Şehr-i İstanbul'un gizli hazineleri: Namazgahlar

Şehr-i İstanbul'un gizli hazineleri: Namazgahlar

Namazgâh Mahallesi, Namazgâh Sokağı, Namazgâh Durağı gibi yerlerden zaman zaman geçmişizdir. Hiç değilse bu ifadelerden birini duymuşuzdur hayatımızda birkaç defa. Evet, namazgâh denince akla ilk gelen açık havada namaz kılmaya mahsus yer olduğudur. Fakat bu namazgâhlar nerelerde olurdu, böyle açık hava ibadetgâhı yapmanın sebebi neydi, buralar hangi özelliklere sahipti, mimari unsur taşıyorlar mıydı? Bu ve benzeri soruların cevabı pek çoğumuz tarafından bilinmiyor. Hatta yine birçoğumuzun bunların varlığından bile haberi yok. İstedik ki hem namazgâhlarla ilgili kısa bir bilgi verelim, hem de Eyüpsultan’da geçmişte var olan ve günümüze ulaşan, en azından yeri belli olan namazgâhları sizlerle paylaşalım.

1/ 33
Şehr-i İstanbul'un gizli hazineleri: Namazgahlar

Namazgâhlar zaman zaman ordunun da konakladığı yerlerdi Nebi Bozkurt, “Namazgâh” isimli makalesinde (Nebi Bozkurt, Namazgâh, TDV İslam Ansiklopedisi, c.32 s.357-58) namazgâhlar hakkında şu bilgileri veriyor: "Farsça namazgâh ve Arapça karşılığı olan musallâ kelimeleri genelde namaz kılınan her yeri ifade eder. Fıkıh terimi olarak yerleşim merkezlerinin dışında bayram, yağmur duası ve cenaze namazlarının kılındığı belirli yerler için kullanılır. Türkçede namazgâh, bayram gibi belli zamanlarda namaz kılınan musallâlar yanında yol kenarlarında yolcular için yapılan üstü açık mescidler için de kullanılmıştır. İslâm tarihindeki ilk mescidlerin çoğu bu tarzda inşa edilmiştir. Hz. Peygamber’in Kuba’da yaptığı ilk mescid ve cuma namazı kılınan Rânûnâ vadisindeki Benî Sâlim Mescidi de böyleydi. Resûlullah uzun bir sefere çıktığında dinlendiği yerlerde tespit edilen uygun bir alan temizlenir, etrafına taşlar dizilerek sınırları belirlenir ve burası namazgâh edinilirdi. Resûl-i Ekrem’in Tebük Seferi esnasında on beş kadar yerde böyle açık mescidler yapılmıştır. Hz. Peygamber Mekke yolunda da çeşitli yerlerde namazgâhlar edinmiştir. Bu gelenek daha sonraki dönemlerde de devam etmiş, namazgâhlar zaman zaman ordunun konakladığı yerler olmuştur.” İlerleyen zamanlarda mescitler ve camilerin yanında bu açık hava ibadetgâhı olan namazgâhlar Arabistan çöllerinden Kuzey Afrika’ya, Asya’dan Anadolu’ya ve nihayet Avrupa’ya kadar bütün İslam coğrafyasında yakın zamana kadar varlıklarını korumuştur.

2/ 33
Şehr-i İstanbul'un gizli hazineleri: Namazgahlar

Selçuklular döneminde de bazı örneklerine rastladığımız birer açık hava camisi durumundaki namazgâhlar genellikle abdest almak için bir çeşme veya kuyu ile birlikte yapılırdı. Seyahat esnasında yolcuların dinlenme ve ibadet ihtiyaçlarını karşılamak için menzillerde inşa edilen namazgâhlar asıl zeminden bir ya da birkaç basamak seki ile belirtilir, bu alan bazan sütre görevi yapan bir duvar veya benzeri bir yardımcıyla çevrelenir, kıble yönüne de bir mihrap taşı ilâve edilirdi. Çoğunlukla mihrap taşı üzerine cami mihraplarının üzerinde de rastladığımız, “Küllemâ dehale aleyhâ Zekeriyye’l-mihrâb” yahut “el-mihrâb”, bazan da“Sâhibü’l-hayrât ... rûhu için Fâtiha” ibaresi yazılır, bazen de vakfiye yazısı eklenirdi.

3/ 33
Şehr-i İstanbul'un gizli hazineleri: Namazgahlar

Hem kıbleyi gösteren, hem de açık arazide "sütre" görevi yapan bu mihrap taşları antik sütunlardan dönüştürülmüş silindir şeklinde olabildiği gibi mezar taşlarını çağrıştıran bir formda da olabiliyordu. Osmanlı harfleriyle yazılmış kitabeleri okuyamayan biri için böyle bir taşı mezar taşlarından ayırt etmek neredeyse imkânsız gibidir.

4/ 33