Ağlama Anne

Epilepsi tanısı almış yavrusu ama hastane yolunu tutacak parası yok.İki kızıyla ona da haram; bir...

R. Bülend Kırmacı r.b.kirmaci@gmail.com

Epilepsi tanısı almış yavrusu ama hastane yolunu tutacak parası yok.

İki kızıyla ona da haram; bir lokma bir yudum yaşam.

Yeşil kart, “kırmızı” olmuş, ‘sigorta, “sonra (!) gel” demiş.

Sofi’nin Seçimi / Schindler’in Listesi değil…

Düzen, “tercih yaptırmış”:

Altı yaşındaki geride bırakmış… Hasta olanı, iki yaşında ve kucağında;

Zonguldak denizine koşuyor: içinde yanan ateş sönsün diye…

Can verdiği yavrusuyla atlayacak meçhule.

Kıyıdakini, kara kadere ve kedere bırakarak, polis tutmasa/ Vali görmese, atlayacak.

Ya o yavru? Ağlıyor muydu deryayı görünce, yoksa bir şaka mı sandı olan biteni?

Haber onu yazmıyor. Bilinmez.

Belki de evine dönünce, “ağlama anne” der, kim bilir!

Bilinen:

Bir anneyi ‘yavrusunun beşiğiyle’ ölümün eşiğine iten, toplumsal yıkımın koşullarıdır...

Evine ekmek götüremeyen babalar, evlatlarına ilaç bulamayan analar;

Masum bebeleriyle, bu barbar yıkımın kurbanlarıdırlar.

Ta ötelerde, çadırlarda yanan depremzedeler;

Yirmi milyona yakın yoksula, her yer Zonguldak, her yer Van’dır.

Evet, o bir anne ve bu sahnede elbet birincil elden utanç içinde!

Oysa, utanması gereken, ne analar ne babalardır; asıl utanması gerekenler, bu düzenden sorumlu olanlardır.

Sosyal Devlet’in tarumar edilmesi, yardımların keyfileştirilmesi, gelir adaletsizliği…

Denize asıl atılması gereken: toplumun kanını emen vurgunculuk ve soygunculuktur.

İnsancıl sosyal ve ekonomik koşullar garanti edilirse, analar da yavrular da ağlamaz.

Kaynak haber: http://gundem.milliyet.com.tr/bir-annenin-caresizligi/gundem/gundemdetay/13.01.2012/1488134/default.htm?ref=fblike

">

Epilepsi tanısı almış yavrusu ama hastane yolunu tutacak parası yok.

İki kızıyla ona da haram; bir lokma bir yudum yaşam.

Yeşil kart, “kırmızı” olmuş, ‘sigorta, “sonra (!) gel” demiş.

Sofi’nin Seçimi / Schindler’in Listesi değil…

Düzen, “tercih yaptırmış”:

Altı yaşındaki geride bırakmış… Hasta olanı, iki yaşında ve kucağında;

Zonguldak denizine koşuyor: içinde yanan ateş sönsün diye…

Can verdiği yavrusuyla atlayacak meçhule.

Kıyıdakini, kara kadere ve kedere bırakarak, polis tutmasa/ Vali görmese, atlayacak.

Ya o yavru? Ağlıyor muydu deryayı görünce, yoksa bir şaka mı sandı olan biteni?

Haber onu yazmıyor. Bilinmez.

Belki de evine dönünce, “ağlama anne” der, kim bilir!

Bilinen:

Bir anneyi ‘yavrusunun beşiğiyle’ ölümün eşiğine iten, toplumsal yıkımın koşullarıdır...

Evine ekmek götüremeyen babalar, evlatlarına ilaç bulamayan analar;

Masum bebeleriyle, bu barbar yıkımın kurbanlarıdırlar.

Ta ötelerde, çadırlarda yanan depremzedeler;

Yirmi milyona yakın yoksula, her yer Zonguldak, her yer Van’dır.

Evet, o bir anne ve bu sahnede elbet birincil elden utanç içinde!

Oysa, utanması gereken, ne analar ne babalardır; asıl utanması gerekenler, bu düzenden sorumlu olanlardır.

Sosyal Devlet’in tarumar edilmesi, yardımların keyfileştirilmesi, gelir adaletsizliği…

Denize asıl atılması gereken: toplumun kanını emen vurgunculuk ve soygunculuktur.

İnsancıl sosyal ve ekonomik koşullar garanti edilirse, analar da yavrular da ağlamaz.

Kaynak haber: http://gundem.milliyet.com.tr/bir-annenin-caresizligi/gundem/gundemdetay/13.01.2012/1488134/default.htm?ref=fblike

Tüm yazılarını göster