Akdoğan'dan bildiri tepkisi: ''Deli saçması''

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, yayınladıkları bildiri için gözaltına alınan akademisyenlerle ilgili bu ifadeleri kullandı.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin bildirisine ilişkin, "Bu kadar deli saçması bir metin görmedim. Bunun bir fikir olduğunu bile düşünmüyorum. Toplumsal gerçeklikten ve hakikatten kopuk bir hezeyanlar kümesi" dedi.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Habertürk televizyonununda katıldığı programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Doğrudan vatandaşa dokunan işleri yapmanın siyasetçi açısından tatmin sağladığını ifade eden Akdoğan, Suriye'deki çatışmaların doğurduğu insani krizleri anlattı.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, şöyle konuştu: "Türkiye'de 2,5 milyon Suriyeli insan var. Bir sürü yetim var, 150 bin bebek doğmuş, 700 bin öğrenim yaşına gelmiş çocuk var. Bunların gerçek problemleriyle uğraşmak, acılarını dindirmek, onlara kol kanat germek, bu gerçekten tatmin sağlayan bir şey. Geçen hafta Sırbistan'daydık orada Zenta diye bir bölge var. Karlofça Anlaşması'ndan önceki yaşanan savaşta orada 30 bin şehit vermişiz ve hiçbir şey yapılmamış. Hemen talimat verdim, bir şehitlik, namazgah yapalım. İnsanlar gitsinler ziyaret etsinler. 30 bin insanımız orada şehit olmuş, gömülü. Dünyanın 30-40 ülkesinde şehitliğimiz var. En son Myanmar'da bir şehitlik yaptık."

Türkiye'nin insani yardımda dünya birincisi olduğunu dile getiren Akdoğan, mayıs ayında BM'nin Dünya İnsani Zirvesi'nin İstanbul'da yapılacağını ifade ederek, bütün devlet ve hükümet başkanlarının Türkiye'ye geleceğini bildirdi.

 " Hepsini aynı kategoriye koymamak gerekir"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Sultanahmet'teki terör saldırısını gerçekleştiren teröristin Suriyeli olduğu yönündeki soru üzerine, Suriyeli etiketi altında hepsini aynı kategoriye koymamak gerektiğini söyledi.

Bu insanların oradan ölümden kaçarak, canlarını kurtarmak için Türkiye'ye sığındığını, bunların büyük kısmının kadın ve çocuk olduğunu belirten Akdoğan, "150 bin bebek burada dünyaya gelmiş, burada evlilikler oluyor, büyük dram yaşamışlar. Yani bu insanlar masum durumdalar. Biz onlara kucak açtık, Türkiye'nin şefkat eli çerçevesinde burada hayat kurmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

Türkiye'de 700 bin çocuğun okul yaşına geldiğini, bunların şu anda 300 bininin okula gittiğini, bu insanların bir şekilde burada yaşamlarını idame ettirmeye çalıştıklarını aktaran Akdoğan, bu insanların Türkiye'ye yük olmadığını, çalışmak istediklerini söyledi.

Bu kapsamda Suriyelilere yönelik çalışma izninin Bakanlar Kurulu'ndan çıktığını anlatan Akdoğan, bunun Türkiye’deki istihdam alanını daraltacak gibi görülmemesi gerektiğini vurguladı.

Bunun Türklerin iş alanını daraltacak bir husus olmadığını dile getiren Akdoğan, şöyle konuştu: "Tam tersi etkiler yapacaktır ve burada bir olumsuzluk getirmeyecektir. Bunlar mazlum insanlar çoluk çocuk bir sürü insan buraya geldi. Bir Suriyeli birisinin gerçekleştirdiği eylem sebebiyle Suriyelilere böyle genel bir algıyla bakmak, terör yapan insanlar gibi bakmak son derece yanlış olur. Suriye'de şu anda bir sürü insan birbiriyle savaşıyor. Bunların hepsi Suriyeli. Ilımlı muhalefet, radikal örgütler, DAEŞ, farklı farklı yapılar var. Bunların hepsi Suriyeli. Bu yüzden sadece Suriyeli kategorisiyle hepsini tanımlamamız doğru olmaz. Burada eylem yapan Suriyeli olmayıp başka bir ülke mensubu da olabilirdi. Mesela Fransa'da da DAEŞ eylem yaptı Suriyeli değildi, Fransa vatandaşı. Fransa vatandaşı diye Fransa dövünüp duruyor mu kendi vatandaşım vs diye. Bunları birbirinden ayırt etmek lazım. Burada yaşayan Suriyeli kardeşlerimize farklı bir nazarla, kem gözle bakmamak lazım."

 Suriyelilere çalışma izninin verilmesi

Suriyelilere çalışma izninin verilmesine yönelik soru üzerine Akdoğan, bu konuyla ligili Çalışma Bakanlığı'nın gerekli çalışmayı yaptığını anlattı.

Şu anda Suriyelilerin bir kısmının çalıştığını dile getiren Akdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Buna rağmen fazla oldukları şehirlerin istihdam oranları nedir? İşsizlik oranlarında bir artışa sebep oldu mu diye baktığımızda, olmadığını görüyoruz. Bu kardeşlerimiz orada iş alanına girdiler ve işsizlik arttı gibi bir veri yok elimizde. Bunların kayıt içine alınması başlı başına bir kazançtır. Avrupa ülkeleri, sürekli açıklamalar yapıyor ve belli kategorilerde Suriyelileri kabul ediyorlar ve nitelikli iş gücü. Türkiye'nin ihtiyacı olan alanlar da var. Ya da nitelik kısmı biraz daha düşük olanların da çalışacağı bir takım alanlar var. İŞ-KUR duyuru yapıyor; 'Şu konularda elemana ihtiyacım var' diye, başvuru olmuyor. Yani farklı alanlarda değerlendirilebilir ve biz bu çalışma iznini getirmeseydik o zaman nitelikli iş gücü zaten başka ülkelere gidecekti. Bizim elimizde daha farklı bir tablo kalacaktı. Bu yüzden bunun Türkiye'deki işsizliğe ilave bir yük getireceği gibi bir beklenti, durum yok. Kayıt dışı çalışanların kayıt içine alınmaları önemli. Kendi vatandaşlarımıza dönük bir problem beklemiyoruz."

 "Doğruya doğru, zalime zalim diyor"

Türkiye'nin Suriye politikasına yönelik eleştirilerin hatırlatılması üzerine Akdoğan, "Bu eleştirinin alternatifi Türkiye ne yapabilirdi? Onların dediklerini yapabilir miydi?. Yani biz duvar örüp tamamen içimize kapanabilir miydik? Şu andaki risk ve tehditlerden Türkiye, 'Böyle bir bela var biz buna bulaşmadan kenarda duralım'. Bu mümkün mü acaba? Alternatifi nedir?" diye konuştu.

Böyle bakıldığında alternatifin olmadığını ifade eden Akdoğan, Türkiye'nin komşusu olan bir ülkede bir zalim diktatörün yüz binlerce insanı katlettiğini söyledi.

"Siz buna tepkisiz kalabilir misini?" diyen Akdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bazıları Mısır'daki darbeyi eleştirdiğimiz için Türkiye'ye farklı şeyler getiriyorlar. Peki sen demokratik bir ülkesin ve Türkiye'ye son dönemde bütün bölgede müthiş bir popülarite ve muhabbet besleniyor. Niye besleniyor? İlkesel ve insani bir duruşu var. Doğruya doğru, zalime zalim diyor. Sesini yükseltebiliyor. Darbe olmuş, darbeyi eleştirmemek, bu demokrat bir zihin açısından doğru bir şey mi? Biz bunu ilkesel duruş gereği eleştirmemiz gerekiyor veya zalim bir diktatör yüzbinlerce insanı katletmiş bunu eleştirmemiz gerekiyor. Burada bir sorun yok. Onun ötesindeki meselelerde Türkiye’nin 'şu yapılmalı' dediği birçok konu yapılmadı. Yapılsaydı mesele bu hale gelmezdi, kangren olmazdı, IŞİD diye bir takım terör örgütleri ortaya çıkmazdı. Acaba bu işin içinde olan ülkeler ne kadar dirayetli davranabildiler. Türkiye'nin uyarılarını ne kadar dikkate aldılar, denilenleri ne kadar yaptılar. Bugün karşılaştığımız sorun acaba bunlara itibar edilmemesinden kaynaklanıyor olmasın? Tam da ondan oluyor. Yıllardır Sayın Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımız söylüyor. Bir güvenli bölge, koridor oluşturalım."

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Türkiye'nin doğru olanı yaptığını belirterek, Avrupa ülkelerinin böyle bir meseleyle daha yeni tanıştığını aktardı.

Avrupa ülkelerinin şu anda küçüldüğünü, dünyada küresel bir krizin olduğunu ifade eden Akdoğan, herkes küçülürken Türkiye'nin büyüdüğünü anlattı.

Türkiye'nin bütün bu şartlar içerisinde büyümesini sürdüren bir ülke olduğunu belirten Akdoğan, "Onun ötesinde bu işin içinde olan ülkeler hiç zikzaklar yapmadılar mı?" dedi.

Suriye meselesinin uluslararası güçlerin, süper devletlerin kendi aralarındaki güç çekişmesinin, siyasi nüfuz mücadelesinin, küresel satrancın bir kurbanı olduğunu aktaran Akdoğan, şöyle konuştu: "Bir takım projeksiyonlar yapılıyor ve siz onların gerçekleşeceğini düşünüyorsunuz ama sonra ne oldu? En son Rusya geldi işin içine girdi. Birileri alanı boşalttıkça başka birileri o boşluğu dolduruyor. Biz güvenli bölge, koridor oluşturalım diyoruz. İnsanları karşı tarafta tutalım orada kamplar oluşturalım. O koridor içerisinde sivillere yardım edelim dedik, olmadı. Şimdi Rusya geldi orada kendisine göre bir alan oluşturuyor ve doğrudan siviller ölüyor, ılımlı muhalefeti bombalıyor. Yüzde 5'i onun DAEŞ'e gidiyorsa diğerleri oradaki Türkmenler, ılımlı muhalefet, siviller, okullar bombalanıyor. Çocuklar ölüyor, hastaneler bombalanıyor ama hala bir duyarsızlık, tepkisizlik var. Suriye konusunda Avrupa Birliği ne zaman uyandı, harekete geçti? Kendisi sıkıntı yaşamaya başladığında. Göç dalgası orayı vurmaya başladığında toparlandılar birden Türkiye'yi kucaklama ihtiyacı hissettiler, Avrupa Birliği süreci hızlandı, bir takım yardım taahhütlerinde bulundular. "

 "Türkiye bu yükü tek başına çekiyor"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Türkiye'nin bu yükü tek başına çektiğini ve 8 milyar dolar para harcadığını söyledi.

İnsani olarak oradan gelen, ölümden kaçan çoluk çocuğu geri çevirme lüksünün olmadığını ifade eden Akdoğan, "Büyük bir sınırınız var, sınırınızda terör örgütleri cirit atıyor. Buradan size güvenlik riski doğmama ihtimali yok. Böyle baktığımızda birçok konuda veya Esed’in zulümlerine sessiz kalma ihtimaliniz, lüksünüz yok. Böyle baktığımızda Türkiye doğru olanı yapmıştır" diye konuştu.

Türkiye'nin komşularıyla kritik krizlerin eşiğinde olduğu yönündeki soru üzerine Akdoğan, Rusya ile yaşanan uçak meselesinin çok konuşulduğunu kaydetti.

"Türkiye, Rusya ile kötü olalım diye bir şeyin içerisine girdi mi? Girmedi" diyen Akdoğan, Rusya ile kötü olma gibi bir dertlerinin olmadığını dile getirdi.

Akdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye kabile devleti değildir, sınırlar ülkenin namusudur. Yol geçen hanı da değildir. Burada Türkiye yapması gerekeni yapmaktadır ve sınırlarını korumuştur. Bu hasmane bir tutum birileriyle kötü olma, birilerine düşmanlık yapma değil. Size karşı yanlış yapıldığında, siz doğru olanı yapmak durumundasınız. Türkiye doğru olanı yapmıştır, sınırlarını korumuştur. Bu meseleyi de başka bir şeye geçirme, maksadını aşarak başka bir ilişki biçimine, hasmane gibi bir duruma dönüştürme gibi bir şey de yoktur. Bu kadar olay oldu. Türkiye negatif bir işin içine girdi mi?"

Suriye konusunda Türkiye'nin dedikleri yapılsaydı bugün böyle bir kriz ve DAEŞ diye bir terör örgütünün olmayacağını belirten Akdoğan, "Esed de çoktan giderdi. Birçok konuda Türkiye'nin dedikleri doğru çıktı" dedi.

 "Türkiye hep haklı çıktı"

Geçmiş dönemlerde bir takım hükümetlerle ilgili eleştirilerinin olduğunu anımsatan Akdoğan, "Ne oldu sonra. Türkiye hep haklı çıktı. Irak'ta da haklı çıktı. 'Burada Irak bütünlüğünü koruyamaz, farklı senaryolar uygulanıyor' dedik. Ne oldu DAEŞ girdi birçok yerde Irak’ın da başına bela olmuş. Irak da adeta üç parçaya bölünmüş, tamamen istikrarını kaybetmiş durumda. Farklı komşu ülkelerin nüfuzları altında bir takım farklı vesayet savaşları verilir hale gelmiş durumda" şeklinde konuştu.

Akdoğan, Rusya konusunda Türkiye'nin NATO bağlamında gereken desteği gördüğünü belirterek, uluslararası toplumunda Türkiye'nin haklılığını ortaya koyduğunu aktardı.

Türkiye'nin tek başına da güçlü bir ülke olduğunu ifade eden Akdoğan, bölgede bir nüfuz mücadelesinin olduğunu kaydetti.

Akdoğan, Çözüm Süreci'ne değinerek, 2013'ten itibaren PKK'nın verdiği hiçbir sözü tutmadığını, Türkiye'yi terk etmediğini, tam anlamıyla eylemsizliği hayata geçirmediğini ve yol kesme, adam kaçırma gibi illegal faaliyetlere devam ettiğini söyledi. 

Hem HDP'nin hem de Kandil'in makas değiştirdiğini vurgulayan Akdoğan, PKK ile HDP arasında hiçbir ayrım yapmaya gerek bulunmadığını ve ikisinin de aynı yolun yolcusu olduğunu ifade etti.

Seçimden sonra temmuzdan itibaren fiili terör eylemlerine başlandığını hatırlatan Akdoğan, "Düğmeye basılmış gibi üç dört örgüt Türkiye'ye karşı saldırıya geçti. Bunun sonucunda hükümet, daha sıkı güvenlik politikaları uygulamak zorunda kaldı. Örgütün birçok hamlesi boşa çıkarıldı" şeklinde konuştu. Başbakan Yardımcısı Akdoğan, son dönemde Silopi, Sur ve Cizre'de çok önemli mesafeler alındığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cumhuriyet tarihinin en uyumlu operasyonları yürütülüyor. Çok fedakar bir şekilde asker, polis, korucu kim varsa bu mücadeleyi yürütüyor. Yavaş yavaş da olsa bir neticeye gidiliyor. Kısa sürede bu mahallelerin temizleneceğini düşünüyorum. İlave birtakım tedbirlerle buraların yeniden terörist yuvası olmaması için adımlar atılacak. Örgütün bütün hamleleri boşa çıkartılmış durumda. Güvenlik politikaları açısından iyi bir noktaya geldiğimiz söylenebilir. Hükümet bölge insanını kucaklama, hizmet etme, reform ve yatırım yapma noktasında geri atmış değil, bunların hepsini yapıyor. Oradaki tüm vatandaşlarımızı kucaklıyor ama elinde silah olan bir adam var. Buna karşı siz de güvenlik politikalarını ortaya çıkarmak zorunda kalıyorsunuz. Şu an olan budur. Hükümetin iyi niyeti ve attığı adımlarla bölgede bir rahatlama oldu. Turizm ve yatırımlar arttı ama ne oldu? Elinde silah olan birileri, yolunuzu kesiyor. Böyle bir yere yabancı yatırımcı gelir mi, ona nasıl izah edeceksiniz bunu? Bu süreci nasıl istismar ederiz diyerek durumu zorladılar ve devlet 'Ben sana bunu yaptırmam' dedi. İşin özeti budur. Birileri 'Burada fiili durum yapacağım ve özerklik ilan ediyorum' diyebilir mi demokratik bir hukuk devletinde? Sen, o aykırı düşünceyi nasıl hayata geçirmeye çalışıyorsun? Eğer oldu bitti yaparak, fiili durum yaparak, 'Ben, burada kendi kendime özerklik ilan ettim' dersen bunu kimse kabul etmez. 'Silah üzerinden terör dayatmasıyla ben bu hedefe ulaşacağım' dersen yine bunu kimse kabul etmez."

 "Siyaset güçlendikçe terör aşağı gitmeli, ikisi birden güçlenirse burada bir yanlış vardır"

Akdoğan, elinde silah olan adamın sözünün geçtiğini belirterek, "Bir partiyi, bir terör örgütünün sadece propaganda birimi gibi çalıştırırsan, onun amaçlarına kendini adarsan kendi seçmenine ihanet etmiş olursun. HDP, yüzde 6'dan yüzde 13'e çıktı. Bu, müthiş bir kredidir. Batıdan birçok insan da sana oy verdi. Peki niye verdi? Seçimden sonra nasıl bir görünüm kazandın? Bu kadar ayrılıkçı bir dilin var mıydı? Federalizm, bağımsızlık, özerklikten bahsediyor muydun? İnsanlar bunun için mi oy verdi? Oy aldın, daha şiddeti teşvik edici ayrılıkçı bir dile savruldun. Peki o insanlar demez mi 'Sen bana ihanet ettin, kandırdın.' Siyaset güçlendikçe terör, silah aşağı gitmeli. İkisi birden güçlenirse burada bir yanlış vardır. Siyaset içinde güçleneceksin, öbür taraftan da terör şantajı ve dayatmasıyla hala bir şeyler yapmaya çalışacaksın. Onun koç başlığını yapacaksın ve onun önünü açacaksın. Burada bir terslik var, bunun doğru anlaşılması lazım" değerlendirmesinde bulundu.

 Sözde akademisyenlerin bildirisi

Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin bildirisine ilişkin Akdoğan, şiddeti teşvik edici, ayrılıkçı bir dil kullanmanın siyasette kabul edilebilir olmadığını vurgulayarak, herkesin tabi olduğu bir hukuk sisteminin bulunduğunu kaydetti.

Bu çerçevede siyaset yapmak gerektiğini ve bunun herkes için geçerli olduğunu dile getiren Akdoğan, "Bu kadar deli saçması bir metin görmedim. Bunun bir fikir olduğunu bile düşünmüyorum. Toplumsal gerçeklikten ve hakikatten kopuk bir hezeyanlar kümesi. Bir bilim adamı Türkiye'deki gerçeklikten nasıl kopabilir? Aslında sorgulanması gereken bu. Öyle ifadeler var ki insanın kanı donuyor. Bir insan böyle deli saçması şeylerle ülkesini nasıl suçlayabilir? Bunun tutar bir tarafı yok. PKK'nın yaptıklarını görmeden sadece devleti katil ilan eden bir yaklaşım. Bunu söylemek için zır cahil olmak lazım. Bildiri yayımlamak fikir özgürlüğü olabilir de onun içinde fikir de yok. Doğrudan devlete ithamlar var. Bomba yüklü araç, aileleri hedef aldı, 3 bebek ve 6 kişi öldü. Nerede bu aydınlar, neden sesleri çıkmıyor? Bugün kaç tane okul yakıldı. Anaokulunu, hastaneleri bombaladılar. Sen buna ses çıkarmıyorsun. Bu algıyla mı Türkiye'de bu meseleler çözülecek" ifadelerini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Türkiye'nin çok büyük sıkıntılar yaşayan Ahıska Türklerine de sahip çıktığını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mart ayında Ukrayna ziyaretinden sonra oradaki Ahıska Türklerinin Türkiye'ye getirilmesi için bir süreç başlatıldığının ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da hemen harekete geçtiğinin altını çizdi. Akdoğan, bu süreç sonunda yaklaşık 3 bin kişinin Türkiye'ye getirildiğini ve Erzincan Üzümlü'de onlara çok güzel evler yapıldığını aktararak, Türkiye'nin Bayırbucak Türkmenlerine ve bütün mazlum halklara kucak açması gerektiğini belirtti.

Sonraki Haber