CHP'nin vakıf olma zamanı geldi

Haber3.com yazarı Engin Civan yazdı: Gelin CHP’yi vakıf yapın.

Engin Civan engin.civan@haber3.com

Takvimler 2019’un Ocak ayını gösteriyor. Her sene olduğu gibi Avrupa'da kayak tatili yapıyoruz. Gençler sabahtan dağa çıkıyor. Belli bir yaşa geldiğim için riski göze almıyorum, şirin İtalyan kasabasında günü annemle beraber geçiriyorum. Otelde bol bol TV izliyorum. TV’lerde bir Wuhan, Çin, virüs muhabbetidir gidiyor.

Birkaç gün sonra durumu biraz da kalbi hislerle çözdüm. Olay büyük ve dünyanın başına küresel olarak görülmemiş bir bela açacak.

Araştırmamı yaptım ve İtalya dönüşü, İstanbul- Washington 12 saatlik uçuşta analizimi yazmaya başladım.

Yazı yazarken benim de kendime göre bir rutinim var. Bourbon içerim, Türk müziği dinlerim ve tespih çekerim.

Kovid henüz bilinmediği için THY’de içki servisi var. Bourbon yok, viskiyle devam. Kulaklığı taktım; Türkçe nameler, ana karnından itibaren DNA’mıza işlemiş sedalarla kelimeler İPad’de yazıya dökülüyor. Keyfim 1500!

Derken ikinci kadeh geldi ve bir ara hostes kız gelip beni uyardı: Yemek servisi başlıyor. Kulaklığı çıkarır çıkarmaz yan koltuğumda oturan beyefendi bana döndü ve ‘Excuse me brother = Kardeş Pardon, Are You Muslim = Müslüman mısınız’ diye sordu. Benim reaksiyon cevabım: “Elhamdülillah I am Muslim = Hamdolsun Müslümanım” oldu.

Sordum: Nerden anladınız?  “Çünkü elinizde misvah = tespih var” dedi.

O anda ne olduysa sonradan çok hoşuma giden bir cümle ağzımdan boşaldı: ‘But I am Atatürk Muslim I am drinking Whiskey = Ama ben Atatürk Müslümanıyım viski içiyorum’

Aylardır seçim konusu kamuoyunu ve tartışmaları meşgul ediyor. Herkes çok gergin kimse kimseyi dinlemiyor, herkes birbirini suçluyor, yalan haber, sahte bilgi, kişisel hakaretler gırla…

O gün uçakta Türkiye’de Kovid’i ilk yazan bendim ve yine CHP’nin vakıf olması gerektiğini birkaç yıl önce yazan da benim.

Şimdi seçim bitti, sonuçlar belli oldu ve rahatlıkla konuya geri dönebilirim.

Seçim kampanyasında iki rakip ittifak arasında sürekli ideolojik bazda tartışmalarda Atatürk konusu gündeme geldi.

Ben de sürekli olarak “Atatürk Müslümanı” konusuna referans yaptım.

CHP’nin bir siyasi parti olmaktan feragat edip bir vakıfa dönüşmesinin demokrasi sürecinin Türkiye’de gelişmesi için en önemli faktör olarak görüyorum.

Tabii ki konu ister istemez Atatürk'e geliyor.

Bence CHP’nin Mustafa Kemal Atatürk’ü kendi inhisarına almış olması toplumda bir türlü yerine oturmamış bir kişilik tartışması yaratmakta.

Görüyorum, Atatürk’ün şık giyim kuşam tarzı sürekli gündeme geliyor.

Abartılı karşılaştırmalar yapılıyor.

İzmir Marşı okumak Atatürkçü olmak gibi basit bir sembole indirgenmiş.

Öncelikle olayların hangi şartlar içinde nasıl ve neden yapıldığını bilmekte fayda var.

Başta Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, batmakta olan bir imparatorluğu Osmanlı eğitim sisteminden yetişmiş zabitler olarak, inanılmaz bir mucizeyle Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştürüyorlar.

Bu lider grubu münhasıran asker, o nedenle yapılanlara o açıdan bakmak gerek. Bir ulus yaratılmaya çalışılıyor, o arada atılan bazı adımlar eksik veya yanlış olabiliyor.

Devlet, CHP’yi siyasi parti olarak kuruyor. "Partinin geliri olsun" diyerek İş Bankası’ndan hisse veriyor.

Sonra ikinci bir parti kuruluyor, bakıyorlar kontrol elden gidiyor ikinci parti hemen kapatılıyor. Yani parti kapatma geleneği ilk günden beri var.

Rejimin sigortası TSK’ya veriliyor, fakat emanet sorumluluğu duygusu darbe geleneğini de beraberinde getiriyor.

Genç nesil yetiştirmek üzere Nutuk ve Gençliğe Hitabe hazırlanıyor. Fakat bugün o hitabenin içeriğindeki şüphecilik duygusu bugün hem yabancı paranoyası hem de orantısız bir sahiplenme duygusuna yol açıyor.

Bu tür duygular tribünlerde ‘Atatürk’ün askerleriyiz’ sloganıyla vücut buluyor. Halbuki demokratik olarak bir oksimoron. Sonra Atatürk’ün kendilerini aldattığını düşünen Kürt politikacılardan birisi “Askeri değil generali olsanız ne yazar” diye meydanlarda bangır bangır bağırıyor.

Örnek çok fakat son bir örnek vermeden edemeyeceğim. Atatürk devrimleri denilen fakat şekilciliğe dayanan birçok reformlardan birisi de ‘Şapka Devrimidir’

Hikaye malum. Rize halkı fötr şapka giymeyi reddeder.

Atatürk çok sinirlenir ve Hamidiye zırhlısını Rize’ye gönderir ve Rize’yi bombalatır. Rizeliler seve seve şapka giyer.

Cumhuriyet’in 100. yılına girerken bakıyoruz da Rize’li bir politikacı, Erdoğan, fötr şapkanın 180 derece yansıması türban konusunu başarılı bir siyasi dava haline evirip, kamusal alanda türbanı yasal kullanıma sokuyor ve 21 yıldır iktidarda.

Bu nedenle artık toplumsal olarak bir senteze gitmek ve Atatürk konusunu tarihe ve tarihçilere bırakmak zamanı geldi.

Atatürk, küllerden mucize yaparak yeni bir ülke yaratmıştır. Çok başarılı bir askerdir.

Çok kurnaz bir politikacıdır. Osmanlı geleneğini dış politikada birebir uygulamış ve Büyük Devletleri idare etmiş siyasi bir dâhidir. İngilizlerin kuklası Yunanlıların işgalinde Lenin’e emperyalizm kartını açıp silah ve para yardımı sağlamıştır.

Savaşı kazandıktan sonra Rusların Akdeniz hayalini, İngilizlerin himayesinde Montrö Antlaşmasına bağlayarak suya düşürmüştür. Sosyal medyada parlatılan İngiliz Kralını ayağına getirdi. Konusu önemli değil, burada önemli olan Batı’nın Türkiye’yi ve Boğazları kazanması olayıdır. Afrika’da maden aramak için Kabile kralının ayağına giden Batılı krallar TR ve Boğazları kazanmak için tabii ki Dolmabahçe’ye gelecek. Gerçekçi olmakta fayda var.

Kesinlikle mukayese yapmıyorum. Bugünkü Los Angeles Times’in manşeti "Erdoğan kazanırsa Rusya ve Amerika arasında ince bir denge tutmaya çalışacak" şeklinde. Tesadüf olamaz!

Kısacası Osmanlı’nın düşüş döneminde Abdülhamid de Atatürk de Erdoğan da aynı ipte denge sağlamak zorunda kalmıştır. Hepsi Survivor modudur. Ülke Konumu itibariyle esnek, oynak ve idare eder durumda olmak zorundasın.

Erzurum deyimiyle ‘İti ite kırdırıp’ kazanacaksın.

Şimdi Gelelim Vakıf Adayı CHP’ye

Bendeniz bunu Türkiye’de ilk yazan kişiyim ya…

Özellikle Atatürkçü teyzeler hayvan dostu ‘Panter Emel’ edasıyla üzerime çullandılar. Tam bir sinkaf sağanağı…

Belli kesimlerde ideolojik bağnazlık ve kireçlenme fizik tedaviyle iflah olmaktan çıkmış.

Özetle şunu söylüyorum:

Türkiye’de sağda partiler değil liderler önemlidir. Menderes’ten bu yana böyledirler. Partiler bugün var, yarın yok. Görüşler kalıcı ve onu o dönem en iyi temsil eden lider iktidar. Bu zincirleme olgu, bir defa kısa bir süre kırılmıştı. Ecevit’in halk adamı olması, dünyada esen sol rüzgarları arkasına alması kendisini iktidara taşımıştı.

CHP ve Atatürk ideolojisin kendisine sorması gereken basit bir soru var: Yüz yıl geçti. Niçin iktidar olamıyoruz? Neden yüzde 25’lerde patinaj yapıyoruz!

Halka küfür etmek, cahil demek, koyun demek soruya cevap teşkil etmiyor.

Kurucu babanın kurduğu bir devlet partisi var. Tam net ideolojisi olmayan 6 ok var. Solculuk, devletçilik, halkçılık, milliyetçilik ortaya karışık masaya konmuş. Kemalizm ve Atatürkçülük, Ulusalcılık, Türkçülük birbirine karışmış.

Atatürk, ulus inşa ederken çeşitli kurumlar kurmuş. Bunlardan birisi de "siyaset tek elden yürütülsün" diyerek kurulan CHP’dir. Diğeri ise “din işleri tek elden yürütülsün” diyerek kurduğu Diyanet İşleri. Bir diğeri de “temel tüketim olsun” diye kurduğu Nazilli Basma ve Şişe Cam fabrikası gibi kurumlar.

Şimdi artık başka bir dünyadayız. Bütün bu kurumların fonksiyonu değişti. Türkiye’de siyaset olarak bakarsak, bu kurumlar içinden CHP’nin de raf ömrünün bittiğini görüyoruz.

Madem ki demokrasi isteniyor, o zaman solda sosyal demokrat bir parti kurulsun, kendini solcu hisseden vatandaş o adrese gitsin. Şimdi sol enerji CHP’ye gidiyor fakat CHP içindeki değişik yapılanmalar gelen enerjiyi kıyma makinesinden geçiriyor.

Bu anakronik yapısıyla CHP siyasi bir dinozoru oluşturuyor ve demokrasi yolunda ilerlemek isteyen Türkiye’nin önünde bariyer teşkil ediyor.

Gelin CHP’yi vakıf yapın. Nasıl olsa devlet tarafından her ilçede kurulmuş binaları var. Atatürk tarafından armağan edilmiş İş Bankası hisseleri var (Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da emekli olduktan sonra CHP temsilcisi olarak yönettim kurulu üyesiydi. Rahmetli Deniz Baykal da İş Bankası hisselerini başka bir genel başkan yardımcısının şoförüne ve hizmetçisine devretti.)

Yani görüntü zaten vakıf yapılanması. Atatürk’ü siyasi malzeme yapmadan, mirasına sadık kalınarak ve karşı mahallenin belden aşağı ithamlarına meydan vermeyecek ‘muasır ülkelere’ yakışır bir sol parti kurulsun. (İlk aklıma gelen Alman Sosyal Demokrat Partisidir) 

Son seçimde de görüldüğü gibi, belli bir ekonomik ideoloji olmadan, iktidar düşmanlığı yaparak, fukaralık edebiyatı yaparak seçim kazanılmıyor.

Kaybedilen seçimlerin faturasını halka çıkarmak ve komplo teorileriyle avunmak sadece aynı filmi tekrar izlemeye yarıyor.

Zehir gibi mücadele ederek liderleri Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında Cumhuriyeti kuran kahraman Osmanlı zabitlerinin eserini bir üst seviyeye taşıyın. Onlara tarihte layık oldukları yeri verin. Ki Türkiye yeryüzü ailesinde saygın bir üye olarak hayatına devam etsin. CHP vakıf olsun!

">

Takvimler 2019’un Ocak ayını gösteriyor. Her sene olduğu gibi Avrupa'da kayak tatili yapıyoruz. Gençler sabahtan dağa çıkıyor. Belli bir yaşa geldiğim için riski göze almıyorum, şirin İtalyan kasabasında günü annemle beraber geçiriyorum. Otelde bol bol TV izliyorum. TV’lerde bir Wuhan, Çin, virüs muhabbetidir gidiyor.

Birkaç gün sonra durumu biraz da kalbi hislerle çözdüm. Olay büyük ve dünyanın başına küresel olarak görülmemiş bir bela açacak.

Araştırmamı yaptım ve İtalya dönüşü, İstanbul- Washington 12 saatlik uçuşta analizimi yazmaya başladım.

Yazı yazarken benim de kendime göre bir rutinim var. Bourbon içerim, Türk müziği dinlerim ve tespih çekerim.

Kovid henüz bilinmediği için THY’de içki servisi var. Bourbon yok, viskiyle devam. Kulaklığı taktım; Türkçe nameler, ana karnından itibaren DNA’mıza işlemiş sedalarla kelimeler İPad’de yazıya dökülüyor. Keyfim 1500!

Derken ikinci kadeh geldi ve bir ara hostes kız gelip beni uyardı: Yemek servisi başlıyor. Kulaklığı çıkarır çıkarmaz yan koltuğumda oturan beyefendi bana döndü ve ‘Excuse me brother = Kardeş Pardon, Are You Muslim = Müslüman mısınız’ diye sordu. Benim reaksiyon cevabım: “Elhamdülillah I am Muslim = Hamdolsun Müslümanım” oldu.

Sordum: Nerden anladınız?  “Çünkü elinizde misvah = tespih var” dedi.

O anda ne olduysa sonradan çok hoşuma giden bir cümle ağzımdan boşaldı: ‘But I am Atatürk Muslim I am drinking Whiskey = Ama ben Atatürk Müslümanıyım viski içiyorum’

Aylardır seçim konusu kamuoyunu ve tartışmaları meşgul ediyor. Herkes çok gergin kimse kimseyi dinlemiyor, herkes birbirini suçluyor, yalan haber, sahte bilgi, kişisel hakaretler gırla…

O gün uçakta Türkiye’de Kovid’i ilk yazan bendim ve yine CHP’nin vakıf olması gerektiğini birkaç yıl önce yazan da benim.

Şimdi seçim bitti, sonuçlar belli oldu ve rahatlıkla konuya geri dönebilirim.

Seçim kampanyasında iki rakip ittifak arasında sürekli ideolojik bazda tartışmalarda Atatürk konusu gündeme geldi.

Ben de sürekli olarak “Atatürk Müslümanı” konusuna referans yaptım.

CHP’nin bir siyasi parti olmaktan feragat edip bir vakıfa dönüşmesinin demokrasi sürecinin Türkiye’de gelişmesi için en önemli faktör olarak görüyorum.

Tabii ki konu ister istemez Atatürk'e geliyor.

Bence CHP’nin Mustafa Kemal Atatürk’ü kendi inhisarına almış olması toplumda bir türlü yerine oturmamış bir kişilik tartışması yaratmakta.

Görüyorum, Atatürk’ün şık giyim kuşam tarzı sürekli gündeme geliyor.

Abartılı karşılaştırmalar yapılıyor.

İzmir Marşı okumak Atatürkçü olmak gibi basit bir sembole indirgenmiş.

Öncelikle olayların hangi şartlar içinde nasıl ve neden yapıldığını bilmekte fayda var.

Başta Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, batmakta olan bir imparatorluğu Osmanlı eğitim sisteminden yetişmiş zabitler olarak, inanılmaz bir mucizeyle Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştürüyorlar.

Bu lider grubu münhasıran asker, o nedenle yapılanlara o açıdan bakmak gerek. Bir ulus yaratılmaya çalışılıyor, o arada atılan bazı adımlar eksik veya yanlış olabiliyor.

Devlet, CHP’yi siyasi parti olarak kuruyor. "Partinin geliri olsun" diyerek İş Bankası’ndan hisse veriyor.

Sonra ikinci bir parti kuruluyor, bakıyorlar kontrol elden gidiyor ikinci parti hemen kapatılıyor. Yani parti kapatma geleneği ilk günden beri var.

Rejimin sigortası TSK’ya veriliyor, fakat emanet sorumluluğu duygusu darbe geleneğini de beraberinde getiriyor.

Genç nesil yetiştirmek üzere Nutuk ve Gençliğe Hitabe hazırlanıyor. Fakat bugün o hitabenin içeriğindeki şüphecilik duygusu bugün hem yabancı paranoyası hem de orantısız bir sahiplenme duygusuna yol açıyor.

Bu tür duygular tribünlerde ‘Atatürk’ün askerleriyiz’ sloganıyla vücut buluyor. Halbuki demokratik olarak bir oksimoron. Sonra Atatürk’ün kendilerini aldattığını düşünen Kürt politikacılardan birisi “Askeri değil generali olsanız ne yazar” diye meydanlarda bangır bangır bağırıyor.

Örnek çok fakat son bir örnek vermeden edemeyeceğim. Atatürk devrimleri denilen fakat şekilciliğe dayanan birçok reformlardan birisi de ‘Şapka Devrimidir’

Hikaye malum. Rize halkı fötr şapka giymeyi reddeder.

Atatürk çok sinirlenir ve Hamidiye zırhlısını Rize’ye gönderir ve Rize’yi bombalatır. Rizeliler seve seve şapka giyer.

Cumhuriyet’in 100. yılına girerken bakıyoruz da Rize’li bir politikacı, Erdoğan, fötr şapkanın 180 derece yansıması türban konusunu başarılı bir siyasi dava haline evirip, kamusal alanda türbanı yasal kullanıma sokuyor ve 21 yıldır iktidarda.

Bu nedenle artık toplumsal olarak bir senteze gitmek ve Atatürk konusunu tarihe ve tarihçilere bırakmak zamanı geldi.

Atatürk, küllerden mucize yaparak yeni bir ülke yaratmıştır. Çok başarılı bir askerdir.

Çok kurnaz bir politikacıdır. Osmanlı geleneğini dış politikada birebir uygulamış ve Büyük Devletleri idare etmiş siyasi bir dâhidir. İngilizlerin kuklası Yunanlıların işgalinde Lenin’e emperyalizm kartını açıp silah ve para yardımı sağlamıştır.

Savaşı kazandıktan sonra Rusların Akdeniz hayalini, İngilizlerin himayesinde Montrö Antlaşmasına bağlayarak suya düşürmüştür. Sosyal medyada parlatılan İngiliz Kralını ayağına getirdi. Konusu önemli değil, burada önemli olan Batı’nın Türkiye’yi ve Boğazları kazanması olayıdır. Afrika’da maden aramak için Kabile kralının ayağına giden Batılı krallar TR ve Boğazları kazanmak için tabii ki Dolmabahçe’ye gelecek. Gerçekçi olmakta fayda var.

Kesinlikle mukayese yapmıyorum. Bugünkü Los Angeles Times’in manşeti "Erdoğan kazanırsa Rusya ve Amerika arasında ince bir denge tutmaya çalışacak" şeklinde. Tesadüf olamaz!

Kısacası Osmanlı’nın düşüş döneminde Abdülhamid de Atatürk de Erdoğan da aynı ipte denge sağlamak zorunda kalmıştır. Hepsi Survivor modudur. Ülke Konumu itibariyle esnek, oynak ve idare eder durumda olmak zorundasın.

Erzurum deyimiyle ‘İti ite kırdırıp’ kazanacaksın.

Şimdi Gelelim Vakıf Adayı CHP’ye

Bendeniz bunu Türkiye’de ilk yazan kişiyim ya…

Özellikle Atatürkçü teyzeler hayvan dostu ‘Panter Emel’ edasıyla üzerime çullandılar. Tam bir sinkaf sağanağı…

Belli kesimlerde ideolojik bağnazlık ve kireçlenme fizik tedaviyle iflah olmaktan çıkmış.

Özetle şunu söylüyorum:

Türkiye’de sağda partiler değil liderler önemlidir. Menderes’ten bu yana böyledirler. Partiler bugün var, yarın yok. Görüşler kalıcı ve onu o dönem en iyi temsil eden lider iktidar. Bu zincirleme olgu, bir defa kısa bir süre kırılmıştı. Ecevit’in halk adamı olması, dünyada esen sol rüzgarları arkasına alması kendisini iktidara taşımıştı.

CHP ve Atatürk ideolojisin kendisine sorması gereken basit bir soru var: Yüz yıl geçti. Niçin iktidar olamıyoruz? Neden yüzde 25’lerde patinaj yapıyoruz!

Halka küfür etmek, cahil demek, koyun demek soruya cevap teşkil etmiyor.

Kurucu babanın kurduğu bir devlet partisi var. Tam net ideolojisi olmayan 6 ok var. Solculuk, devletçilik, halkçılık, milliyetçilik ortaya karışık masaya konmuş. Kemalizm ve Atatürkçülük, Ulusalcılık, Türkçülük birbirine karışmış.

Atatürk, ulus inşa ederken çeşitli kurumlar kurmuş. Bunlardan birisi de "siyaset tek elden yürütülsün" diyerek kurulan CHP’dir. Diğeri ise “din işleri tek elden yürütülsün” diyerek kurduğu Diyanet İşleri. Bir diğeri de “temel tüketim olsun” diye kurduğu Nazilli Basma ve Şişe Cam fabrikası gibi kurumlar.

Şimdi artık başka bir dünyadayız. Bütün bu kurumların fonksiyonu değişti. Türkiye’de siyaset olarak bakarsak, bu kurumlar içinden CHP’nin de raf ömrünün bittiğini görüyoruz.

Madem ki demokrasi isteniyor, o zaman solda sosyal demokrat bir parti kurulsun, kendini solcu hisseden vatandaş o adrese gitsin. Şimdi sol enerji CHP’ye gidiyor fakat CHP içindeki değişik yapılanmalar gelen enerjiyi kıyma makinesinden geçiriyor.

Bu anakronik yapısıyla CHP siyasi bir dinozoru oluşturuyor ve demokrasi yolunda ilerlemek isteyen Türkiye’nin önünde bariyer teşkil ediyor.

Gelin CHP’yi vakıf yapın. Nasıl olsa devlet tarafından her ilçede kurulmuş binaları var. Atatürk tarafından armağan edilmiş İş Bankası hisseleri var (Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da emekli olduktan sonra CHP temsilcisi olarak yönettim kurulu üyesiydi. Rahmetli Deniz Baykal da İş Bankası hisselerini başka bir genel başkan yardımcısının şoförüne ve hizmetçisine devretti.)

Yani görüntü zaten vakıf yapılanması. Atatürk’ü siyasi malzeme yapmadan, mirasına sadık kalınarak ve karşı mahallenin belden aşağı ithamlarına meydan vermeyecek ‘muasır ülkelere’ yakışır bir sol parti kurulsun. (İlk aklıma gelen Alman Sosyal Demokrat Partisidir) 

Son seçimde de görüldüğü gibi, belli bir ekonomik ideoloji olmadan, iktidar düşmanlığı yaparak, fukaralık edebiyatı yaparak seçim kazanılmıyor.

Kaybedilen seçimlerin faturasını halka çıkarmak ve komplo teorileriyle avunmak sadece aynı filmi tekrar izlemeye yarıyor.

Zehir gibi mücadele ederek liderleri Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında Cumhuriyeti kuran kahraman Osmanlı zabitlerinin eserini bir üst seviyeye taşıyın. Onlara tarihte layık oldukları yeri verin. Ki Türkiye yeryüzü ailesinde saygın bir üye olarak hayatına devam etsin. CHP vakıf olsun!

Tüm yazılarını göster