Kurtulmuş'tan terör açıklaması

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Kürtlerle ve terör örgütü PKK hakkında açıklama yaptı.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, bu topraklarda artık kan ve gözyaşı, ovalarında, dağlarında silah ile bomba sesi duymak istemediklerini belirterek, "Bunun için ilk şart, terör örgütünün elindeki silahları gömmesidir, üzerini betonlamasıdır. Yani bir daha hiç bir şart altında silahı eline almayacağı bir kararlılığın ortaya konulmasıdır" dedi. Kurtulmuş, "Yani biz Kürtler'in hakkını, hukukunu, özgürlüklerini, onurlarını korumak için bütün demokratik adımları atma kararlılığındayız" dedi.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Kuzey Irak'tan yayın yapan Rudaw TV'ye verdiği demeçte, çözüm süreci, yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışması konusunda önemli açıklamalar yaptı. Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, bu topraklarda artık kan ve gözyaşı, ovalarında, dağlarında silah ve bomba sesi duymak istemediklerini söyledi. Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Bu topraklarda, bin 100 senedir, kardeşçe yaşayan, Türkler'in, Kürtler'in, bütün etnik unsurların kıyamete kadar kardeşçe yaşamasını istiyoruz. Bunun için ilk şart, terör örgütü elindeki silahları gömmesidir, üzerini betonlamasıdır. Yani bir daha hiç bir şart altında silahı eline almayacağı bir kararlılığın ortaya konulmasıdır. Ama bununla birlikte "biz illa silahlı mücadele yapacağız, polise, askere, sivil görevlilere saldıracağız" diyorlarsa, buna karşı devlet gereğini yapar. Ama bunu yaparken de asla Kürt kardeşlerimizin terör örgütü militanlarıyla eşdeğer görmeyeceğiz. Yani biz Kürtler'in hakkını, hukukunu, özgürlüklerini, onurlarını korumak için bütün demokratik adımları atma kararlılığındayız. Buna mukabil de terör örgütünün gücünü sona erdirmek, terör örgütünün tamamen silahsızlanmasını sağlamak, silahları kıyamete kadar, silahların gömülmesi kararlılığındayız. Bu Türkiye toplumuna karşı bir sorumluluğumuzdur."

'HDP VE İMRALI DAHA ÖRGÜTLÜ OLDUĞU İÇİN FAZLA GÖRÜNDÜLER'

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, çözüm sürecinde bundan sonraki muhataplar konusunda ise "Biz yıllar öncesinde "Çözüm sürecinin hakimi de muhatabı da milletin kendisidir" dedik. Önce 78 milyonluk vatandaşımızın hepsinin sahiplenmesi gereken bir süreçtir. Muhatapta milletin kendisidir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan insanlarımız bu süreçte en çok onlar mağdur oldukları için buradaki bütün sivil toplum kuruluşları, kanat önderleri, farklı görüşleri olan siyasi grupların, üniversitelerin, projesi olan sivil toplum kuruluşlarının hepsinin devreye sokulması zaten başından beri beklentimizdi. Ama, İmralı ve HDP daha örgütlü olduğu için onlar ister istemez daha sürecin içinde daha fazla göründüler. Şimdi bundan sonra herkesin, sözü olan süreçte vicdanen ve aklen bu sürecin barışçıl bir şekilde sonuçlanması için herkesin bu süreçte elini taşın altına koyması gerekir" dedi.

İmralı ve HDP'nin tek muhatap olmadığını da söyleyen Kurtulmuş, "Ama özellikle HDP son seçimde 5.5 milyon oy almış bir siyasi partinin söyleyecekleri varsa bunu demokratik usuller içerisinde mutlaka söylemelidirler. Bizim baştan beri dost tavsiyemiz bu kadar oy almış bir siyasi parti mutlaka terör ile arasına mesafe koyabilmesi ve "Biz artık bundan sonra terörün dile ile değil, biz bundan sonra siyasetin dili ile konuşuyoruz" diyerek sürece tam bir katkıda bulunması lazım. Ama HDP bu işin tek sorumlusu demek değildir. Memleketimizde milyonlarca Kürt kardeşimiz var, 78 milyon vatandaşımız var. Bu vatandaşlarımız her birisi kimin nerede ne sözü varsa bunu ortaya koyması ve samimi olarak bu sürece katkı sunmasını bekliyoruz. İnşallah bütün toplum kesimlerini dinlemeye devam edeceğiz" diye konuştu.

Yeni Anayasa tartışmalarını da değerlendiren Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, yeni Anayasa'nın Türkiye'nin özgürlükçü ruhuna uygun olarak, toplumun geniş kesimlerinin fikirleri alınarak yapılması gerektiğini söyledi.

'ÖN YARGISIZ BİR ŞEKİLDE BÜTÜN SİYASİ PARTİLER İLE GÖRÜŞMELER YAPACAĞIZ'

Kendilerinin "Biz nasılsa AK Parti olarak tek başına iktidarız, güç bizde" demeden, STK'ların, üniversitelerin, araştırma merkezlerinin, toplumun farklı kesimlerinin, herkesin görüşünü alarak, sonuçta yeni bir Anayasa'nın yapılması için canla başla mücadele edeceklerini söyleyen Kurtulmuş, şöyle konuştu:

"Önyargısız bir şekilde bütün siyasi partilerle görüşmeleri yapacağız. Bütün siyasi partilerden de önyargısız sürece destek vermelerini bekleyeceğiz. Sonuçta Anayasa, milletin Anayasası olacak. Türkiye'nin yeni bir Anayasa'yı yapabilecek siyasi olgunlukta olduğuna inanıyorum. Gerçekten milletin egemenliğini esas alan ve bürokratik, oligarşik mekanizmaları aşarak, doğrudan doğruya devletin yönetebildiği bir sistemi ortaya koyan bir Anayasa'ya ihtiyacımız var. Türkiye bunu yapacaktır. Yeni Anayasa konusunda her partinin kendi öncelikleri var. Bu öncelikler içerisinde hareket ediyor. Olmazsa olmaz noktaları var. Bir de "şu olmazsa biz yokuz" dedikleri noktalar var. Bunların hepsini geride bırakmak lazım. Yani mühim olan tabi ki partilerin Anayasa ile ilgili görüşleri olacaktır. Ama nihayetinde Anayasa'yı yapma meselesi, partilerin o dar kalıpları içerisinde ele alınacak bir husus değildir. Türkiye'de eşit ve özgür yurttaşlık temelinde yeni bir Türkiye'nin temelinin atılması bakımından bu Anayasa şarttır. Ben geçtiğimiz dönemde partilerin içine düşmüş oldukları bu tarafgir tutumu aşacaklarını ümit ediyor. Böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Ve inşallah Parlamento'dan da güzel bir Anayasa'nın çıkmasının mümkün olduğu kanaatindeyim."

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, Başkanlık sistemi tartışmalarına da değinerek, mevcut Anayasanın Cumhurbaşkanına yüksek yetkiler verdiğini ancak, yaptıklarına karşı kendisini sorumlu tutmadığını ifade ederek, şunları söyledi:

"Bunu dizayn edenler, 12 Eylül'den sonra Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olur, Turgut Özal Cumhurbaşkanı olur diye dizayn etmediler. Millet oy verir, birileri iktidara gelir ama millet adına devleti koruyacak bir mekanizma olsun diye bu mekanizma kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi ile, HSYK ile, diğer oligarşik kurumlarıyla yeri geldiğinde, TSK'nın devreye girmesiyle ama bir düdüklü tencerenin emniyet sübabı ila basıncı azaltan sübabı gibi Cumhurbaşkanlığı makamı millete karşı devletin elinde bulunan bir makamdı. Dolayısyla bu makam askeri bir mantıkta dizayn edilmiş bir makamdı. Hiç bir sorumluluğu yoktu, çok gelişmiş yetkileri var. Biz diyoruz ki, Türkiye'de evet sistem değişikliğine doğru gidilebilir. Etkin bir yürütmenin olabilmesi için başkanlık sistemi konuşulabilir. Ama bu başkanlık sisteminde başkan seçilecek kim olursa, aynı zamanda büyük sorumluluğu da olmalıdır. Aynı şekilde Parlamento'da da Başkanın görevlerini kontrol edebilecek, denetleyebilecek, bir denetim mekanizmasının da olması gerekir. Bütün bunların oluşturulması çerçevesinde Türkiye'de bir başkanlık konusunu konuşabiliriz. Bu başkanlık sistemi etkin bir yürütmenin olabilmesi için oluşturulacak konulardan biridir. Ama biz bunu ele alırken, ne Tayyip Erdoğan'ın şahsı ile ilgili bunu söylüyoruz, ne AK Parti'nin kurumsal kimliği için bunu söylüyoruz. Nihayetinde şahıslar 30 sene sonra, 40 sene sonra hayatta olmayacak. Biz şahıslarla ilgili bir şey konuşmuyoruz. Türkiye'nin geleceğiyle ilgili bir şey konuşuyoruz. Ve Türkiye'de yeni bir reforma ihtiyaç var. Anayasal, yasal, siyasi, hukuki ve ekonomik reformlara ihtiyaç var. Biz bunun için başkanlık sistemini tartışmaya açıyoruz. Tartışmaya açarken hiç bir dayatmada bulunmuyoruz. Nihayetinde kararı verecek olan millettir. Biz bir etkin bir yürütme için başkanlık sistemi tartışılabilir diyoruz. Sonunda millete gidilir, millet kabul ederse eder, etmezse etmez, son söz milletindir."

FOTOĞRAFLI

Sonraki Haber