Diktatör mü, değil mi?

Özelllikle son yıllarda Başbakan Erdoğan'n diktatör olup olmaması sıklıkla tartışılmaya başlandı....

Özden Yolagiden ozden.yolagiden@gmail.com

Özelllikle son yıllarda Başbakan Erdoğan'n diktatör olup olmaması sıklıkla tartışılmaya başlandı. Toplumda yüksek sesle dile getirilmekte olan diktatörlük tartışması için Başbakan Erdoğan Kemal Kılıçdaroğlu'nun da katıldığı bir toplantıda "aramızda bana diktatör diyenler var" diye imalı bir söz etmişti.

Bu çıkıştan sonra basında diktatör tartışmaları yeniden alevlendi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu iddia ve söylemine Almanya'da geçtiğimiz günlerde katıldığı toplantıda da dile getirdi.

Diktatörlük kavramı Roma İmparatorluğu döneminde başladı ve diktatörler günümüzdeki sisteme benzer bir sistemle seçiliyorlardı! Ta ki Sezar’ın ölümüne dek!

Dünya siyaset sahnesi acımasız diktatörlük uygulamalarına sahne oldu. Gaz odalarında yakılan, sürgüne zorlanan binlerce insanlar...Katliamlar. Savaşlar.

Dünya tarihi acılarla yazıldı.Dünya tarihinin kana boyayan diktatörlerin büyük bir kısmı seçimle iş başı yaptılar. Mussolini yüzde 60 üstü oy aldı, Hitler yüzde 44, Saddam yüzde 99 oy oranına ulaştı.
Seçim sonuçlarına bakınca en çok oy alarak iktidara erişmek ve erişilen iktidarı uzun süre devam ettirmek diktatör olmamanın kanıtı olamaz. Sürekli iktidar, iktidardan beslenenleri şımartır. Bu şımarıklık iktidar sahiplerinin gerçeği görmesini engeller. Ve tarihte hiç bir diktatör "evet, ben diktatörüm" dememiştir!

Çok oy almak diktatör olmadığını gösterirken, diktatörlüğün kanıtı neler olabilir?

Diktatör, en yalın anlamı ile, bütün yetkileri elinde bulunduran kişidir. Neyin, ne zaman ne şekilde yapılması gerektiğini belirleyen ve hedefe giderken akan kanın hesabını yapmayan kişidir diktatör.

Ben yaptım oldu zihniyeti diktatörlüğün belirtisidir. Kendisini ‘hukuktan üstün görmek ve bu psikolojiyle ipleri elinde tutma çabası diktatörlüğün izlerini taşır. Medyaya baskı kurar ve medya aracılığı ile kendisini halka çok sevilen bir lider gibi yansıtır.

Yasaları istediği zaman, istediği gibi değiştirir. Kendilerine muhalif olan kişi veya kurumlara ceza verilmesini sağlayarak miskinleştirirler, tepki veremez hale getirirler. Aydınlar bir şekilde susturulur.

Peki Türkiye'deki görüntü nedir?

Yani, CHP liderinin sürekli ve ısrarla bahsettiği gibi Başbakan Erdoğan diktatör müdür?

Türkiye son 10 yılda çeşitli davalarla bir korku imparatorluğuna döndüğünü ve Başbakan Erdoğan'ın partide tek adam olmadığını kimse inkar edemez. Kamuoyunun bildiği ve yakından takip ettiği gibi onlarca davada yüzlerce asker ve aydın inanılmaz cezalara çarptırıldılar. Başbakan ErdOğan tam bu günlerde ben bu davanın savcısıyım demişti.

Değişik zamanlarda muhalif holdinglere ve bazı medya kuruluşlarına, maliye denetimleri ve b denetimler sonrasında ciddi cezalar verilmesi peki çok kişide aynı kanıyı uyandırdı! BU tür cezalar hep muhalif sesleri dindirmek, bastırmak olarak algılandı.

Yine bu dönemlerde, aleyhte yazan köşe yazarları için medya patronlarına baskı kurulması ve onlarca köşe yazarının işini bu baskılardan kaybettiğini kimse inkar edemez!

Başbakan Erdoğan'ın toplumun belirli bir kesimini sürekli aşağılamasını siyaset refleksi olarak görmeye çalışsak da, yargı "Taksim’e topçu Kışlasına hayır" derken, başbakan, mutlaka olacak demesi, Atatürk Orman Çiftliği içerisinde yapılmakta olan Baş(ba)kanlık sarayı için mahkeme kararına rağmen devam edilmesi…

Üçüncü köprü, Kanal İstanbul gibi projelerde sürekli mahkemelerle tartışmalara girilmesi, eleştiriler karşısındaki düşük sabır seviyesi başta CHP olmak üzere muhalefetin belli bir kesiminden ciddi tepki görmektedir.

Başbakan Erdoğan, Oslo görüşmeleri olarak bilinen, MİT-PKK görüşmesinin ortaya çıkmasından ve savcıların MİT Müsteşarı hakkında dava açmasından sonra “Hakan Fidan’ı yedirmem” demesi, ve hazırlanan MİT yasası ile müsteşara bir nevi dokunulmazlık sağlaması başbakanın tek başına karar aldığı hissini kuvvetlendirmektedir. İktdar, HSYK düzenlemelerinde olduğu gibi elindeki sayısal çoğunlukla istediği zaman istediği yasayı değiştirmektedir.

Uludere, Gezi olayları gibi tarihin yapraklarını acıtacak ama hep canlı tutacak olayların bu dönemde gerçekleşmesi ve bir nevi üzerinin örtülmesi toplumun bir kesimini hüzne boğuyor.

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için herkes, ama herkes, Başbakan Erdoğan'ın ağzından çıkacak lafı bekliyor. Erdoğan'dan sonra partinin başına geçecek kişi için Başbakan'ın işareti bekleniyor.

Günümüzde, geçmişteki diktatör tecrübelerinden yararlanarak bir Erdoğan portresi oluşturulacaksa evet tam bir diktatör elbisesi üzerine oturmayabilir belki ama sıkıştırılmış, daraltılmış bir "otoriter" elbisesi sanırım biraz daha uygun olacaktır. Eğer çevresindekiler “padişahım sen çok yaşa” demeye devam ederlerse otoriter elbisenin genişlemeyeceğinin, garantisini de kimse veremez!

Günümüz Türkiyesinde, muhalifler diktatör derken, oy veren çoğunluk Başbakan Erdoğan'ın diktatör olduğuna inanmamaktadır. Bu inanışın gerçek olup olmadığını, Başbakan Erdoğan'ın diktatör mü, otoriter mi olduğu, gelecekte tarihin sayfalarınan öğrenilecektir.

www.twitter.com/yolagiden

">

Özelllikle son yıllarda Başbakan Erdoğan'n diktatör olup olmaması sıklıkla tartışılmaya başlandı. Toplumda yüksek sesle dile getirilmekte olan diktatörlük tartışması için Başbakan Erdoğan Kemal Kılıçdaroğlu'nun da katıldığı bir toplantıda "aramızda bana diktatör diyenler var" diye imalı bir söz etmişti.

Bu çıkıştan sonra basında diktatör tartışmaları yeniden alevlendi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu iddia ve söylemine Almanya'da geçtiğimiz günlerde katıldığı toplantıda da dile getirdi.

Diktatörlük kavramı Roma İmparatorluğu döneminde başladı ve diktatörler günümüzdeki sisteme benzer bir sistemle seçiliyorlardı! Ta ki Sezar’ın ölümüne dek!

Dünya siyaset sahnesi acımasız diktatörlük uygulamalarına sahne oldu. Gaz odalarında yakılan, sürgüne zorlanan binlerce insanlar...Katliamlar. Savaşlar.

Dünya tarihi acılarla yazıldı.Dünya tarihinin kana boyayan diktatörlerin büyük bir kısmı seçimle iş başı yaptılar. Mussolini yüzde 60 üstü oy aldı, Hitler yüzde 44, Saddam yüzde 99 oy oranına ulaştı.
Seçim sonuçlarına bakınca en çok oy alarak iktidara erişmek ve erişilen iktidarı uzun süre devam ettirmek diktatör olmamanın kanıtı olamaz. Sürekli iktidar, iktidardan beslenenleri şımartır. Bu şımarıklık iktidar sahiplerinin gerçeği görmesini engeller. Ve tarihte hiç bir diktatör "evet, ben diktatörüm" dememiştir!

Çok oy almak diktatör olmadığını gösterirken, diktatörlüğün kanıtı neler olabilir?

Diktatör, en yalın anlamı ile, bütün yetkileri elinde bulunduran kişidir. Neyin, ne zaman ne şekilde yapılması gerektiğini belirleyen ve hedefe giderken akan kanın hesabını yapmayan kişidir diktatör.

Ben yaptım oldu zihniyeti diktatörlüğün belirtisidir. Kendisini ‘hukuktan üstün görmek ve bu psikolojiyle ipleri elinde tutma çabası diktatörlüğün izlerini taşır. Medyaya baskı kurar ve medya aracılığı ile kendisini halka çok sevilen bir lider gibi yansıtır.

Yasaları istediği zaman, istediği gibi değiştirir. Kendilerine muhalif olan kişi veya kurumlara ceza verilmesini sağlayarak miskinleştirirler, tepki veremez hale getirirler. Aydınlar bir şekilde susturulur.

Peki Türkiye'deki görüntü nedir?

Yani, CHP liderinin sürekli ve ısrarla bahsettiği gibi Başbakan Erdoğan diktatör müdür?

Türkiye son 10 yılda çeşitli davalarla bir korku imparatorluğuna döndüğünü ve Başbakan Erdoğan'ın partide tek adam olmadığını kimse inkar edemez. Kamuoyunun bildiği ve yakından takip ettiği gibi onlarca davada yüzlerce asker ve aydın inanılmaz cezalara çarptırıldılar. Başbakan ErdOğan tam bu günlerde ben bu davanın savcısıyım demişti.

Değişik zamanlarda muhalif holdinglere ve bazı medya kuruluşlarına, maliye denetimleri ve b denetimler sonrasında ciddi cezalar verilmesi peki çok kişide aynı kanıyı uyandırdı! BU tür cezalar hep muhalif sesleri dindirmek, bastırmak olarak algılandı.

Yine bu dönemlerde, aleyhte yazan köşe yazarları için medya patronlarına baskı kurulması ve onlarca köşe yazarının işini bu baskılardan kaybettiğini kimse inkar edemez!

Başbakan Erdoğan'ın toplumun belirli bir kesimini sürekli aşağılamasını siyaset refleksi olarak görmeye çalışsak da, yargı "Taksim’e topçu Kışlasına hayır" derken, başbakan, mutlaka olacak demesi, Atatürk Orman Çiftliği içerisinde yapılmakta olan Baş(ba)kanlık sarayı için mahkeme kararına rağmen devam edilmesi…

Üçüncü köprü, Kanal İstanbul gibi projelerde sürekli mahkemelerle tartışmalara girilmesi, eleştiriler karşısındaki düşük sabır seviyesi başta CHP olmak üzere muhalefetin belli bir kesiminden ciddi tepki görmektedir.

Başbakan Erdoğan, Oslo görüşmeleri olarak bilinen, MİT-PKK görüşmesinin ortaya çıkmasından ve savcıların MİT Müsteşarı hakkında dava açmasından sonra “Hakan Fidan’ı yedirmem” demesi, ve hazırlanan MİT yasası ile müsteşara bir nevi dokunulmazlık sağlaması başbakanın tek başına karar aldığı hissini kuvvetlendirmektedir. İktdar, HSYK düzenlemelerinde olduğu gibi elindeki sayısal çoğunlukla istediği zaman istediği yasayı değiştirmektedir.

Uludere, Gezi olayları gibi tarihin yapraklarını acıtacak ama hep canlı tutacak olayların bu dönemde gerçekleşmesi ve bir nevi üzerinin örtülmesi toplumun bir kesimini hüzne boğuyor.

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için herkes, ama herkes, Başbakan Erdoğan'ın ağzından çıkacak lafı bekliyor. Erdoğan'dan sonra partinin başına geçecek kişi için Başbakan'ın işareti bekleniyor.

Günümüzde, geçmişteki diktatör tecrübelerinden yararlanarak bir Erdoğan portresi oluşturulacaksa evet tam bir diktatör elbisesi üzerine oturmayabilir belki ama sıkıştırılmış, daraltılmış bir "otoriter" elbisesi sanırım biraz daha uygun olacaktır. Eğer çevresindekiler “padişahım sen çok yaşa” demeye devam ederlerse otoriter elbisenin genişlemeyeceğinin, garantisini de kimse veremez!

Günümüz Türkiyesinde, muhalifler diktatör derken, oy veren çoğunluk Başbakan Erdoğan'ın diktatör olduğuna inanmamaktadır. Bu inanışın gerçek olup olmadığını, Başbakan Erdoğan'ın diktatör mü, otoriter mi olduğu, gelecekte tarihin sayfalarınan öğrenilecektir.

www.twitter.com/yolagiden

Tüm yazılarını göster