''Erdoğan 3'üncü kez Cumhurbaşkanı seçilecek''

ABD merkezli RAND Corporation tarafından hazırlanan Türkiye raporunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti "baskıcı" olarak niteledirilirken Erdoğan'ın üçüncü kez cumhurbaşkanı seçileceği tahmini yer aldı.

ABD merkezli RAND Corporation, Türkiye ile ilgili son raporunu yayınladı. Hükümeti hedef alan açıklamalarıyla bilinen kuruluşun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'yi 'baskıcı' olarak nitelediği açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkeyi 'kutuplaştırmakla' itham ediliyor. Ancak kuruluş Erdoğan'ın başarısına da dikkat çekerek üçüncü kez cumhurbaşkanı seçileceğinin de altını çizmekten geri kalmıyor.

"Ülke içi Kutuplaşma, Milliyetçilik ve Otoriter Yönetim Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’nin 2016’daki başarısız darbe girişiminden bu yana hızlanan, yönetişim ve toplum alanındaki köklü değişiklikleri uygulama hamlesiyle Türkiye ziyadesiyle kutuplaşmış bir ülke olmaya devam etmektedir. Darbe girişimi sonrasında ve darbeden hemen sonra başlatılan ve Temmuz 2018’e kadar birçok kez uzatılan olağanüstü hal ile AK Parti hükümeti, Gülen hareketi mensubu olduğu iddia edilen kişilere yönelik büyük baskısını ve bu kişilerin devlet kurumlarından, kapalı sivil toplum kuruluşlarından sistematik olarak asfiyesini hızlandırmış; hareket ve destekçileriyle bağlantılı şirketlerin varlıklarına el koymuştur. 2017 referandumunda az farkla onaylanan anayasal değişiklikler, 24 Haziran 2018’de yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında kararnamelerle tam olarak gerçekleşirken bu değişiklikler, güçlü yürütme yetkisine sahip bir cumhurbaşkanı ve egemen bir partide toplanan siyasi güce sahip otoriter bir devletin kurulmasını güçlendirmektedir. "

Raporda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim başarısına da yer verilerek 2023'te yeniden seçileceği belirtilirken, ana muhalefetin ötekileştirildiği savunuldu. Öte yandan 2023'ten sonra da Erdoğan'ın 5 yıllık sürede yeniden seçileceğinin altının çizilmesi de gözden kaçmadı.

İŞTE O RAPOR:

"Erdoğan, kılavuz ideoloji olarak etnik Türk milliyetçiliğini benimserken sosyal hayatta dinin rolünü genişletmeye yönelik adımlar atmış ve muhalifleri ile eskiden beri süregelen parlamenter sistem ve laik düzeni halen destekleyen toplumun büyük bir kesimini ötekileştirmiştir. Hali hazırda ülkeyi 2003’ten bu yana yöneten Erdoğan, en azından 2023’e kadar cumhurbaşkanı olacaktır ve sonrasında da üçüncü kez, beş yıllık süreyle cumhurbaşkanı olarak seçilebilir. Ana muhalefet partileri, hükümetin medya ve yasal sıkıntılar üzerindeki hâkimiyetiyle ötekileştirilmiştir ve yeni sistemde cumhurbaşkanlığı yönetiminin meclis tarafından denetimi çok daha kısıtlıdır. Ancak üç ana muhalefet partisi, 2018’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 46, milletvekili seçiminde yüzde 44 oy almış ve böylelikle AK Parti’yi kilit mevzuatları geçirmek için aşırı milliyetçi Milliyetçi Hareket Partisi [MHP] ile zımni bir koalisyon yürütmeye zorlamıştır. Bu sonuçlar ve 2019’da Cumhuriyet Halk Partisi adaylarının Türkiye’nin on büyük şehrinin altısında belediye başkanı seçilmesi, -özellikle İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun mutlak zaferi – Erdoğan ve AK Parti’nin yenilmez olmadığını göstermiştir."

KÜRTLER VE AZINLIKLAR

"Kürtler ve diğer azınlıkların endişelerini ele almaya yönelik devamlı bir çabanın yokluğunda ve Kürdistan İşçi Partisi [PKK] ve diğer şiddet eğilimli Kürt grupların devam eden ulusaşırı ayaklanmasıyla mücadele etmek için alınan daha sert önlemlerin sürdürülmesiyle Türkiye’nin iç güvenlik durumu, endişe verici olmaya devam edecektir. Erdoğan’ın, 2008 ve 2015 yılları arasında PKK ile yürüttüğü barış görüşmelerini öngörülebilir gelecekte canlandırması olasılığı düşüktür. Dış Politika ve Savunma Politikası: “Sıfır Sorun”dan “Değerli Yalnızlığa” AK Parti, iktidarının ilk yıllarında Avrupa ile entegrasyona, tüm komşularıyla iyi ilişkiler inşa etmek için Türkiye’nin ekonomik gücü ve Osmanlı mirasını geliştirmeye öncelik veren stratejisinden yani “sıfır sorun” diye adlandırılan politikasından uzaklaşmıştır.

ERDOĞAN DIŞ POLİTİKADA DENGELEYİCİ BİR POLİTİKA YÖNETMEKTEDİR

Erdoğan, bugün dış ilişkilerde daha iddialı, dengeleyici bir strateji yürütmektedir ve kendi iktidarını ve Türk milli çıkarlarını en iyi şekilde ileriye taşıyacak açık kapılar bırakma çabasındadır. Erdoğan, ülkenin İslam dünyasındaki itibarını inşa etmeye ve Rusya ve Çin ile yeni bağlar kurmaya daha odaklıdır. Batı’dan vazgeçmemiştir ancak bu dengeleyici çabalarının uygun politika değişikliklerine yol açacağını umuyor gözükmektedir. Türk liderler, özellikle de Rusya ve İran 2015’ten bu yana Suriye iç savaşındaki oyunun son aşamasında kontrol kazandıkça, eski rakipleri olan bu iki hükümet ile temkinli ortaklıklar kurmayı denemişlerdir. Irak’la, birçok Körfez lkesiyle ve Mısır’la AK Parti’nin Müslüman Kardeşler ile olan bağından dolayı yaşanan fikir ayrılıkları, Arap Baharı sonrasındaki politikalar ve Katar konusundaki tutumu, Türkiye’nin Arap dünyasındaki itibarını azaltmıştır. Türkiye’nin neredeyse tüm komşularıyla, Birleşik Devletler ile ve diğer müttefiklerle olan politika farklılıkları arttıkça Türk liderler, ülkenin kendi çıkarlarını korumada kendine daha fazla güvenmesi ve kendi değer ve milli çıkarlarını savunmak için ilkeli tavırlar benimserken “değerli yalnızlığı” kabul etmesi gerektiğini iddia etmiştir."

AK PARTİ MHP İLİŞKİSİ

"Önümüzdeki beş ila on yılda MHP’li ortaklarının teşvikiyle Erdoğan’ın, Birleşik Devletler ve diğer NATO müttefiklerinin çıkarlarına çeşitli ölçülerde ters düşen, savunma ve güvenlik işbirliğinin eskiden beri süregelen boyutlarına zarar veren daha iddialı bir dış politika ve savunma politikası gütmesi muhtemeldir. Eğer bu dönemde Türkiye’de varlığını sürdürebilecek bir koalisyon oluşacak ve 2023’ten sonra Erdoğan ve AK Parti’yi iktidardan edecekse üç öncü muhalefet partisinin 2018 seçimlerinde NATO müttefikleri ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri canlandırma çağrısında bulundukları konuşmalarındaki gibi daha uzlaştırıcı bir yaklaşımın ortaya konması gerekmektedir. Ancak toplumun Birleşik Devletler ve Avrupa’ya ilişkin derin şüphesi, uzlaşmanın sürat ve kapsamını kısıtlayacaktır. Bu durum, ABD ve Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik stratejisinin düşünülerek yeniden değerlendirilmesini, ilişkilerin bazı boyutlarındaki yıkıcı gelişmelere yönelik hazırlıkları ve önümüzdeki on yılda karşılıklı çıkarlara bağlı kalarak işbirliğini sürdürebilecek ve bu olumsuz eğilimler tersine çevrilirse eskiden beri süre gelen bağların düzeltilmesine yardımcı olacak girişimleri gerektirmektedir."

Sonraki Haber