Ayastefanos ve Sevr Travmasının T.S.K. Yapılanmasına Etkisi

Mektup Modasından Uzak Durdum Bugünlerde önüne gelen Genel Kurmay Başkanı'na...

Engin Civan engin.civan@haber3.com

Mektup Modasından Uzak Durdum

Bugünlerde önüne gelen Genel Kurmay Başkanı'na mektup yazıyor. Tahrik eden, akıl veren, 'Tarzan zorda' benzetmesi yapan gırla. Eğer mektup yazacak olsam T.S.K. Başkanına değil tüm kurmay subaylara yazardım. İki seneliğine görev yapan başkanın yaptırım gücü sınırlıdır. T.S.K. dünya ve bölge gerçeklerini teknolojik gelişmelerle harmanlayıp yeni bir kuvvet yapılanmasına gitmek zorundadır. Bu değişim de 15-20 senelik bir yapılanma gerektirmekte. Bu nedenle mektupların muhatabı G.K. Başkanı değil yeni mezun kurmaylar olmalıydı.

Kurumlar Tarihi Tecrübenin Eseri

Aile büyüklerinin 93 harbi olarak tasvir ettikleri 1877-78 Rus-Osmanlı savaşı üzerinde fazla durulmuyan bir savaştır. Osmanlı için büyük bir hezimettir ve savaşın 'bizim mahalleye' gelmesidir.

Bu savaş iki halk kahramanının savunmada insanüstü gayretini sembolleştiren bir savaş olarak toplumsal hafızaya kayıt edilmiştir. Doğu'da Nene Hatun'un Kasım 1877'de yaptığı kahramanlık, Batı'da savunma tekniklerinde tarihe geçen, Gazi Osman Paşa'nın Aralık 1877 Plevne kahramanlığı.

Sonuçta, Rus orduları iki ayda, eski adıyla Ayastefanos yeni adıyla Yeşilköy semtine gelmiş ve bugünkü Atatürk Havalimanı sahasına kamp kurmuştur. İnanılmaz ağır şartlarda bir anlaşma imzalanmış, İngilizler Rusları protesto etmek için Kraliyet Donanması'nı Marmara'ya göndermiştir. Cumhuriyet'in kurucu kadroları için bu tecrübe büyük bir travmadır. Mustafa Kemal Paşa bu hezimetten 3 yıl sonra doğmuş ve Harbiye'de bu dersleri analiz etmiş bir kurmaydır.

Bir Osmanlı albayı olarak Çanakkale'de görev yapan Mustafa Kemal, Gazi Osman Paşa'nın tecrübelerinden yararlanmıştır. Mustafa Kemal şu sonuca varmıştır, "Boğazlar denizden değil ancak karadan fethedilir". İşte bugünlerde tekrar gündeme gelen 1. Ordu'nun kuruluş mantığı budur. Trakya üzerinden gelecek Boğaz'ları hedef alan bir kara saldırısını önlemek.

İkinci Travma Sevr

Ayastefanos travmasıyla yetişen nesiller kucaklarında Sevr anlaşmasını bulmuştur. İmparatorluk dağıltılmış, sırtlan sofrasında taksim öneren bir anlaşma masaya konmuştur. Sevr konusu çok analiz edildi, konuyu dağıtmayalım. Sonuçları malum. Benim üzerinden durmak istediğim, iki büyük travmanın, Ayastefanos ve Sevr anlaşmalarının ikisininde yürürlüğe konulamadan başka anlaşmalarla geçersiz kılınmasıdır. Her iki anlaşma da gerçeklerden uzak ve ütopik olmalarına rağmen toplumsal hafızada derin yaralar açmıştır. Ölü doğan iki anlaşmanın bu denli derin iz brakmasıda ayrı bir ilginçlik.

Kuvvet Yapılanması

Türkiye'de silahlı kuvvetler tarihsel olarak kara kuvvetleri olarak algılanır. Bugün dört ordu olarak yapılanmıştır, Batı'da Ege Ordusu, Güney Doğu'da İkinci Ordu, Doğu'da Üçüncü Ordu. NATO üyesi olarak Türkiye Sovyet Bloğunun doğrudan komşusu tek üyeydi. Üçüncü Ordu bu bağlamda ele alınmalıdır. İkinci Ordu'nun görevi sıcak etnik bölgedir. Ege Ordusu Yunanistan'la gerginliğin tırmandığı yıllarda kurulmuş bir ordudur. Ege Ordusu'nun tarihsel tercrübeden gelen bir dayanağı yoktur. Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşın'da uyguladığı strateji, Büyük İskender'den bu yana geçerli, kara savaşı gerçeğidir. Ankara platosunu kontrol eden, Batı Anadolu'yu kontrol eder!

Aktif personel olarak tüm silahlı kuvvetler 800 bin kişilik bir güçle dünya sekizincisidir. İlk yedide milyarlık Çin, Hindistan, süpergüçler ABD, Rusya ayrıca Vietnam ve İran gibi radikal ülkeler bulunmaktadır.

Türkiye tarihinde bir hava savaşı yoktur. Türkiye hava saldırısına uğramış bir ülke de değidir. Modern deniz savaşları tecrübeside yoktur. Hamidiye ve Yavuz gibi ferdi kahramanlıklar dışında organize deniz çatışması tecrübesi yoktur.

Militarist Gelişmeler: 21.Yüzyılda Neler Oluyor ve Olacak?


Batı'da komşularımız Yunanistan ve Bulgaristan AB üyesi. Balkanlarda Romanya ve diğer küçükler aynı kulübe üye. Türkiye AB'ye girmek için kendini parçalıyor. Yakın geçmişte Boşnakların maruz kaldığı etnik temizliği durduran ABD'nin Sırbistan'ı havadan bombalamasıdır. (Sırplar da toplumsal tarihlerini buzluğa atıp, Osmanlılara yenildikleri 1389 Kosovo savaşına takılma hatasını yapmışlardı)

Geçmişte İngiliz desteğiyle Batı Anadolu'ya saldıran Yunanistan veya Rusya'nın desteğiyle Balkan savaşı çıkaran Bulgaristan'ın Boğazlara saldırma olasılığı nedir? Doğu'da iki küçük ve ekonomik olarak çökmüş devlet, Gürcistan ve Ermenistan'nın oluşturduğu tehdit nedir? Ortak sınırları 400 yıldır değişmemiş İran'la Türkiye'nin kapışması ihtimali nedir? Bu sorular analiz edilmesi gereken sorulardır.

Güney Doğu bugünkü çerçevede tek sıcak bölgedir. Sadece etnik gerginlik değil, su ve enerji kaynakları bölgeyi hassas kılmaktadır. Bugüne kadar yapılan terörle mücadelede sonuç alınamadağıda aşikar.

21.Yüzyıda ülkelerin birbirine saldırması olasılığı azdır. Sıcak çatışmaların, ideolojik ve fanatik gruplarla, düşük yoğunlukta ve asimetrik olmasını bekleyebiliriz. Ülkelerin birbirlerinin ulusal sınırlarını değiştirecek savaş nedenleri günümüz dünyasında gerçekçi değil. Örneğin, devlet otoritesinin olmadığı bir ülke Somali, bugün dünya ticaretini etkileyen bir korsan diyarı yaratmıştır. Önlenen her saldırıya karşın yedi kaçırma olayı vardır. Koskoca donanmalar çaresiz duruma düşmüştür.
İkinci bir örnek, Doğu'dan Batı'ya köprü görevi gören Türkiye'nin, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı olgusunda oynadığı roldür. Binlerce insan, onbinlerce ton uyuşturucu Türkiye üzerinden denizden ve karadan Avrupa'ya gitmekte. Bu trafiği tanklar değil insansız uçaklar, kızılötesi görüntülü sahil muhfaza botları önler.

İkici dünya savaşından sonra oluşan dünyada, esas kara çatışmasının Doğu Avrupa düzlüklerinde NATO ve Sovyet kuvvetleri arasında olacağı öngörülmüştür. Tank savaşı çatışmanın kırılma noktası olarak kabül görmüştür. Anadolu bugüne kadar bir tank savaşına sahne olmamıştır. Uzak bir olasılık, Balkanlar üzerinden Boğazlara veya Kafkasya üzerinden Orta Doğu petrollerine bir Sovyet saldırısı büyük tank birliklerinin birikimini getirmiştir.

Şimdi soğuk savaş bitti. Nükleer başlıklar ve ağır tanklar gibi pahalı silahlar (obsolete = kullanım dışı) kalmıştır. Günümüz teknolojisiyle özellikle hava kuvvetleri ve deniz kuvvetlerinin önemi ortaya çıkmıştır. Sayısal olarak baktığımızda yarım milyon Kara Kuvvetlerine karşın, Türkiye'nin deniz ve hava gücü 50-60 bin civarındadır. Eğer Türkiye başka bir ülkeyi işgal etmek istemiyorsa ya da Türkiye ciddi bir işgal tehtidi altında kalmayacaksa bu rakamlar çok yüksek ve dengesizdir.

Nasıl Bir Silahlı Kuvvetler?

Günümüz dünyası değişmiştir. Silahlı kuvvetlerin sayısal olarak azaltılması, profesyönel bir orduya geçme zamanı gelmiştir. Vurucu gücü yüksek, aşırı mobil, silahları son teknikle donanımlı bir silahlı gücün zamanı gelmiştir. Pahalı 'oyuncaklar' yerine etkili silahların hem tedarik hem geliştirilmesi gerekir. Vurucu gücü yüksek profesyonel bir ordu hem Türkiye'nin bölgedeki barışcıl rolünü arttırır hem de bu role karşı olanların 'şehit' edebiyatına son verir.

Jeopolitik konumu gereği geçmişte Amerikan Başkanı tarafından 'batmaz uçak gemisi Türkiye' görevi zaman aşımına uğramıştır, bitmiştir.

Sayısal çoğunluk yerine vurucu gücü yüksek, hava ve denizde söz sahibi bir ordu zamanıdır.

Mentalite Değişikliği Olmadan Olmaz

Bugün ordu için darbe suçlamaları var. Ordu içi eğitimi eleştirenler var. Olay medyaya kayıkçı kavgası olarakta yansımış durumda. Prestijler yerlerde.

Aşağıda size Genel Kurmay resmi sitesinin tarihçe bölümünden bir alıntı yaparak analizime devam edeceğim:

"Kişi olarak askerliğe gönül veren Türkler tüm dünyaya ordu-millet olduklarını kanıtlamışlardı. Orta Asya’daki
Türk uluslarından başlayarak, her Türk savaşçı durumunda olduğundan askerliğe özel meslek gözü ile bakılmamıştır.

Göktürk kitabelerinde belirtilen tanrı vergisi askerlik misyonu, Türklerin bütün zamanlarda ülküsü kabul edildi"

Bu yaklaşım gerçekçi bir yaklaşım değildir. Özellikle Osmanlı'nın çöküşünden bu yana modernleşmeyi hedef seçen bir kurum olan Silahlı Kuvvetler için. Çağdaş Türkiye, Orta Asya Türklüğü ile ne kadar kültür ve DNA bağlantısına sahiptir, tartışılır. Orta Asya' da hükümran devletler kardeş diyerek Türkiye'ye ucuz doğalgaz ve petrol satmıyorlar. Aksine Orta Asyalılar süper güçler, ABD, Rusya ve Çin'le denge politikalarında doğal kaynaklarını koz olarak kullanıyorlar. Kaldı ki Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal'in Türklük tanımı,' Bizim milliyetçiliğizin esası dil birliğinin korunması ile mümkün olacaktır.' şeklinde ifade bulmuştur. 

Sürdürülemez Durum


Bu haftaki analizim biraz uzun oldu ama konu çok önemli. Çok şükür, hiç bir kuruma angaje değilim, patron boyunduruğum da yok.

Türkiye'nin bölge konumu, soğuk savaşın bitmesi, Türkiye ekonomisinin büyüme koşulları, iletişim tekelinin kalkmış olması, kurumların var oluş nedenlerini evrime zorlamakta. Eskinin 'yüksek ve afaki' değerlerinin sorgulanması kaçınılmaz. Demokrasinin henüz cılız olduğu Türkiye gibi bir ülkede geleneksel olarak en güçlü ve en kaliteli elamanlara sahip kurumun sorgulanması da doğal. Geçmişte yapılan darbelerin bugün doğru olup olmadığı da tartışılması sağlıklı bir gelişme.

Görevliyken veya genç yaşta emekli olan binlerce subayın vatanı ve ülkeyi kurtarmayı vazife edinmeleri de sayısal çokluktan kaynaklanmakta.

Buna oy çokluğuna dayalı iktidar ve delege çoğunluğuna dayalı parti başkanlığı eklenince ortaya çapsız ve inatçı politikacılarla sahneye konan traji-komik bir oyun çıkmakta. (Etrafta dolaşan politikacıların toplam yaşı İsa peygamberin doğum tarihini aşmakta!) Harp okulu mezunu kaliteli subaylar da bu oyuncuları beğenmememekte. 12 Eylül'e giden yolda bir çok askerin Demirel'in kasaba politikacılığından yaka silktiğini biliyoruz.

Sayısal büyüklüğü bu kadar çok, ülkenin tüm sathında presansı olan bir kurumun büyük eleştirilere hadef olması doğaldır. O kurumunda reaksiyon olarak toplumun büyük bölümünden kopmuş, içine kapanık, varlığını sürdüren bir kurum olması doğaldır. (Konunun bir de Türkiye ekonomisinin 3.büyük holdingi olan OYAK Holding ekonomik boyutu var, ancak bu ayrı bir yazı konusu)

Yukarıda özetlemeye çalıştığım karmaşık durum sürdürülemez. Siyaset, Adalet gibi her yurttaşın kalitesinden şiyaketçi olduğu kurumların önünün açılması, silahlı kuvvetlerin kendisini reformdan geçirmesiyle mümkündür.

Vizyon,misyon, kurum hedefi gibi çağdaş demokrasilere yakışan orduların yapması gerekenleri yapmak zamanıdır. Bir kurumun üst düzey yöneticilerinin önceliği kurumun statüskosunu korumaktır bu nedenle yukarıda uzun tutmak zorunda kaldığım analizim umarım taze kurmaylarca okunur.

6 Şubat 2010

Washington DC


Meraklısına Not : Kullandığımız resimler Rusların Yeşilköy'de diktikleri Ayastefanos Zafer anıtı ve bu anıtın 1914'de yıkımının çekilmiş filmidir. Ordu tarafından çekilen bu görüntü tarihe ilk Türk filmi olarak geçmiştir.
 

">

Mektup Modasından Uzak Durdum

Bugünlerde önüne gelen Genel Kurmay Başkanı'na mektup yazıyor. Tahrik eden, akıl veren, 'Tarzan zorda' benzetmesi yapan gırla. Eğer mektup yazacak olsam T.S.K. Başkanına değil tüm kurmay subaylara yazardım. İki seneliğine görev yapan başkanın yaptırım gücü sınırlıdır. T.S.K. dünya ve bölge gerçeklerini teknolojik gelişmelerle harmanlayıp yeni bir kuvvet yapılanmasına gitmek zorundadır. Bu değişim de 15-20 senelik bir yapılanma gerektirmekte. Bu nedenle mektupların muhatabı G.K. Başkanı değil yeni mezun kurmaylar olmalıydı.

Kurumlar Tarihi Tecrübenin Eseri

Aile büyüklerinin 93 harbi olarak tasvir ettikleri 1877-78 Rus-Osmanlı savaşı üzerinde fazla durulmuyan bir savaştır. Osmanlı için büyük bir hezimettir ve savaşın 'bizim mahalleye' gelmesidir.

Bu savaş iki halk kahramanının savunmada insanüstü gayretini sembolleştiren bir savaş olarak toplumsal hafızaya kayıt edilmiştir. Doğu'da Nene Hatun'un Kasım 1877'de yaptığı kahramanlık, Batı'da savunma tekniklerinde tarihe geçen, Gazi Osman Paşa'nın Aralık 1877 Plevne kahramanlığı.

Sonuçta, Rus orduları iki ayda, eski adıyla Ayastefanos yeni adıyla Yeşilköy semtine gelmiş ve bugünkü Atatürk Havalimanı sahasına kamp kurmuştur. İnanılmaz ağır şartlarda bir anlaşma imzalanmış, İngilizler Rusları protesto etmek için Kraliyet Donanması'nı Marmara'ya göndermiştir. Cumhuriyet'in kurucu kadroları için bu tecrübe büyük bir travmadır. Mustafa Kemal Paşa bu hezimetten 3 yıl sonra doğmuş ve Harbiye'de bu dersleri analiz etmiş bir kurmaydır.

Bir Osmanlı albayı olarak Çanakkale'de görev yapan Mustafa Kemal, Gazi Osman Paşa'nın tecrübelerinden yararlanmıştır. Mustafa Kemal şu sonuca varmıştır, "Boğazlar denizden değil ancak karadan fethedilir". İşte bugünlerde tekrar gündeme gelen 1. Ordu'nun kuruluş mantığı budur. Trakya üzerinden gelecek Boğaz'ları hedef alan bir kara saldırısını önlemek.

İkinci Travma Sevr

Ayastefanos travmasıyla yetişen nesiller kucaklarında Sevr anlaşmasını bulmuştur. İmparatorluk dağıltılmış, sırtlan sofrasında taksim öneren bir anlaşma masaya konmuştur. Sevr konusu çok analiz edildi, konuyu dağıtmayalım. Sonuçları malum. Benim üzerinden durmak istediğim, iki büyük travmanın, Ayastefanos ve Sevr anlaşmalarının ikisininde yürürlüğe konulamadan başka anlaşmalarla geçersiz kılınmasıdır. Her iki anlaşma da gerçeklerden uzak ve ütopik olmalarına rağmen toplumsal hafızada derin yaralar açmıştır. Ölü doğan iki anlaşmanın bu denli derin iz brakmasıda ayrı bir ilginçlik.

Kuvvet Yapılanması

Türkiye'de silahlı kuvvetler tarihsel olarak kara kuvvetleri olarak algılanır. Bugün dört ordu olarak yapılanmıştır, Batı'da Ege Ordusu, Güney Doğu'da İkinci Ordu, Doğu'da Üçüncü Ordu. NATO üyesi olarak Türkiye Sovyet Bloğunun doğrudan komşusu tek üyeydi. Üçüncü Ordu bu bağlamda ele alınmalıdır. İkinci Ordu'nun görevi sıcak etnik bölgedir. Ege Ordusu Yunanistan'la gerginliğin tırmandığı yıllarda kurulmuş bir ordudur. Ege Ordusu'nun tarihsel tercrübeden gelen bir dayanağı yoktur. Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşın'da uyguladığı strateji, Büyük İskender'den bu yana geçerli, kara savaşı gerçeğidir. Ankara platosunu kontrol eden, Batı Anadolu'yu kontrol eder!

Aktif personel olarak tüm silahlı kuvvetler 800 bin kişilik bir güçle dünya sekizincisidir. İlk yedide milyarlık Çin, Hindistan, süpergüçler ABD, Rusya ayrıca Vietnam ve İran gibi radikal ülkeler bulunmaktadır.

Türkiye tarihinde bir hava savaşı yoktur. Türkiye hava saldırısına uğramış bir ülke de değidir. Modern deniz savaşları tecrübeside yoktur. Hamidiye ve Yavuz gibi ferdi kahramanlıklar dışında organize deniz çatışması tecrübesi yoktur.

Militarist Gelişmeler: 21.Yüzyılda Neler Oluyor ve Olacak?


Batı'da komşularımız Yunanistan ve Bulgaristan AB üyesi. Balkanlarda Romanya ve diğer küçükler aynı kulübe üye. Türkiye AB'ye girmek için kendini parçalıyor. Yakın geçmişte Boşnakların maruz kaldığı etnik temizliği durduran ABD'nin Sırbistan'ı havadan bombalamasıdır. (Sırplar da toplumsal tarihlerini buzluğa atıp, Osmanlılara yenildikleri 1389 Kosovo savaşına takılma hatasını yapmışlardı)

Geçmişte İngiliz desteğiyle Batı Anadolu'ya saldıran Yunanistan veya Rusya'nın desteğiyle Balkan savaşı çıkaran Bulgaristan'ın Boğazlara saldırma olasılığı nedir? Doğu'da iki küçük ve ekonomik olarak çökmüş devlet, Gürcistan ve Ermenistan'nın oluşturduğu tehdit nedir? Ortak sınırları 400 yıldır değişmemiş İran'la Türkiye'nin kapışması ihtimali nedir? Bu sorular analiz edilmesi gereken sorulardır.

Güney Doğu bugünkü çerçevede tek sıcak bölgedir. Sadece etnik gerginlik değil, su ve enerji kaynakları bölgeyi hassas kılmaktadır. Bugüne kadar yapılan terörle mücadelede sonuç alınamadağıda aşikar.

21.Yüzyıda ülkelerin birbirine saldırması olasılığı azdır. Sıcak çatışmaların, ideolojik ve fanatik gruplarla, düşük yoğunlukta ve asimetrik olmasını bekleyebiliriz. Ülkelerin birbirlerinin ulusal sınırlarını değiştirecek savaş nedenleri günümüz dünyasında gerçekçi değil. Örneğin, devlet otoritesinin olmadığı bir ülke Somali, bugün dünya ticaretini etkileyen bir korsan diyarı yaratmıştır. Önlenen her saldırıya karşın yedi kaçırma olayı vardır. Koskoca donanmalar çaresiz duruma düşmüştür.
İkinci bir örnek, Doğu'dan Batı'ya köprü görevi gören Türkiye'nin, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı olgusunda oynadığı roldür. Binlerce insan, onbinlerce ton uyuşturucu Türkiye üzerinden denizden ve karadan Avrupa'ya gitmekte. Bu trafiği tanklar değil insansız uçaklar, kızılötesi görüntülü sahil muhfaza botları önler.

İkici dünya savaşından sonra oluşan dünyada, esas kara çatışmasının Doğu Avrupa düzlüklerinde NATO ve Sovyet kuvvetleri arasında olacağı öngörülmüştür. Tank savaşı çatışmanın kırılma noktası olarak kabül görmüştür. Anadolu bugüne kadar bir tank savaşına sahne olmamıştır. Uzak bir olasılık, Balkanlar üzerinden Boğazlara veya Kafkasya üzerinden Orta Doğu petrollerine bir Sovyet saldırısı büyük tank birliklerinin birikimini getirmiştir.

Şimdi soğuk savaş bitti. Nükleer başlıklar ve ağır tanklar gibi pahalı silahlar (obsolete = kullanım dışı) kalmıştır. Günümüz teknolojisiyle özellikle hava kuvvetleri ve deniz kuvvetlerinin önemi ortaya çıkmıştır. Sayısal olarak baktığımızda yarım milyon Kara Kuvvetlerine karşın, Türkiye'nin deniz ve hava gücü 50-60 bin civarındadır. Eğer Türkiye başka bir ülkeyi işgal etmek istemiyorsa ya da Türkiye ciddi bir işgal tehtidi altında kalmayacaksa bu rakamlar çok yüksek ve dengesizdir.

Nasıl Bir Silahlı Kuvvetler?

Günümüz dünyası değişmiştir. Silahlı kuvvetlerin sayısal olarak azaltılması, profesyönel bir orduya geçme zamanı gelmiştir. Vurucu gücü yüksek, aşırı mobil, silahları son teknikle donanımlı bir silahlı gücün zamanı gelmiştir. Pahalı 'oyuncaklar' yerine etkili silahların hem tedarik hem geliştirilmesi gerekir. Vurucu gücü yüksek profesyonel bir ordu hem Türkiye'nin bölgedeki barışcıl rolünü arttırır hem de bu role karşı olanların 'şehit' edebiyatına son verir.

Jeopolitik konumu gereği geçmişte Amerikan Başkanı tarafından 'batmaz uçak gemisi Türkiye' görevi zaman aşımına uğramıştır, bitmiştir.

Sayısal çoğunluk yerine vurucu gücü yüksek, hava ve denizde söz sahibi bir ordu zamanıdır.

Mentalite Değişikliği Olmadan Olmaz

Bugün ordu için darbe suçlamaları var. Ordu içi eğitimi eleştirenler var. Olay medyaya kayıkçı kavgası olarakta yansımış durumda. Prestijler yerlerde.

Aşağıda size Genel Kurmay resmi sitesinin tarihçe bölümünden bir alıntı yaparak analizime devam edeceğim:

"Kişi olarak askerliğe gönül veren Türkler tüm dünyaya ordu-millet olduklarını kanıtlamışlardı. Orta Asya’daki
Türk uluslarından başlayarak, her Türk savaşçı durumunda olduğundan askerliğe özel meslek gözü ile bakılmamıştır.

Göktürk kitabelerinde belirtilen tanrı vergisi askerlik misyonu, Türklerin bütün zamanlarda ülküsü kabul edildi"

Bu yaklaşım gerçekçi bir yaklaşım değildir. Özellikle Osmanlı'nın çöküşünden bu yana modernleşmeyi hedef seçen bir kurum olan Silahlı Kuvvetler için. Çağdaş Türkiye, Orta Asya Türklüğü ile ne kadar kültür ve DNA bağlantısına sahiptir, tartışılır. Orta Asya' da hükümran devletler kardeş diyerek Türkiye'ye ucuz doğalgaz ve petrol satmıyorlar. Aksine Orta Asyalılar süper güçler, ABD, Rusya ve Çin'le denge politikalarında doğal kaynaklarını koz olarak kullanıyorlar. Kaldı ki Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal'in Türklük tanımı,' Bizim milliyetçiliğizin esası dil birliğinin korunması ile mümkün olacaktır.' şeklinde ifade bulmuştur. 

Sürdürülemez Durum


Bu haftaki analizim biraz uzun oldu ama konu çok önemli. Çok şükür, hiç bir kuruma angaje değilim, patron boyunduruğum da yok.

Türkiye'nin bölge konumu, soğuk savaşın bitmesi, Türkiye ekonomisinin büyüme koşulları, iletişim tekelinin kalkmış olması, kurumların var oluş nedenlerini evrime zorlamakta. Eskinin 'yüksek ve afaki' değerlerinin sorgulanması kaçınılmaz. Demokrasinin henüz cılız olduğu Türkiye gibi bir ülkede geleneksel olarak en güçlü ve en kaliteli elamanlara sahip kurumun sorgulanması da doğal. Geçmişte yapılan darbelerin bugün doğru olup olmadığı da tartışılması sağlıklı bir gelişme.

Görevliyken veya genç yaşta emekli olan binlerce subayın vatanı ve ülkeyi kurtarmayı vazife edinmeleri de sayısal çokluktan kaynaklanmakta.

Buna oy çokluğuna dayalı iktidar ve delege çoğunluğuna dayalı parti başkanlığı eklenince ortaya çapsız ve inatçı politikacılarla sahneye konan traji-komik bir oyun çıkmakta. (Etrafta dolaşan politikacıların toplam yaşı İsa peygamberin doğum tarihini aşmakta!) Harp okulu mezunu kaliteli subaylar da bu oyuncuları beğenmememekte. 12 Eylül'e giden yolda bir çok askerin Demirel'in kasaba politikacılığından yaka silktiğini biliyoruz.

Sayısal büyüklüğü bu kadar çok, ülkenin tüm sathında presansı olan bir kurumun büyük eleştirilere hadef olması doğaldır. O kurumunda reaksiyon olarak toplumun büyük bölümünden kopmuş, içine kapanık, varlığını sürdüren bir kurum olması doğaldır. (Konunun bir de Türkiye ekonomisinin 3.büyük holdingi olan OYAK Holding ekonomik boyutu var, ancak bu ayrı bir yazı konusu)

Yukarıda özetlemeye çalıştığım karmaşık durum sürdürülemez. Siyaset, Adalet gibi her yurttaşın kalitesinden şiyaketçi olduğu kurumların önünün açılması, silahlı kuvvetlerin kendisini reformdan geçirmesiyle mümkündür.

Vizyon,misyon, kurum hedefi gibi çağdaş demokrasilere yakışan orduların yapması gerekenleri yapmak zamanıdır. Bir kurumun üst düzey yöneticilerinin önceliği kurumun statüskosunu korumaktır bu nedenle yukarıda uzun tutmak zorunda kaldığım analizim umarım taze kurmaylarca okunur.

6 Şubat 2010

Washington DC


Meraklısına Not : Kullandığımız resimler Rusların Yeşilköy'de diktikleri Ayastefanos Zafer anıtı ve bu anıtın 1914'de yıkımının çekilmiş filmidir. Ordu tarafından çekilen bu görüntü tarihe ilk Türk filmi olarak geçmiştir.
 

Tüm yazılarını göster