Türkiye’de normalleşme zamanı! Hemen!

Yüksek Seçim Kurulu sonuçları da açıkladı. Artık her şey belli.Ak – kara ortada. Kim kazandı, kim...

Hakan Tartan hakan.tartan@haber3.com

Yüksek Seçim Kurulu sonuçları da açıkladı. Artık her şey belli.

Ak – kara ortada. Kim kazandı, kim kaybetti, net!

Bunları konuşarak Türkiye’nin kazanacağı bir şey yok.

Başarının ve başarısızlığın değerlendirmesini yapacak siyasi partilerin yönetim kadrolarıdır.

Ve elbette Genel Başkanları.

Kimi gücünü ölçer, kimi ‘nasılsa bileğim bükülmez’ diyerek yoluna devam eder.

Her iki yolda da yapılması gereken basit bir şey var; kaybeden partilerin yönetim kadrolarının büyük ölçüde değişmesi ve yenilenmesi.

Yeni sözü, yeni heyecanı ve yeni umutları olanların yönetime gelmesi.

Gelecek adına.

Birlikte göreceğiz.

Ancak Türkiye’nin önünde bir başka temel beklenti var; o da hızla ‘normalleşmek’.

Şimdi herkesin dilinde bu sözcük.

Adeta bir ‘özlem’.

Evet, ‘normalleşmek’.

Bir süreden beri her şey o  kadar anormaldi ki..

Her şey o kadar zor ve kavgalı idi ki..

Artık normalleşmeye ihtiyacımız var.

Yaşamın her alanında.

Şiddetli kutuplaşma toplumu öyle böldü ki, iyide de, kötüde de bir araya gelemez olduk.

Türk insanına özgü bazı değerleri kaybettik, onlardan uzaklaştık ve doğrusu şiddet, uzlaşmazlık ve kavganın merkezi olduk.

Bunun kimseye yararı yok.

Şu ‘Yüzde 49’un karşısında yüzde 51 var’ söylemini de beğenmiyorum, doğru bulmuyorum.

Bu da normalleşmenin önünde bir engel.

Artık ‘Yüzde 100’üz’.

Seçimler bitti.

Bundan sonra tüm partiler yola 0’la çıkacak.

Kimse ‘benim çantamda, cebimde şu var’ demeyecek.

İnanın böyle.

Siyasi analistler çok iyi bilir ki, ‘bende şu kadar oy var’ diyen, ‘vatandaşın tapusunu cebinde görenler’ geçmişte hep kaybetti.

Büyük partilerin yüzde 1’lik hüsranlarını ne çabuk unuttuk!

Evet, yüzde 0’la başlamak.

Halkı yeniden kazanmak.

Siyasi partiler için buna olanak var.

Sevgi dili ile..

Halka hizmet duyarlılığı ile.

Hoşgörü ve anlayış duygularını öne çıkararak..

Ve elbette ‘Önce Türkiye, önce millet’ diyerek..

Bu yaklaşım Türk siyaseti açısından da bir dönüm noktası olacaktır.

Peki ne yapmalı?

Ben kimseye akıl  verecek değilim.

Erenlere sormuşlar, ‘en çok neyi bilirsin?’.

‘Haddimi’ demiş. Öyle yani..

Ama bu ülkeye bir çok platformda hizmet vermiş bir insan olarak bazı önerilerim var elbette.

Sıralayım:

Sert, kırıcı, yaralayıcı üslup ve ifadelerden kaçınmak gerek.
Toplumu bölen, ötekileştiren bürokrat, parti yöneticisi, gazeteci, akademisyen, sivil toplum temsilcisi, kim varsa bunlara kapıları kapatmalı.
Sessiz çoğunluğun istikrar istemine dört elle sarılmalı.
Yeni Anayasa özgürlükçü ve katılımcı bir anlayışla hazırlanmalı, bunun içinde Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler Yasası ile ilgili düzenlemelerde demokratik bir anlayışla olmalı.
Hukuk sistemi herkes için eşit ve hakça uygulanmalı.’Biz’ ve ‘karşımızdakiler’ hukuku bitmeli. Hukukun herkes için eşit olduğuna halkın yüzde 90’ı inanmalı.
Eğitim sisteminde yenileşmeler yapılarak toplumda kardeşliği ve barışı ön plana çıkan yaklaşımlar, sevgili öğretmenlerimiz kanalıyla yerleştirilmeli.Tabi bunun içinde öğretmen kalitesini yükseltmeli.Eğitimcilerin özlük haklarında da iyileştirmeler yapılmalı.
Doğu ve Güneydoğu sorunu bir kanton konusu olarak ele almaktan çıkarılarak baştan sona bir özgürlük ve birlikte çağdaş yaşam felsefesi üzerine oturtulmalı.
Siyasi değil, bilgili ve becerikli kadrolar devlet yönetiminde etkin olmalı.
Şakşakçılar, yalakalar ve kavgadan beslenenler toplumca dışlanmalı, onun yerine sağduyu sesleri hakim olmalı.
Eleştiri dozunu aşmamalı, hakarete varmamalı. Ama saygın ve tutarlı eleştiriden de kimse korkmamalı.
Suriye olayında dünyaya gösterdiğimiz kucaklayıcı ve hoşgörülü tavrı yeni dönemde dış politikamızın da temeli yapmalı. Tıpkı ulu önder Atatürk’ün yıllar önce söylediği çerçevede; ‘yurtta barış, dünyada barış’.
Kültür ve sanatın sevgi ve barış dolu evrensel rüzgarından daha çok yararlanılmalı, sanatçıya ve aykırı seslere düşman değil, ‘farklı düşünen’ gözü ile hoşgörü içinde bakılmalı
Bir süreden beri unutulan ekonomiye yeniden el atılmalı, bu noktada özellikle küçük esnaf, yeni girişimciler ve zoru seçen yatırımcı sermaye desteklenmeli, ihracatın önündeki engeller ve bürokrasi azaltılmalı.

Saysam sayfalar boyu. Ama çoğu bildik şeyler.

Şimdi balkon konuşmasında Başbakan Davutoğlu’nun da vurguladığı gibi; ‘yeni şeyler söyleme zamanı’.

Duke Elllington’la ünlenen, ama benin Aurora’dan dinlemekten de keyif aldığım ‘Nature Boy’ da ‘sevmek ve sevilmek’ten sözedilir.

Her şeyin başı sevmek ve sevilmektir!

Bu da elbette yeni bir pencere.

O zaman yine çok sevdiğim Şebnem Ferah’ın şarkısında olduğu gibi ‘Sil baştan başlamak gerek bazen/Her şeyi sıfırlamak..’.

Neden olmasın?

Kin ve nefretten başlayarak..

Ötekileştirme ve kavga diline nokta koyarak..

Sevgiye, barışa ve dostluğa sarılarak..

En çok da güzel ülkemiz için.

Bizim hep umudumuz gençlerimiz ve çocuklarımız için.

Gazeteci – Yazar, Siyaset Bilimci ve Uluslar arası Strateji Uzmanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik e. Bakanı, 20. ve 21. dönem İzmir Milletvekili.

">

Yüksek Seçim Kurulu sonuçları da açıkladı. Artık her şey belli.

Ak – kara ortada. Kim kazandı, kim kaybetti, net!

Bunları konuşarak Türkiye’nin kazanacağı bir şey yok.

Başarının ve başarısızlığın değerlendirmesini yapacak siyasi partilerin yönetim kadrolarıdır.

Ve elbette Genel Başkanları.

Kimi gücünü ölçer, kimi ‘nasılsa bileğim bükülmez’ diyerek yoluna devam eder.

Her iki yolda da yapılması gereken basit bir şey var; kaybeden partilerin yönetim kadrolarının büyük ölçüde değişmesi ve yenilenmesi.

Yeni sözü, yeni heyecanı ve yeni umutları olanların yönetime gelmesi.

Gelecek adına.

Birlikte göreceğiz.

Ancak Türkiye’nin önünde bir başka temel beklenti var; o da hızla ‘normalleşmek’.

Şimdi herkesin dilinde bu sözcük.

Adeta bir ‘özlem’.

Evet, ‘normalleşmek’.

Bir süreden beri her şey o  kadar anormaldi ki..

Her şey o kadar zor ve kavgalı idi ki..

Artık normalleşmeye ihtiyacımız var.

Yaşamın her alanında.

Şiddetli kutuplaşma toplumu öyle böldü ki, iyide de, kötüde de bir araya gelemez olduk.

Türk insanına özgü bazı değerleri kaybettik, onlardan uzaklaştık ve doğrusu şiddet, uzlaşmazlık ve kavganın merkezi olduk.

Bunun kimseye yararı yok.

Şu ‘Yüzde 49’un karşısında yüzde 51 var’ söylemini de beğenmiyorum, doğru bulmuyorum.

Bu da normalleşmenin önünde bir engel.

Artık ‘Yüzde 100’üz’.

Seçimler bitti.

Bundan sonra tüm partiler yola 0’la çıkacak.

Kimse ‘benim çantamda, cebimde şu var’ demeyecek.

İnanın böyle.

Siyasi analistler çok iyi bilir ki, ‘bende şu kadar oy var’ diyen, ‘vatandaşın tapusunu cebinde görenler’ geçmişte hep kaybetti.

Büyük partilerin yüzde 1’lik hüsranlarını ne çabuk unuttuk!

Evet, yüzde 0’la başlamak.

Halkı yeniden kazanmak.

Siyasi partiler için buna olanak var.

Sevgi dili ile..

Halka hizmet duyarlılığı ile.

Hoşgörü ve anlayış duygularını öne çıkararak..

Ve elbette ‘Önce Türkiye, önce millet’ diyerek..

Bu yaklaşım Türk siyaseti açısından da bir dönüm noktası olacaktır.

Peki ne yapmalı?

Ben kimseye akıl  verecek değilim.

Erenlere sormuşlar, ‘en çok neyi bilirsin?’.

‘Haddimi’ demiş. Öyle yani..

Ama bu ülkeye bir çok platformda hizmet vermiş bir insan olarak bazı önerilerim var elbette.

Sıralayım:

Sert, kırıcı, yaralayıcı üslup ve ifadelerden kaçınmak gerek.
Toplumu bölen, ötekileştiren bürokrat, parti yöneticisi, gazeteci, akademisyen, sivil toplum temsilcisi, kim varsa bunlara kapıları kapatmalı.
Sessiz çoğunluğun istikrar istemine dört elle sarılmalı.
Yeni Anayasa özgürlükçü ve katılımcı bir anlayışla hazırlanmalı, bunun içinde Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler Yasası ile ilgili düzenlemelerde demokratik bir anlayışla olmalı.
Hukuk sistemi herkes için eşit ve hakça uygulanmalı.’Biz’ ve ‘karşımızdakiler’ hukuku bitmeli. Hukukun herkes için eşit olduğuna halkın yüzde 90’ı inanmalı.
Eğitim sisteminde yenileşmeler yapılarak toplumda kardeşliği ve barışı ön plana çıkan yaklaşımlar, sevgili öğretmenlerimiz kanalıyla yerleştirilmeli.Tabi bunun içinde öğretmen kalitesini yükseltmeli.Eğitimcilerin özlük haklarında da iyileştirmeler yapılmalı.
Doğu ve Güneydoğu sorunu bir kanton konusu olarak ele almaktan çıkarılarak baştan sona bir özgürlük ve birlikte çağdaş yaşam felsefesi üzerine oturtulmalı.
Siyasi değil, bilgili ve becerikli kadrolar devlet yönetiminde etkin olmalı.
Şakşakçılar, yalakalar ve kavgadan beslenenler toplumca dışlanmalı, onun yerine sağduyu sesleri hakim olmalı.
Eleştiri dozunu aşmamalı, hakarete varmamalı. Ama saygın ve tutarlı eleştiriden de kimse korkmamalı.
Suriye olayında dünyaya gösterdiğimiz kucaklayıcı ve hoşgörülü tavrı yeni dönemde dış politikamızın da temeli yapmalı. Tıpkı ulu önder Atatürk’ün yıllar önce söylediği çerçevede; ‘yurtta barış, dünyada barış’.
Kültür ve sanatın sevgi ve barış dolu evrensel rüzgarından daha çok yararlanılmalı, sanatçıya ve aykırı seslere düşman değil, ‘farklı düşünen’ gözü ile hoşgörü içinde bakılmalı
Bir süreden beri unutulan ekonomiye yeniden el atılmalı, bu noktada özellikle küçük esnaf, yeni girişimciler ve zoru seçen yatırımcı sermaye desteklenmeli, ihracatın önündeki engeller ve bürokrasi azaltılmalı.

Saysam sayfalar boyu. Ama çoğu bildik şeyler.

Şimdi balkon konuşmasında Başbakan Davutoğlu’nun da vurguladığı gibi; ‘yeni şeyler söyleme zamanı’.

Duke Elllington’la ünlenen, ama benin Aurora’dan dinlemekten de keyif aldığım ‘Nature Boy’ da ‘sevmek ve sevilmek’ten sözedilir.

Her şeyin başı sevmek ve sevilmektir!

Bu da elbette yeni bir pencere.

O zaman yine çok sevdiğim Şebnem Ferah’ın şarkısında olduğu gibi ‘Sil baştan başlamak gerek bazen/Her şeyi sıfırlamak..’.

Neden olmasın?

Kin ve nefretten başlayarak..

Ötekileştirme ve kavga diline nokta koyarak..

Sevgiye, barışa ve dostluğa sarılarak..

En çok da güzel ülkemiz için.

Bizim hep umudumuz gençlerimiz ve çocuklarımız için.

Gazeteci – Yazar, Siyaset Bilimci ve Uluslar arası Strateji Uzmanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik e. Bakanı, 20. ve 21. dönem İzmir Milletvekili.

Tüm yazılarını göster