Yazmak…

“Yazmak, bisiklete binmek gibidir" demişti rahmetli Teoman Erel; “her gün yapmazsan...

R. Bülend Kırmacı r.b.kirmaci@gmail.com

“Yazmak, bisiklete binmek gibidir" demişti rahmetli Teoman Erel; “her gün yapmazsan unutabilirsin”.

Okurlarca 'unutulmak' sanırım bisikletten düşmek gibi olsa gerek. Mutlaka, yaralar!

Fakat 'yazacağım' diye de ortaya alışveriş listesi gibi içine her şeyden konulan kağıtlar üretilmemeli...

İyi bir makale iyi bir kitap gibi olmalı; yani özünde mutlaka bir ruhu barındırmalı ve sözüyle, yol göstermelidir.

Tabii, kitapların, yazılanların da tıpkı yazarları gibi bir kaderi vardır: Teveccühü, toplum, belirler.

Bir de rahmetli İsmail Cem’in bana mektubundan alıntı yapayım: “Yazmak için okumak’ şarttır”

Benim için bu iki değerli anı ve tespitin özeti şudur: Düzenli çalışmak, doğru bilgi; çok önemlidir.

Bakın giriş’ten bu yana yedi cümle gitti ve sekizinci cümleme başladım bile; gönlümden geçen sıklıkla yazamıyorum, daha da önemlisi yazdığımdan çok daha fazlasını okumaya zaman bulamıyorum.

Bu yazıma serbest vezin sayılır tarzda girdiğim için nereleri gezip nerede bitireceğimin özgürlük alanı içindeyim.

Güncele girelim...

Türkiye, yaşamsal önemde bir referanduma gidiyor.

İçerikle ilgili tartışma başka yazılara kalabilir, bu yazımda usul ve ilkeler ile ilgili değinmek istediklerim var...

Böylesine önemli bir 'halk oylamasında' katılım oranı çok önemlidir.

Unutmayalım ki verilecek karar seçmen niteliği bulunmayan kuşakları da etkileyecektir.

O nedenle nüfusun içindeki seçmen sayısının en az yüzde doksanının sandığa gitmesi beklenir.

Diyelim ki genel nüfusun kabaca yüzde 76’sı seçmen olsun bunların %90’ı oy verirse, ülkemizde yaşayanların sadece yüzde 70 ile karar alınmış olur; bu demografik yapıyla, demokrasi deneyimi içinde bu da doğaldır.

Unutmayalım ki geçerli sonuç için bu oyların da yarısından bir fazlası bir tercihe yönelebilecektir.

O zaman yapılacak tercih seçmenin en az yarısıyla olabilecektir ve yüzde 70 çarpı yüzde 50.01 dersek, tüm nüfusun yüzde 35 ile "karar" belirlenmiş olacaktır.

Katılım ve geçerli oy oranının herhangi bir seçimden daha yüksek bir aralıkla belirmesi dileği, yukarıda değindiğim gibi yapılacak oylamanın ülkemizin sistemiyle ilgili öneminden gelmektedir.

Bu anlayışla katılımın en yüksek olması için başta yetkililer herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

İkinci konu, toplumun barış içinde, kardeşlik içinde bu oylamayı başarması geleceğimiz açısından çok önemlidir.

Referandumun öncesi, oluşu ve sonrası sırasında her kesim ve herkes sorumlu tavırlar sergilemelidir.

Sandık birleştirme tutanaklarının ilçe ve merkez seçim kurulunda birleştirilmesi kadar, ‘partilerin’ klasik yöntemle sağlama yapmaya da özen göstermesi gerekir. Bunun için kaynakları vardır.

Sevdiğim bir şarkının sözleriyle bitirmek istiyorum yazımı: Diyor ki “Hepimizin bu güzel Dünya!”

Hepimizin bu güzel Türkiye! Ve onu demokrasisi gelişen ekonomisi güçlenen, dünyada örnek bir ülke yapmak, hepimizin görevi.

Bundan sonra daha sık yazabilmek daha fazla "okuyabilmek" ve siz değerli okurlarımla daha çok bütünleşmek dileğimle…

">

“Yazmak, bisiklete binmek gibidir" demişti rahmetli Teoman Erel; “her gün yapmazsan unutabilirsin”.

Okurlarca 'unutulmak' sanırım bisikletten düşmek gibi olsa gerek. Mutlaka, yaralar!

Fakat 'yazacağım' diye de ortaya alışveriş listesi gibi içine her şeyden konulan kağıtlar üretilmemeli...

İyi bir makale iyi bir kitap gibi olmalı; yani özünde mutlaka bir ruhu barındırmalı ve sözüyle, yol göstermelidir.

Tabii, kitapların, yazılanların da tıpkı yazarları gibi bir kaderi vardır: Teveccühü, toplum, belirler.

Bir de rahmetli İsmail Cem’in bana mektubundan alıntı yapayım: “Yazmak için okumak’ şarttır”

Benim için bu iki değerli anı ve tespitin özeti şudur: Düzenli çalışmak, doğru bilgi; çok önemlidir.

Bakın giriş’ten bu yana yedi cümle gitti ve sekizinci cümleme başladım bile; gönlümden geçen sıklıkla yazamıyorum, daha da önemlisi yazdığımdan çok daha fazlasını okumaya zaman bulamıyorum.

Bu yazıma serbest vezin sayılır tarzda girdiğim için nereleri gezip nerede bitireceğimin özgürlük alanı içindeyim.

Güncele girelim...

Türkiye, yaşamsal önemde bir referanduma gidiyor.

İçerikle ilgili tartışma başka yazılara kalabilir, bu yazımda usul ve ilkeler ile ilgili değinmek istediklerim var...

Böylesine önemli bir 'halk oylamasında' katılım oranı çok önemlidir.

Unutmayalım ki verilecek karar seçmen niteliği bulunmayan kuşakları da etkileyecektir.

O nedenle nüfusun içindeki seçmen sayısının en az yüzde doksanının sandığa gitmesi beklenir.

Diyelim ki genel nüfusun kabaca yüzde 76’sı seçmen olsun bunların %90’ı oy verirse, ülkemizde yaşayanların sadece yüzde 70 ile karar alınmış olur; bu demografik yapıyla, demokrasi deneyimi içinde bu da doğaldır.

Unutmayalım ki geçerli sonuç için bu oyların da yarısından bir fazlası bir tercihe yönelebilecektir.

O zaman yapılacak tercih seçmenin en az yarısıyla olabilecektir ve yüzde 70 çarpı yüzde 50.01 dersek, tüm nüfusun yüzde 35 ile "karar" belirlenmiş olacaktır.

Katılım ve geçerli oy oranının herhangi bir seçimden daha yüksek bir aralıkla belirmesi dileği, yukarıda değindiğim gibi yapılacak oylamanın ülkemizin sistemiyle ilgili öneminden gelmektedir.

Bu anlayışla katılımın en yüksek olması için başta yetkililer herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

İkinci konu, toplumun barış içinde, kardeşlik içinde bu oylamayı başarması geleceğimiz açısından çok önemlidir.

Referandumun öncesi, oluşu ve sonrası sırasında her kesim ve herkes sorumlu tavırlar sergilemelidir.

Sandık birleştirme tutanaklarının ilçe ve merkez seçim kurulunda birleştirilmesi kadar, ‘partilerin’ klasik yöntemle sağlama yapmaya da özen göstermesi gerekir. Bunun için kaynakları vardır.

Sevdiğim bir şarkının sözleriyle bitirmek istiyorum yazımı: Diyor ki “Hepimizin bu güzel Dünya!”

Hepimizin bu güzel Türkiye! Ve onu demokrasisi gelişen ekonomisi güçlenen, dünyada örnek bir ülke yapmak, hepimizin görevi.

Bundan sonra daha sık yazabilmek daha fazla "okuyabilmek" ve siz değerli okurlarımla daha çok bütünleşmek dileğimle…

Tüm yazılarını göster