Astronot Niyazi nerede bizim arazi ?

Haber3.com yazarı R. Bülend Kırmacı yazdı: Astronot Niyazi nerede bizim arazi ?

R. Bülend Kırmacı r.b.kirmaci@gmail.com

Soğuk savaş yıllarında uzay araştırmalarının ciddi bir propaganda yüzü de vardı.
Günümüzde “uzay” artık daha çok ekonomide bir yarış alanı.

Adam “nükleer silahım var” derken, parasının değerine katkı yapmaya çalışıyor;
“uzay işi” de artık biraz böyle…
Ve “oh nihayet” artık bir astronotumuz var; hem de biletiyle uzayda!

Fakat öte yandan uzay araştırmaları ciddi bir konu! Uzayda rekabet asıl bu alanda…

Uydular örneğin, önemlice bir kira getirisi de var; iletişimde üstün olanın borusu ötüyor.

Tarımın izlenmesi; ürün deseni, hava durumunun takibi, deprem, sel, taşkın ve yangına karşı bir erken uyarı sisteminin teşkili evet bunların hepsi, havadan drone’lar ve uzaydan uydularla izlenmesi gereken olgular.

Dahası biyolojik saldırıların önlenmesi, uydu yarımıyla güvenlik güçlerinin desteklenmesi de mümkün… 

Uzaydaki parmak izimizi kimse hafife alamaz.

Alamaz ama biletiyle astronot göndermek hazırcı bir tercih gibi geliyor bana; olsa olsa moral duygumuzu güçlendirir… Ankara’nın müstafi belediye reisi bir seçim öncesinde uçak restoran yapacağım demişti ya onun gibi bir lezzet bırakıyor dimağımızda…

Tabii astronotumuzun uzaya gidişi ile dönüşü arasında bu memlekette kaç tane kadın cinayeti, kaç tarikatta çocuk istismarı haberi, kaç parsel kamu arazisi satışı, kaç kalem ürüne ne kadar zam olacağını bekleyip, göreceğiz.

Astronotumuz bunları mekikten izler mi bilemem ama biz bu bozuk ekonomi düzenin çilesini 24 saat, dört mevsim çekmeye devam edeceğiz…

Gerçekten emeklilerimiz ve asgari ücretlimiz beklediği zamları alamadı, geçim koşulları itibariyle her birimiz “Astronot Niyazi” vaziyetindeyiz…

Galaksiler arasında gelir dağılımı adaletsizliği açısından rekorlar kırdığımız, hayat pahalılığı ile fiyatların roket hızıyla yükseldiği de aşikar…

Astronotumuzun uzaya erişiyle geri dönüp ayağının toprağa değişi arasında sıkı duralım bakalım, domates, hıyar, altın ki 24 ayar ve sıradan bir bilgisayar kaç liraydı kaç lira olacak?
O arada…
İnşallah Merkez Bankası Başkanımız İstanbul’da kendisine kiralık ev bulacak mı?
Maşallah bekar kızlar kocaya varacak mı?

Değerli okurlarım, sorun uzaya adam göndermekle bitmiyor… 

Hangi arazide yaşıyoruz, hangi siyasetle, hangi ekonomi tercihleri ile yönetiliyoruz, ne kadar katma değer üretiyor, hangi üniversitelerle bilimde ilerliyoruz; sorun burada!

Sormak lazım: Okullarda eğitimi layıkıyla verebiliyor muyuz? Her yurttaşımız sağlık haklarından, özellikle de birinci basamak sağlık olanaklarından yeterince yararlanabiliyor mu? Uçağın, otobüsün bilet parasını karşılayıp bir bayramda olsun memleketimize rahatça gidebiliyor muyuz?

Bu soruların yanıtlarını bizler de uzaya birlikte gittiğimiz ülkelerin insanları da biliyor…

Devlet fabrikalarını arsa fiyatını satıp, zarar eden AVM’leri kamu banklarının sırtına yükleyip, Karadeniz başta dereyi, vadiyi, ormanı talana açıp sonra da araba çoraba pazarlayıp, üretimsiz-denetimsiz borçlanma ekonomisinin yükü altında eziliyor muyuz, ezilmiyor muyuz?

Yazımızın başlığında  “… nerede bizim arazi?” derken sorduğumuz soru nerede bizim kamuculuğumuz, planlama anlayışımız, sosyalliğimiz, yatırımlarımız sorusudur?..

Maalesef bu açıdan kara delik söz konusudur ve “arsamızda niyazi!” oluşumuz da bundandır.

">

Soğuk savaş yıllarında uzay araştırmalarının ciddi bir propaganda yüzü de vardı.
Günümüzde “uzay” artık daha çok ekonomide bir yarış alanı.

Adam “nükleer silahım var” derken, parasının değerine katkı yapmaya çalışıyor;
“uzay işi” de artık biraz böyle…
Ve “oh nihayet” artık bir astronotumuz var; hem de biletiyle uzayda!

Fakat öte yandan uzay araştırmaları ciddi bir konu! Uzayda rekabet asıl bu alanda…

Uydular örneğin, önemlice bir kira getirisi de var; iletişimde üstün olanın borusu ötüyor.

Tarımın izlenmesi; ürün deseni, hava durumunun takibi, deprem, sel, taşkın ve yangına karşı bir erken uyarı sisteminin teşkili evet bunların hepsi, havadan drone’lar ve uzaydan uydularla izlenmesi gereken olgular.

Dahası biyolojik saldırıların önlenmesi, uydu yarımıyla güvenlik güçlerinin desteklenmesi de mümkün… 

Uzaydaki parmak izimizi kimse hafife alamaz.

Alamaz ama biletiyle astronot göndermek hazırcı bir tercih gibi geliyor bana; olsa olsa moral duygumuzu güçlendirir… Ankara’nın müstafi belediye reisi bir seçim öncesinde uçak restoran yapacağım demişti ya onun gibi bir lezzet bırakıyor dimağımızda…

Tabii astronotumuzun uzaya gidişi ile dönüşü arasında bu memlekette kaç tane kadın cinayeti, kaç tarikatta çocuk istismarı haberi, kaç parsel kamu arazisi satışı, kaç kalem ürüne ne kadar zam olacağını bekleyip, göreceğiz.

Astronotumuz bunları mekikten izler mi bilemem ama biz bu bozuk ekonomi düzenin çilesini 24 saat, dört mevsim çekmeye devam edeceğiz…

Gerçekten emeklilerimiz ve asgari ücretlimiz beklediği zamları alamadı, geçim koşulları itibariyle her birimiz “Astronot Niyazi” vaziyetindeyiz…

Galaksiler arasında gelir dağılımı adaletsizliği açısından rekorlar kırdığımız, hayat pahalılığı ile fiyatların roket hızıyla yükseldiği de aşikar…

Astronotumuzun uzaya erişiyle geri dönüp ayağının toprağa değişi arasında sıkı duralım bakalım, domates, hıyar, altın ki 24 ayar ve sıradan bir bilgisayar kaç liraydı kaç lira olacak?
O arada…
İnşallah Merkez Bankası Başkanımız İstanbul’da kendisine kiralık ev bulacak mı?
Maşallah bekar kızlar kocaya varacak mı?

Değerli okurlarım, sorun uzaya adam göndermekle bitmiyor… 

Hangi arazide yaşıyoruz, hangi siyasetle, hangi ekonomi tercihleri ile yönetiliyoruz, ne kadar katma değer üretiyor, hangi üniversitelerle bilimde ilerliyoruz; sorun burada!

Sormak lazım: Okullarda eğitimi layıkıyla verebiliyor muyuz? Her yurttaşımız sağlık haklarından, özellikle de birinci basamak sağlık olanaklarından yeterince yararlanabiliyor mu? Uçağın, otobüsün bilet parasını karşılayıp bir bayramda olsun memleketimize rahatça gidebiliyor muyuz?

Bu soruların yanıtlarını bizler de uzaya birlikte gittiğimiz ülkelerin insanları da biliyor…

Devlet fabrikalarını arsa fiyatını satıp, zarar eden AVM’leri kamu banklarının sırtına yükleyip, Karadeniz başta dereyi, vadiyi, ormanı talana açıp sonra da araba çoraba pazarlayıp, üretimsiz-denetimsiz borçlanma ekonomisinin yükü altında eziliyor muyuz, ezilmiyor muyuz?

Yazımızın başlığında  “… nerede bizim arazi?” derken sorduğumuz soru nerede bizim kamuculuğumuz, planlama anlayışımız, sosyalliğimiz, yatırımlarımız sorusudur?..

Maalesef bu açıdan kara delik söz konusudur ve “arsamızda niyazi!” oluşumuz da bundandır.

Tüm yazılarını göster