudur. En azından öyle olmalıdır. Öyle ise sorun yok….

">

Yıllar sonra türban mecliste, okullarda, devlet kurumlarında. Etrafıma baktığım zaman, sosyal hayatın içinde de daha fazla görmeye başladım. Sadece türban da değil, kara çarşaf bile görüyorum.

Yeniköy’ de sahil yolunda, kara çarşaflı, lastik ayakkabılı, her halde genç olan bir hanım hızlı hızlı yürüyor. Ya da süpermarketten çıkarken, son model bir range Rover geliyor, siyah renkli ve plakasın ‘Hu’ harfleri var. İçinden inen hanım siyah çarşaflı…

Bir taraftan nereden nereye geldik diyorum.

Diğer taraftan, demek ki böyle de bir ihtiyaç varmış diyorum.

Yani ben yıllardır üstü açık araç kullanırım. Zaman zaman saçlarım uçuşur, dağılır. Eski Fransız filmlerinde olduğu gibi, yarım bir şekilde ipek eşarp takmak isterim. Tamamen görsel açıdan tabii ki, bir de saçlarım uçmasın, dağılmasın, gözümün önüne gelmesin diye. Ama benim çevremde böyle insanlar olmadığı için yadırganacağını düşünür takmam. O derece uzak olduğumu anlatmak için söylüyorum.

Ama evrensel bakışla baktığımda, böyle olmak isteyen kadına da, o hakkın verilmesi gerektiğini düşünüyorum. İleri bir görüntü olmadığını da biliyorum. Ya da en azından benim şahsi görüşüm bu. Bu devirde, gözlerimiz yazın plajlarda, mayolar, bikiniler, mayokinilere alışmışken, başını örten bir hanım ne kadar etkili olur. Dünya artık başka bir yerde gibi gelirken. Gözler değil türbana, çok daha açıklarına alışmışken. Türbanla örtünmek ne kadar anlamlı diye düşünürüm.

Bunun Yaratan’ ın emri olduğuna da inanmıyorum.

Daha bir çok şey sayabilirim.

Her şey böyle iken; kadının biri başını örtmek istiyor. Belki öyle olması gerektiğine inanıyor. İnancı bunu gerektiriyor. Kimin buna ne söyleme hakkı var?

Kendini böyle ifade etmek istiyor, yetişkin, 18 yaşını geçmiş. Allah’ ın emri diye kapanıyor.

Kime ne? Kapanabilir, tıpkı bizler gibi düşünenlerin açık olduğu gibi. Nasıl birisi bize kapalı olmayı empoze edemez ise, bizlerin de onlara açık olmayı empoze etmememiz gerekir.

Genellikle bu konunun asıl korkusu; rejim değişikliği, yani Cumhuriyet’ in, laikliğin, sekteye uğraması korkusudur. Türban onun bir sembolüdür aslında.

Bu gün bu korkularımızla yüzleşiyoruz. Hep birlikte göreceğiz, bu şekil bizi başka bir yere taşıyacak mı?

Ben böyle olacağına inanmıyorum ve tabii ki istemiyorum. Cumhuriyet, demokrasi, laiklik ve özgürlükler bir toplumun huzurunun, ilerlemesinin, hoş görüsünün, huzurunun göstergesidir.

Bir toplumun iyileşmesini istiyorsanız daha fazla özgürlük verin ama belirli bir zümreye, azınlığa, çoğunluğa değil, herkese…

Öyle bir özgürlük olsun ki, kimse kimsenin yaşam şekline, inancına, giyimine karışmasın, o değerler üzerinden birbirini rencide etmesin, yargılamasın. Nasıl mutlu oluyorsa, fikri ile, şekli ile öyle yaşasın ama bunu da bir devlet meselesi haline getirmesin. İnsanların dini, inancı olur, devletin olmaz. Devlet her kesimin özgürlüğünün bekçisidir. Herkese eşit uzaklıktadır. Dirlik ve düzen kurucudur. En azından öyle olmalıdır. Öyle ise sorun yok….

Tüm yazılarını göster