Nesli tükenme tehlikesindeki canlılar için Türkiye safarisi başlatılar

Nesli tükenme tehlikesi altındaki canlılara yönelik skandal av turizminin internet ilanları ortaya çıktı.

Uluslararası av turları internet sitesinde 6 günlük "Türkiye'de bezoar avı" paketi yaklaşık 13 bin euro'ya satılıyor.

Çoğunlukla trofe avcılığı amacıyla yapılan av turizmi, yeni trofeler kazanmak için seyahat, konaklama, yeme içme ve alışveriş gibi harcamalar karşılığında ev sahibi ülkenin döviz geliri elde etmesini sağlıyor. 

Av turizmcileri bu turistlerin diğerlerine göre "4-5 kat döviz bıraktığını" ve milletvekillerinden sanatçılara "üst düzey konukları" ağırlayarak Türkiye’nin tanıtılmasına daha önemli bir katkı sağladığını savunuyor.

Türkiye'de av turizminin haritalanmasını konu alan 2019 tarihli bir akademik araştırmaya göre Türkiye'nin 2016-2017 sezonunda uluslararası, yerel ve yasadışı avcılardan sağladığı gelir 3 milyon liradan biraz fazlaydı. (2016'da Dolar/TL kuru ortalama 3,0253 idi.)

Kutbilge Akademisyenler Derneği tarafından kurulan Bilge Uluslararası Bilim ve Teknoloji Araştırmaları dergisinde yayımlanan araştırmaya göre sadece Antalya civarındaki yaban keçileri bu gelirin yüzde 16,4'ünü sağladı.

Araştırmada 2017-18 döneminde toplam av turizmi gelirinin 2,4 katına çıkarılması hedefinin konulduğu ve bu artışın yüzde 71'inin yaban keçilerinden sağlanacağı beklentisi paylaşılıyor.

Av turizmcileri bu gelirlerin "kırsal kalkınmaya" katkıda bulunduğunu ve bazı bölgelerde "itfaiye, okul" gibi temel ihtiyaçlara harcandığını söylüyor.

İşletme sahipleri av turizminin tamamen "etik ve sürdürülebilir" olduğunu savunuyor.


BBC Türkçe'ye konuşan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Av Turizmi İhtisas Başkanı Murat Akkoyunlu, şunları anlattı:

"Etik çünkü hiçbir avcı, 8 yaşından küçük yaban keçilerine kurşun atmaz; atarsa verilen cezanın bedelini öder. Dişi ve yavruya asla ve asla kurşun atılmaz. Vurulacak hayvanın yaşı en hassas optik malzemelerle tespit edilir."

Aynı zamanda av turizmi turları düzenleyen Gönye Turizm'in sahibi olan Akkoyunlu, "Av turizmi doğa için çok faydalı bir aktivitedir." diyor ve bunu şöyle açıklıyor:

"13 yaşında bir yaban keçisi çiftleşme döngüsünü kaybetmiştir ama genç erkeklerin de çiftleşmesine müsaade etmez, biz bu bireyleri sürüden uzaklaştırarak genç erkeklere yer açıyoruz."

Akkoyunlu'nun anlattığına göre av turizmi oldukça sıkı denetimlerle yapılıyor. Her avcı için izin belgesi düzenleniyor ve bu belgeyle avlanılan bölgede orman muhafaza memurları avcılara avın başından sonuna kadar refakat ediyor. Avın sonunda ücretlendirme ya da ceza uygulanıyor.

Avcılığın kendi ailesinde bir gelenek olduğunu anlatan Akkoyunlu çok küçük yaşlardan itibaren avcılığa ilgi duyduğunu söylüyor.


Akkoyunlu, bu sıkı denetimlerin kaçak avcıları uzaklaştıran önemli bir faktör olduğunu söylüyor.

AVCILIK TAMAMEN YASAKLANABİLİR Mİ?

Av turizminin kaçak avcılığı önlediği fikri av turizmine karşı çıkan doğa ve yaşam odaklı hak savunucularının av turizmcileriyle uzlaştığı belki tek nokta.

Yaban Hayatı Ekoloğu ve Doğa Derneği Biyoçeşitlilik Koordinatörü Şafak Arslan, "Kaçak avcılar vuramıyor evet ama hayvan yine de vuruluyor" diyor.

Arslan, yaban keçilerinin avlanarak popülasyonun gelişimine katkıda bulunulması fikrine katılmıyor.

Yaban keçilerinin yaşının boynuzlarındaki boğumlarla tespit edildiğini ve bunun çok zor olduğunu söyleyen Arslan, avcıların yaban keçilerine yaklaşabildiği mesafe düşünüldüğünde belirli bir yaş grubunun vurulması argümanının gerçekçi olmayacağını söylüyor.


Bunun yanında hayvanların "en heybetli" dönemlerinin 10-12 yaş aralığında olduğunu ve deneyimin genç bireylere aktarılması için bu bireylere ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Dişilerin güçsüz bireylerle çiftleşmeyi zaten istemediklerini söyleyen Arslan, en tecrübeli bireylerin avcı müdahalesiyle sürüden ayrıldığını belirtiyor.

Av turizmi sezonlarında hangi hayvanların hangi sayılarda avlanılacağı DKMP genel müdürlüğü tarafından yayımlanan Av Turizmi Talimatları ile belirleniyor.

Bu talimatların belirlenebilmesi için her yıl ilgili hayvanların popülasyonlarının sayıldığı "bilimsel" envanterler oluşturuluyor.

Ancak Arslan bu çalışmaların bilimsel açıdan daha iyi kurgulanabileceğini belirtiyor:

"Envanterlerin bilimsel komite eşliğinde belirlenen yöntemlere göre kurgulanması, ekiplerin içerisinde bilim insanlarının da yer alması ve sonuçların analizlerinin gerçekleştirilerek kamuoyu ile rapor halinde paylaşılması gerekiyor.


"Sürülerin devamlı ve düzenli olarak izlenmesi ve popülasyon yapısının belirlenmesiyle sürünün düzenini bozan bireylerden söz edilebiliriz."

'MADEN OCAKLARINDAN TARIM VE ORMANCILIĞA YAŞAM ALANLARI DARALIYOR'

Doğa Derneği, Türkiye'de avcılığın tamamen yasaklanması için çevrim içi bir imza kampanyası başlatan 235 sivil toplum kuruluşundan biri.

Av turizminden bağımsız olarak DKMP Genel Müdürlüğü'ne bağlı Merkez Av Komisyonu, her yıl Türkiye'de avlanmasına izin verilen türler ve kotaları yayımlıyor.

2022-2023 dönemine ilişkin Mayıs ayı sonunda yayımlanan kararlara göre bıldırcın, üveyik, alakarga, karabatak ve saksağan gibi kuşların avı Ege, Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz, Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve Batı Karadeniz bölgelerinde 20 Ağustos'ta başladı.

Bu türlerden biri, Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’ne (IUCN) göre nesilleri dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan üveyikler. IUCN verilerine göre, dünya genelinde üveyik nüfusu son 40 senede yüzde 78 azaldı.


Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun, Türkiye dahil Avrupa genelinde 54 ülke ve bölgeden binlerce uzman ve gönüllüyle hazırladığı Avrupa Kuşları Kırmızı Listesi’ne göre Avrupa’daki her beş kuştan biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Bunda "büyük ölçekli arazi kullanım değişikliği, tarımsal uygulamaların yoğunlaşması, altyapı projeleri, deniz kaynaklarının yoğun kullanılması, iç suların kirlenmesi ve yaygın olarak kullanılan ormancılık uygulamaları" gibi temel faktörler etkili.

Tipik bir kuş avı için avcılar, kuşların doğal yaşam alanı olan sulak alanlarda konuşlanıyor.

Burdur'da 20-25 yıldır aktif olarak avlanan Osman Balcı'nın BBC Türkçe'ye anlattığına göre av ile ilgili belgeler düzenleniyor, vergiler ödeniyor ve yerel derneklerin gösterdiği kotalar dahilinde avlanılıyor.

Bugüne kadar hiç karga türü avlamadığını söyleyen Balcı, nesli tehlike altındaki kuş türler için kaçak avcılığın daha büyük bir risk olduğunu söylüyor.

Ancak Türkiye'de Tuz Gölü ve Marmara Gölü gibi bilinen örneklerinin yanında çok sayıda sulak alan yok olma tehlikesi altında.


Şafak Arslan bu durumun, kuşları doğal habitatlarından en yakın sulak alana göç etmeye mecbur bırakabildiğini anlatıyor:

"Yani avcı bu sene çok fazla kuşla karşılaştığına sevinirken aslında buraya mecburen gelmiş, yaşam alanı yok edilen ve yeni yaşam alanı arayan kuşları vuruyor." diyor.

Doğa Derneği'nin 2021 Yılı Merkez Av Komisyonu Kararı'nın iptali için açtığı davanın hala sürdüğünü söyleyen Avukat Özlem Altıparmak, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nda "devletin yaban hayvanlarını bir mülkiyet konusu yaparak avcılara yaban hayvanlarını öldürme hakkı tanımasının Anayasa’ya aykırılık açısından tartışılması gereken bir konu olduğunu" belirtiyor.

Altıparmak, "Kara Avcılığı Kanunu’nda yer alan avcılığa dair düzenlemelerin, Merkez Av Komisyonu ve İl ve İlçe Av Komisyonları Kararları’nın biyolojik çeşitlilik çatısı altında, bütüncül bir bakışla tartışılması gerekmektedir. Biyolojik çeşitliliğin korunması, iklim değişikliğiyle bağlantılı olarak hem bir uluslararası yükümlülük, hem de doğayla uyumlu bir yaşam ve varoluş meselesidir.

"İklim krizinin ulaştığı boyut dikkate alındığında karasal avcılık faaliyetleri ve doğal yaşam ortamları üzerinde tahribata yol açan idarenin işlem ve eylemlerine karşı hukuku etkili kullanmak hak savunucularının görevi olmalıdır." ifadelerini kullanıyor.

DKMP Genel Müdürlüğü'nin sözkonusu kotaları belirlerken iklim ve biyoçeşitlilik krizinin etkilerini değerlendirmeye alıp almadığını bilinmiyor.


Örgütler, Kara Avcılığı Kanunu’nun "ivedilikle değişmesini, Doğa Koruma Kanunu olarak yeniden düzenlenmesini ve doğa ihtisas mahkemelerinin kurulmasını" talep ediyor.

Şafak Arslan, canlıların yaşam alanlarının insan müdahalesi nedeniyle zaten "baskı altında olduğunu" şu sözlerle ifade ediyor:

"Sulak alanlarda tarım ve su politikaları; dağlarda maden, mermer ocakları, altın madenleri, jeotermal enerji tesisleri; ormanlar ve akarsularda HES'ler ve barajlar gibi nedenlerle zaten büyük bir yıkımın altındaki yaşam alanlarında sıkışan hayvanlar bir de avcılık baskısını hissediyor."

Sonraki Haber